Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
FINDIK FİYATLARI YERLERDE AKP MİLETVEKİLLERİ NERDE?
Düzce’nin/Akçakoc’nın dağında, taşında binbir emekle fındık toplayan çiftçi, yükselen maliyetler ve Ferrero kıskacı altında tarihinin en zor günlerini yaşıyor. TMO’nun açıkladığı rakamlara rağmen, serbest piyasada fındık 160-170 TL bandına kadar çakılmış durumda. Fakat sahadaki bu büyük yangına rağmen, Düzce’yi Ankara’da temsil edenlerden çare olmak yerine sadece oyalama, tutmayan temenniler ve derin bir sessizlik görüyoruz. Hatırlarsınız; takvimler 26 Ağustos’u gösterdiğinde AK Parti Eski Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı ve Düzce Kıdemli Milletvekili Ayşe Keşir, ekranların karşısına geçip üreticiye "Birkaç hafta daha sabredin" demişti. Aradan bir ay zaman geçti; üreticinin cebindeki son para bitti, borçlar kapıya dayandı ama Sayın Keşir’in o meşhur sabır hesabı bir türlü tutmadı. Sahadaki gerçeklerle uyuşmayan bu vaatlerin ardından Sayın Keşir’e düşen; çöken bu takvimin hesabını dürüstçe seçmene vermektir.Ancak meselenin çok daha çelişkili tarafı, Düzce’nin diğer AKP Milletvekili Ercan Öztürk’ün duruşudur. Sezon açılışında "Bereketli bir sezon olsun" dilekleriyle poz veren ve daha 4 Eylül’de Öncü Haber’e yaptığı açıklamada "Ben de fındık üreticisiyim, fındıkçı bir ailenin çocuğuyum" diye övünen Sayın Öztürk’ü dinledik. Söyleşide üreticiye "Fındığınızı ucuza tüccara kaptırmayın, TMO ve Fiskobirlik’e verin" çağrısı yapıyor, piyasadaki tekelci yapılara karşı güya net duruş sergiliyordu. Peki, Ercan Öztürk, bugün gelinen noktada sormak gerekmez mi:O görkemli sezon açılışındaki "bereket" temennileriniz neden tutmadı? Bizzat üreticisi olduğunuz, gübresini, işçi masrafını, harman çilesini bildiğinizi söylediğiniz fındık bugün serbest piyasada pul olmuşken; "Benim temennim, benim çağrım niye karşılık bulmadı, bu insanlara niye doğru bir yol açamadık" diye içiniz cız ediyor mu, hiç üzülüyor musunuz? Kendi yaptığı işte, kendi ürettiği mahsulün pazarında bile sözünü geçiremeyen, yabancı kartellerin ve tüccarın üreticiyi ezmesine engel olamayan bir vekilin; Düzce’nin diğer kronik sorunlarına derman olacağına inanmak ne kadar gerçekçidir? "Ben de çiftçiyim" diyerek kürsüden çağrı yapmak kolaydır; zor olan, fındıkçının hakkını Ankara’da bizzat o kararların alındığı masalarda söke söke alabilmektir. Siyasiler Ankara’da veya manşetlerde derin bir suskunluğa gömülmüşken, Düzce sokaklarında ve Akçakoca TV’nin kameralarında bambaşka bir dram yaşanıyor. Vekilin "TMO'ya verin" dediği TMO kapılarında üretici bugün perişan! Üstelik bu sıra sıradan bir bekleme sırası da değil; tam anlamıyla bir ekonomik kumar! Çiftçi, fındığının TMO’nun sert randıman kriterlerine takılıp kapıdan çevrilme riskini bile bile o kuyrukta sabahlıyor. Kapıdan geri dönse, cebinden çıkacak fahiş mazot, nakliye ve hamaliye parasını göze alıyor. Patpatlarıyla gidenler de büyük ceza riskini göze alıyorlar. Çünkü serbest piyasadaki fiyata ezilmektense, bu ağır riski alıp kapıda beklemeyi tek çıkış yolu olarak görüyor. Özetle Düzce siyasetinde iki farklı temsil başarısızlığı var: Biri tutmayan takvimlerle milleti oyalamaya çalışıyor, diğeri açılış açılış gezip gezip "çiftçiyim" dediği halde fındığın yangınına çare üretemeyip temennilerinin altında kalıyor. Üretici ise kapılarda risk üstüne risk alarak ekmek kavgası veriyor. "Çünkü kendi mesleğinde ve söyleminde bile sonuç alamayıp fındıkçıyı sahipsiz bırakanların unutmaması gereken tek bir gerçek vardır: 'Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.'"