Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
RESTORASYONUN ESTETİĞİ, İMAJIN SINIRLARI: AKÇAKOCA CEZAEVİ KÜTÜPHANESİ
Düzce Belediyesi’nin Akçakoca Osmaniye Mahallesi’ndeki yaklaşık yarım asırlık tarihi cezaevini restore ederek kütüphaneye dönüştürmesi, kültürel miras açısından kayda değer bir proje. Demir parmaklıkların ardındaki bir yapının kitaplarla buluşturulması elbette olumlu bir gelişme olabilir. Fakat tam burada asıl soruyu sormak gerekiyor: Ortaya gerçekten bir kütüphane mi çıkacak, yoksa kütüphane görüntüsünde şık bir belediyecilik vitrini mi? Bugün belediyecilik yalnızca yol, kaldırım ve altyapı yapmak değildir. Tarihi binaları restore etmek, estetik kültür mekânları oluşturmak ve bunları “öncesi-sonrası” görüntüleriyle dolaşıma sokmak, mahalli yönetimlerin görünürlüğünde önemli bir rol oynuyor. Buradaki temel motivasyonu anlamak için Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü ’nün mahalli sınırları aşarak bir “bölge lideri ve vizyoner kültür aktörü” profili çizme gayretini de okumak gerekir. Eski cezaevinin taş duvarları, şık aydınlatmaları ve modern donatıları bu açıdan son derece etkileyici bir görüntü verebilir. Ancak bir binanın güzel görünmesiyle bir kütüphanenin iyi olması aynı şey değildir. Düzce Belediyesi’nin açıkladığı projede 340 metrekarelik alana kütüphane, çalışma alanları, kitaplıklar, sergi ve sosyal alanların bir arada sığdırılması öngörülüyor; oysa bu kadar işlevin bu denli dar bir alana sığdırılması hiç de kolay değildir. Ve de kütüphanenin asıl meselesi masa, sandalye ve aydınlatma değil, kitaptır. Daha önemlisi, hangi kitapların orada bulunacağıdır. Felsefe olacak mı? Dünya edebiyatı olacak mı? Farklı siyasi düşünceler, eleştirel metinler ve tartışmalı eserler raflarda yer bulabilecek mi? Çünkü kütüphane, insanı belirli bir düşünceye götüren değil, farklı düşüncelerle karşılaştıran yerdir. Bu mevzu Akçakoca açısından özellikle mühimdir. İlçenin son yıllarda kitapla kurduğu ilişkinin zayıfladığı, kitapçı kültürünün sıfırlandığı bir ortamda yeni kütüphanenin görevi yalnızca gençlere ders çalışma masası sağlamak olmamalıdır. Aksi halde ortaya kitapların bulunduğu güzel bir çalışma salonu çıkar; fakat kitap kültürü çıkmaz. Bugün gençlerin diline yerleşen “Okuyup da ne olacak?” sorusunu da görmezden gelemeyiz. Yıllarca sınavlara hazırlanıp üniversite bitiren, sonunda düşük ücretli ve güvencesiz işlere mahkûm olduğunu düşünen bir gençliğe yalnızca “daha çok oku” demek kolaydır. Üç harfli zincir marketlerde iş bulabilmek için üniversite diplomasının bile yeterli olmadığı bir dünyada, gençlere kütüphane kadar gelecek duygusu da vermek gerekir. Kütüphane en azından şunu yapabilir: Genç insana farklı düşüncelerin var olduğunu gösterebilir. Bunun için de rafların zihinsel olarak geniş olması gerekir. Eğer koleksiyon politikası daraltılmış “onaylı listeler” veya seçici yayınevi filtreleriyle sınırlanırsa, asıl sorun burada başlayacaktır. Zaten kitapçısı olmayan bir ilçede, Düzce Belediyesi eliyle oluşturulan kütüphane okurun önüne yeni sınırlar koymamalıdır. Kütüphane, düşüncenin denetlendiği değil, düşüncelerin karşılaştığı yerdir. Akçakoca eski cezaevinin kütüphaneye dönüştürülmesi değerli bir kültürel kazanıma dönüşebilir. Ancak başarısı taş duvarlarının ne kadar güzel restore edildiğiyle ne kadar şık göründüğüyle veya ne kadar iyi fotoğraf verdiğiyle ölçülmemelidir. Başarı, raflarda hangi düşüncelerin yan yana durabildiğiyle ve kitap koleksiyonunun ne kadar açık, çoğulcu ve şeffaf oluşturulduğuyla ölçülecektir. Cezaevinin demir parmaklıkları sökülürken, düşüncenin görünmez parmaklıkları yeniden kurulmasın.