Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
AKÇAKOCA’NIN EMEKLİ LOKALİ: YAZIN UNUT KIŞIN SAHİPLEN!
Akçakoca’da bugünlerde eski Emekli Lokali üzerinden kopan fırtına hemen herkes tarafından yakından takip ediliyor. Gazete manşetlerine bakıldığında hikâye hep aynı, hep o bildik nakarat öne çıkıyor: Yeni gelen belediye yönetimi, eskisinin izlerini silmek için yeni bir konsept arayışı içerisindeyiz fikrine sarılıyor. Mazeret her ne kadar yangın merdiveni noksanlığı olsa da asıl hedefin Fikret Albayrak’ın karşılığını bulmuş bir projesini yıkmak olduğu ortada. Akçakocatv’de yer alan haberler ve Belediye Başkan Vekili Alev Ünal'ın açıklamalarıyla netleşen bu dönüşüm süreci, yarın bir gün buranın uzun vadeli ihale hesaplarına konu edilmesiyle neticelenecek mahalli siyasetin sıradan, adeta ezberlenmiş bir gerçeğidir. Ancak gelin, madalyonun o pek konuşulmak istenmeyen diğer yüzünü çevirelim. Hep belediyeyi, hep siyaseti eleştirmek kolaycılığına kaçamadan.Peki bu mekânın asıl sahibi olan kullanıcıların, emeklilerin bu süreçte hiç mi sorumluluğu yok? Şöyle bir geriye dönüp hafızaları tazelemek gerekiyor.Bu lokal ilk açıldığında, dönemin belediye başkanı Fikret Albayrak'ın adeta bir imaj çalışması, bir prestij projesi olarak kurgulandı. Buraya sıklıkla gelen, başkanla yan yana görünmek isteyen geniş bir kitle vardı. Şimdi dışarıdan bir gözle sormak gerekiyor: Eğer bu proje gerçekten emekliler için bu kadar kıymetliyse, Fikret Albayrak’ın projesine sahip çıkmak, onu her koşulda desteklemek ve yaşatmak gerekmez miydi? Ne yazık ki rüzgâr tersine dönüp başkan sahneden çekilince, o yoğun kitlenin de mekândan elini eteğini ilk çekenler olduğu görüldü. Kişilere endeksli bir mekân kültürünün kabullenilmesi, o kişi gittiğinde alanın savunmasız kalmasına zemin hazırladı. Hal böyle olunca, havalar ısınıp yaz mevsimi geldiğinde yaşanan kopuş da kaçınılmaz oldu. Briçciler ısıtma problemi olmadığı için kendi lokallerine çekildi, alternatif alanları olanlar başka yerlere dağıldı. Koskoca yaz boyunca mekânın sürdürülebilirliği, oradaki ekonomik döngü pek düşünülmedi. Bir kamu tesisi de olsa, orada bir bardak çay içmeden geçen zaman adeta "kâr" sayıldı. Ekonomik şartların herkesin belini büktüğü, geçim sıkıntısının hat safhada olduğu bir gerçek; buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak çay içmeden, işletmeye küçücük de olsa bir omuz vermeden, başka nerede böyle bir sosyal alana sahip olunabileceği maalesef yeterince hesaba katılmadı. Şimdi ise kış kapıya dayandı, havalar soğudu. Sığınacak sıcak, bütçe dostu bir kapalı alan ihtiyacı yeniden baş gösterince haklı olarak feryat figan başladı: "Sosyal yaşam alanımız elimizden alındı!" Kuşkusuz, emeklilerin bu zor günlerde insanca sosyalleşebileceği alanları talep etmesi en doğal, en anayasal hakkıdır. Yeni belediye yönetiminin burayı tasfiye etmesi ve yarın bir gün özelleştirme yolunu açacak olması ne kadar eleştirilmeyi hak ediyorsa; o mekânı havalar güzelken, işler yolundayken yalnız bırakan kullanıcıların vurdumduymazlığı da o kadar büyük bir özeleştiri gerektirir. Kamusal alanlar sadece yukarının kararlarıyla kaybedilmez; en başta onu kullananların zamansız uzaklaşmaları yüzünden elden gider. Eğer bir imkân sadece ihtiyaç anında tüketilecek bir nesne olarak görülür, zamanında değeri bilinip korunmazsa; gün gelir o mekânın dönüşümü sadece uzaktan izlenmek zorunda kalınır. Akçakoca'daki bu lokal tartışması, hak aramanın ve bir projeye sahip çıkmanın, o mekânı her mevsim yaşatmaktan geçtiğini gösteren çok mühim bir mahalli ders olarak görmek gerekir.