Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
Fındığın dallarını büyüttük, peki verimini ne yaptık? Karadeniz'de fındık üreticisinin zihnine yıllardır neredeyse tartışılmaz bir doğru yerleştirildi: Fındıktan verim almak istiyorsan azotlu gübre kullanacaksın! Ziraat eğitiminin temel öğretilerinden biri de bitkinin azot ihtiyacıydı. Azot, bitki için vazgeçilmezdi. Zamanla bu bilimsel gerçek, sanki her yıl kimyasal azotlu gübre kullanmak da vazgeçilmezmiş gibi algılanmaya başladı. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren halk arasında 26'lık gübre olarak bilinen azotlu gübrenin kullanımı fındık bahçelerinde iyice yaygınlaştı. Üretici daha fazla fındık almak istiyordu. Ziraat mühendisleri gübrelemeyi öneriyor, devlet de gübre destekleri sağlıyordu. Peki, otuz yılı aşkın sürenin sonunda ne oldu? FINDIĞIN DALLARINI BÜYÜTTÜK, PEKİ VERİMİNİ? Fındık dalları büyüdü. Hem de nasıl büyüme! Eskiden dalından rahatlıkla fındık toplanabilen bahçelerde hasat güçleşti. Zaten sık dikilmiş geleneksel fındık ocakları daha da sıklaştı. Dallar birbirine girdi. Güneş ışığının ve rüzgârın bahçenin içlerine ulaşması zorlaştı. Budama, başlı başına bir sorun hâline geldi. Elbette bütün bunları yalnızca azotlu gübreye bağlayamayız. Yanlış dikim, yetersiz budama ve yaşlanan ocakların da payı var. Ancak aşırı azotun sürgün ve yaprak gelişimini teşvik ettiği de biliniyor. Peki, fındığın dallarını böylesine büyüten gübreleme alışkanlığımız, meyvesini de aynı ölçüde artırabildi mi? Rakamlar düşündürücü. 1990 yılında Türkiye'de yaklaşık 4 milyon 350 bin dekar fındık bahçesi vardı. Dekar başına ortalama verim 86 kilogram civarındaydı. 2024 yılında fındık alanları 7 milyon 498 bin dekara ulaşırken, ortalama verim yaklaşık 96 kilogram olarak gerçekleşti. [1] Elbette iki yılın verileriyle kesin hüküm verilemez. Fındıkta iklim, don, hastalık ve diğer etkenler nedeniyle yıllık verim dalgalanmaları oldukça büyük. Ama şu soruyu sormamıza da engel değil: Otuz yılı aşkın sürede fındık bahçelerini büyüttük. Peki, birim alandan aldığımız ürünü neden aynı ölçüde büyütemedik? Yoksa üretim alanlarının genişlemesini verimlilik artışıyla mı karıştırıyoruz? 1998 YILINDAKİ ARAŞTIRMA NE ANLATIYOR? Asıl ilginç olan, bu soruların bilim dünyasında yeni olmaması! Ondokuz Mayıs Üniversitesinden Neriman Beyhan, Taki Demir ve Abdülkadir Sürücü, 1995–1996 yıllarında Palaz fındığı üzerinde farklı azot dozlarının verim ve meyve kalitesine etkisini araştırmışlar. Üstelik kullanılan gübre, doğrudan halk arasında 26'lık olarak bilinen kalsiyum amonyum nitrat! Araştırmada azot verilen ocaklarda çotanaktaki meyve sayısı artmış. Ancak toplam verim, meyve ağırlığı, iç ağırlığı ve iç randımanında gübresiz ocaklara göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterilememiş. [2] Yani daha fazla azot, o araştırmanın koşullarında daha yüksek randıman anlamına gelmemiş. Kuşkusuz tek bir denemeden bütün fındık bahçeleri için sonuç çıkaramayız. Araştırmanın ürün değerlendirmesi de don nedeniyle yalnızca bir hasat yılına dayanıyor. Ama yaklaşık otuz yıl önce ortaya çıkan bu bulgu, şu soruyu sormamız için yeterli değil mi? Üreticiye yıllardır ne kadar gübre kullanacağını anlatan tarım yönetimi, kullanılan gübrenin gerçekte kaç kilogram fazladan sağlam iç fındık ürettiğini de aynı titizlikle araştırıp üreticiye anlattı mı? Üstelik Bakanlığın Fındık Araştırma Enstitüsü de yıllar