Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ
Türkiye’de tarım politikalarının gerçek bilançosu, Ankara’nın gösterişli salonlarında değil, üreticinin emeğinin karşılığını aradığı taşra şehirlerinde ortaya çıkar. Akçakoca AFİKO Kooperatifi Başkanı Ali Uzun’un son açıklamaları, yalnızca fındığın geleceğini değil, taşra siyasetinin yıllardır içinde bulunduğu çelişkileri de yeniden tartışmaya açıyor. Ne diyor Ali Uzun? “Türkiye fındığının geleceği, uluslararası bir şirketin alım politikalarına bağlı olmamalı. Fındığın iç tüketimini artırmak, yerli çikolata sanayisini büyütmek, üretici birliklerini güçlendirmek ve dünya pazarına kendi markalarımızla çıkmak artık önceliğimiz olmalı. Fındık, ham madde olarak ihraç edilen bir ürün değil; işlenip markalaşan, katma değeri ülkemizde kalan stratejik bir güç haline gelmeli.” Doğru söze ne denir? Ancak Ali Uzun sıradan bir üretici değil. Ziraat yüksek mühendisi, aileden fındıkçı; tohumculuğu, seracılığı ve kültür mantarcılığını bilen bir girişimci. Üstelik MTTB geleneğinden gelen, AKP’den defalarca aday adayı olmuş siyasi bir isim. Kısacası Ali Uzun, fındık piyasasının sorunlarını hem üretici hem de uzman olarak yakından bilen bir isim. Fiskobirlik’in piyasadaki belirleyici rolünün zayıflaması, üreticinin pazarlık gücünü kaybetmesi ve Ferrero gibi uluslararası şirketlerin ağırlığının artması, yirmi yılı aşkın süredir uygulanan tarım politikalarından bağımsız düşünülebilir mi? İşte Ali Uzun’un açıklamalarındaki mahcubiyet burada başlıyor. Gerçi Ali Uzun da ne yapsın? AKP adına Düzce’ye vizyon sunduğunu iddia eden Faruk Özlü’nün sanayi ağırlıklı kalkınma anlayışında, fındığın ekonomik bağımsızlığını sağlayacak kapsamlı bir dönüşüm programı hiç olmadı ki! Organize sanayi bölgeleri, fabrikalar ve büyük yatırımlar konuşulurken, fındığı işleyip dünya markasına dönüştürecek bir kalkınma modeli neden aynı ölçüde gündeme gelmedi? Bu soru hâlâ cevabını bekliyor. Üstelik kendi siyasi çevresinin güçlü isimlerini karşısına alarak sağ siyasette devamlılık sağlamak da kolay iş değil! Peki, Ali Uzun’un siyasi mahcubiyetini anladık diyelim. Muhalefeti kim engelledi? Fındık üreticisinin emanetçi tüccara bağımlılığını azaltabilecek lisanslı depoculuk konusunda Akçakoca muhalefetinden hangi ciddi itirazı duyduk? Ben hatırlamıyorum. Oysa lisanslı depoculuk, güçlü kooperatifçilikle desteklendiğinde üreticinin ürününü hemen satmak zorunda kalmadan saklayabilmesini, finansmana erişmesini ve pazarlık gücünü artırmasını sağlayabilecek önemli bir araçtı. Peki, muhalefet neden sessiz kaldı? Acaba bunun nedeni yalnızca vizyonsuzluk muydu? Akçakoca’da AKP’ye yakın emanetçi tüccarlar kadar muhalefet çevreleriyle ilişkili emanetçi tüccarlar da vardı. Siyasi görüşleri farklı olsa da aynı ticaret düzeninin içerisinde faaliyet gösteriyorlardı. Şahsi tespitlerime göre, iktidara da muhalefete de yakın emanetçi tüccarlar lisanslı depoculuğa karşı çıktılar. Taşra siyaseti de bu karşı çıkış karşısında sessiz kalmayı tercih etti. O günlerde taşra siyasetinin finansmanında emanetçi tüccarların ağırlığının, bugünün beton lobisinden bile fazla olduğuna da hatırlamalıyız. İktidarın emanetçisiyle muhalefetin emanetçisinin ekonomik çıkarları aynı düzende buluşuyorsa, o düzeni değiştirecek siyasi irade nereden çıkacaktı? Benzer bir çelişki Akçakoca’nın sanayileşme tercihlerinde de karşımıza çıkıyor. Boru fabrikalarının talepleriyle gündeme