boyunca gübrelemenin verim ve kalite üzerindeki etkilerini araştırmış.Demek ki araştırma yok değil! Peki, bu araştırmaların sonuçları üreticinin gübreleme alışkanlığını ne kadar değiştirebildi? Gübreyi atmayı öğrettik de karşılığında ne kazandığımızı sormayı mı unuttuk? YÜZ YAŞINDAKİ FINDIK OCAĞINA DAHA NE KADAR GÜBRE VERECEĞİZ? Karadeniz'deki geleneksel fındık bahçelerinin bir bölümünde ocakların yaşı 80–100 yıla ulaşmış, hatta bu yaşı aşmış olabilir. Oysa Tarım ve Orman Bakanlığının kendi yayınlarında fındık bahçelerinin ekonomik ömrü yaklaşık 50–60 yıl olarak belirtiliyor. [3] Bakanlık yaşlanan bahçelerin verimden düştüğünü biliyor.Peki, ekonomik ömrünü tamamlamış olabilecek ocakları her yıl yeniden gübreleyerek neyi çözmeye çalışıyoruz? Yaşlı ocakların kök sistemleri verilen azottan genç bahçeler kadar yararlanabiliyor mu? Aldıkları azotu meyveye mi, yoksa yeni dal ve yaprak gelişimine mi yönlendiriyor? Bunlar araştırılması gereken sorular. Dahası, Bakanlığın Fındık Araştırma Enstitüsü, yaşlı fındık bahçelerinde budama, dal sayısının sınırlandırılması, analizlere dayalı gübreleme ve diğer bakım işlemlerinin birlikte uygulanmasıyla ortalama %38 verim artışı sağlandığını açıklamış. [4] Yani çözümün yalnızca gübre torbasında olmadığı Bakanlığın kendi araştırmalarında da görülüyor! Üstelik devlet yıllarca fındık üreticisine alan bazlı gelir desteği verdi.Ancak 2023 yılındaki destekleme düzenlemesine bakalım. Geleneksel zeytin bahçelerinde gençleştirme budaması, destekten yararlanmanın şartı yapılmış. Budamanın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin kontrolü bile öngörülmüş. Fındık alan bazlı gelir desteğinde ise bahçenin yenilenmesi veya gençleştirilmesi böyle bir şart olarak yer almamış. [5] Ne güzel! Zeytinlik yaşlanınca gençleştirilecek, fındıklık yaşlanınca alanına göre desteklenecek! Elbette fındıkta da yenileme projeleri yapılmış. Ama bunlar neden bütünlüklü ve sonuçları ölçülen bir yenileme politikasının temelini oluşturamadı? Bakanlık kaç lira destek dağıttığını biliyor. Peki, bu desteklerin sonucunda kaç dekar yaşlı bahçenin yenilendiğini, dekar veriminin ne kadar arttığını da aynı açıklıkla ortaya koyabiliyor mu? TOPRAĞI BESLERKEN TOPRAĞI YORDUK MU? Bir de toprağın kendisine bakalım. Karadeniz'in bol yağış alan topraklarının önemli bir bölümü zaten asit karakterli. Azotlu gübrelerin uzun süreli ve yanlış kullanımı, gübre çeşidine bağlı olarak toprak asitliğini daha da artırabiliyor. Özellikle halk arasında şeker gübre olarak bilinen amonyum sülfatın asitleştirici etkisi oldukça belirgin. Öyle ki Bakanlık, toprak pH'sını düşürmesi nedeniyle bu gübrenin çay bahçelerinde kullanılmasını 2017 yılında yasaklamış. [6] Çay bahçelerindeki asitlik tehlikesini gören Bakanlık, fındık bahçelerimizdeki uzun dönemli asitlik değişimini ne ölçüde izledi? Elbette 26'lık CAN ile amonyum sülfat aynı değil. CAN'ın kireçli bileşenleri asitleştirici etkisini sınırlandırıyor. Ancak asitliğin artması, besin elementlerinin alınmasını ve kök gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Bir de bitki beslemenin Minimum Yasası var. Verimi, en fazla bulunan değil, ihtiyaca göre en yetersiz kalan besin elementi sınırlar. Yani istediğiniz kadar azot verin; fosfor, potasyum veya gerekli iz elementler yetersizse beklediğiniz ürünü alamayabilirsiniz. Fındığın dalı azottan büyürken, meyvesi başka bir besin maddesinin eksikliğinden