gelen OSB girişimlerinin, bugün elektrikli ark ocağına uzanan sürecin önünü açtığı net bir şekilde önümüzde duruyor. O günlerde sanayi çevrelerini karşısına almak istemeyen yerel siyaset, Akçakoca’nın toprağını, suyunu ve geleceğini yeterince düşündü mü? Üstelik bu tercihler yalnızca iktidar çevreleriyle sınırlı değildi.Kendisi de fındık üreticisi olan eski Belediye Başkanı Erol Solak gibi siyasi aktörlerin ark ocağı konusundaki tutumları da sorgulanmaya değer. Bir de Akçakoca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Nazım Pazvant var. Tarım makineleri ve tarımsal girdiler ticaretiyle uğraşan Pazvant, aynı zamanda Demir Çelik İhtisas OSB’nin güçlü savunucularından ve organizatörlerinden biri. Tarım sektöründen kazanç sağlayan bir iş insanının, ark ocağının hava kirliliği, su tüketimi ve tarımsal üretim üzerindeki muhtemel etkilerine ilişkin de somut açıklamalar yapması beklenmez mi? Sanayileşmenin getirileri uzun uzun anlatılıyor. Peki, çevresel risklerin hesabını kim verecek? Fındığın geleceğinden söz edenlerin tercihlerini neden ağır sanayiden yana kullandıklarını öğrenmek de sanki devlet sırrı! Şimdi dönelim 2014 yılına... Ali Uzun, henüz o tarihte Akçakoca’da bir Organize Tarım Bölgesi kurulması düşüncesini gündeme getirmiş, sosyal medya üzerinden yerel dinamikleri harekete geçirmeye çalışmıştı. Bu düşünceye katkı sunanlardan biri de bendim. Peki, Akçakoca o gün farklı bir kalkınma tercihi yapmış olsaydı? Belki de bugün Türkiye fındık piyasasında çok özel bir yere sahip olacaktık. Fındığını depolayan, işleyen, çikolataya dönüştüren, kendi markalarıyla dünya pazarına sunan bir Akçakoca... Elbette bunlar kendiliğinden gerçekleşmeyecekti. Ama en azından önümüzde farklı bir kalkınma hedefi bulunacaktı. O gün Tarım OSB’yi konuşuyorduk. Bugün ark ocağının çevresel etkilerini tartışıyoruz! Peki, muhalefet o on iki yılda ne yaptı? Lisanslı depoculuk, entegre fındık tesisleri, üretici kooperatifleri ve markalaşma konusunda hangi somut kalkınma programını ortaya koydu? Fındık siyasetini büyük ölçüde fiyat tartışmalarına hapsetmekten öteye geçebildi mi? Burada unutulmaması gereken bir başka gerçek daha var: Fındık üreticisi aynı zamanda bir seçmendir. Kendi tutuculuğu içerisinde, alıştığı siyasi tercihlere bağlı kalması şaşırtıcı değildir. Hele karşısında kendisine farklı ve inandırıcı bir gelecek sunamayan muhalefet varken, güzel sözlerle kendisine seslenen AKP’ye ram olmasında da gayri tabiilik yoktur. Siz ona hangi ekonomik alternatifi sundunuz ki siyasi tercihinden dolayı eleştiriyorsunuz? Üreticiye farklı bir gelecek gösteremeyenlerin, kendi yetersizliklerinin sorumluluğunu seçmene yüklemesi ne kadar anlamlıdır? Ali Uzun’un eleştirileri mahcup olabilir. Peki, muhalefet hiç öz eleştiri yapıyor mu? Yani, Akçakoca’nın asıl kaybı, Tarım OSB gibi bir kalkınma seçeneğini ciddi bir siyasi tercihe dönüştürememiş olmasıdır. Bir yanda AKP’nin tarım politikalarını eleştirmekte zorlanan AKP’ye siyasi desen veren aktörler, diğer yanda geçmişteki sessizliğini sorgulamayan muhalefet... İşte taşra siyasetinin asıl mahcubiyeti burada! Fındık, bu siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar değerli bir üründür. Yoksa biz daha çok fındık üzerine açıklamalar dinler, fiyat tartışır, yabancı şirketlerin kârlarını konuşuruz. Fındığı biz yetiştiririz, katma değerini başkaları toplar. Taşra siyaseti de olup biteni seyretmekle yetinir.