gelişemiyor olabilir mi? Bir de yaprak gübreleri eklendi gübreleme alışkanlıklarımıza!Elbette analizlerle belirlenen eksikliklerde yapraktan gübreleme yararlı olabilir. Ama topraktaki asitlik ve besin dengesi sorunlarını çözmeden, her yeni gübre uygulamasından mucize beklemek ne kadar akılcı? Topraktan veriyoruz, yetmiyor; yapraktan veriyoruz. Peki, verdiğimizin karşılığını ne kadar alıyoruz? Bir de bahçelerimizin doğal yaşamı var. Avcı arkadaşlarım, eskiden sürüler hâlinde görülen sığırcık kuşlarının artık eskisi kadar görülmediğini anlatıyor. Sığırcıklar, topraktaki böcekler ve diğer omurgasız canlılarla beslenen kuşlar. Dolayısıyla tarım alanlarının ekolojik dengesi açısından önem taşıyorlar. Avrupa'da 28 ülkeyi kapsayan ve 2023 yılında yayımlanan kapsamlı bir bilimsel araştırma, yoğun tarımsal faaliyetlerin, özellikle tarım ilaçları ve gübre kullanımının, birçok kuş türünün azalmasında önemli rol oynayabildiğini ortaya koyuyor. [8] Elbette bu araştırma, Akçakoca'daki sığırcıkların azaldığını veya bunun doğrudan azotlu gübreden kaynaklandığını kanıtlamıyor. Ama şu soruyu sormamıza da engel değil: Fındık bahçelerinin dallarını büyütürken, toprağını ve bitki örtüsünü değiştirirken, farkında olmadan o bahçelerin doğal yaşamını da değiştirmiş olabilir miyiz? Böceklerle beslenen kuşların azalmasında yoğun gübrelemenin, tarım ilaçlarının ve yaşam alanlarındaki değişimin payı nedir? Bugün kahverengi kokarca gibi istilacı zararlılarla mücadele ederken, bahçelerimizin doğal düşmanlarını ve yararlı canlılarını ne ölçüde koruduğumuzu da araştırmamız gerekmez mi? Sığırcıkların kahverengi kokarcayı etkili biçimde kontrol ettiği kanıtlanmış değil. Ama bu, kuşların tarım ekosistemindeki yerini araştırmamıza engel değil. Bir yandan zararlılarla mücadeleye kaynak ayırırken, diğer yandan bahçelerimizin doğal dengesini ne ölçüde koruyabildiğimizi neden sorgulamayalım? Bir de gübrenin bahçenin dışına taşan etkileri var. Karadeniz'de balıkçıların kaykay olarak adlandırdığı, bilimsel adıyla müsilaj olarak bilinen peltemsi oluşumları düşünelim. Denizlerde azot ve fosfor gibi besin elementlerinin artması, mikroskobik alglerin aşırı çoğalmasına ve uygun çevresel koşullarda müsilaj oluşumuna katkıda bulunabiliyor. Ordu Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Beyhan Taş ve Prof. Dr. Mehmet Aydın, daha 2021 yılında fındık ve çay tarımında kullanılan gübrelerin yağışlarla akarsulara, oradan da Karadeniz'e taşınabileceğine dikkat çekmişlerdi. [9] Elbette denizde görülen her peltemsi oluşumun müsilaj olduğunu veya bunun yalnızca fındık gübrelerinden kaynaklandığını ileri süremeyiz. Evsel ve endüstriyel atıkların da önemli payı var.Ama sorulması gereken soru ortada: Fındık bahçelerine attığımız azotlu gübrenin ne kadarını bitki kullanıyor, ne kadarı yağışlarla derelere ve Karadeniz'e taşınıyor? Bakanlık, üreticinin toprağına verdiği gübrenin hesabını tutarken, bu gübrenin çevreye taşınan kısmının hesabını da tutmamalı mı? Yoksa fındığın verimini artırmak için toprağa attığımız gübrenin bir bölümünün bedelini Karadeniz'e mi ödetiyoruz?
Yazarın Diğer Yazıları
Tümü- YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
- PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
- “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
- FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ
- AKÇAKOCA'YA KADIN ELİ DEĞDİ, BÜROKRASİNİN ÇARKI DEĞİŞMEDİ!