Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
TABELA “YENİ” YAZILIM 1982
Siyasette isim değiştirmek, marka yenilemek kolaydır.
Zor olan, o eski zihniyetin tapusunu devretmektir.
Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin açıklanan 41 sayfalık programına baktığımda, radikal bir ayrışma değil; aksine eski yapıdan kopmamak için özenle verilmiş bir çaba görüyorum.
Tabelayı asmışlar ama eski evin kira sözleşmesini feshetmeye cesaret edememişler.
Bu programda radikal bir kopuşun cesareti yok; tam tersine "Aman eski gövdeyi tamamen kaybetmeyelim, radikal adımlar atıp marjinalleşmeyelim, var olan sistemi biraz cilalayalım" ürkekliği var.
İş ülkenin en temel tıkanıklığına—yani anayasa meselesine—geldiğinde, Yeni Parti tam da kopmak/kopmamak için çabaladığı o eski CHP refleksine sığınmıştır.
Bu noktada meseleyi kendi adıma tamamen şahsi ve ilkesel bir zemine oturtmak zorundayım.
Ben, iflah olmaz bir yeni anayasa savunucusuyum.
Öyle alelade, maddeleri üzerinde uzlaşılmış teknik bir metnin değil; Federal Almanya Anayasası’nın o meşhur ilk maddesindeki, “İnsanın onuru dokunulmazdır. Ona saygı göstermek ve onu korumak tüm devlet erkinin yükümlülüğüdür.” ifadesiyle başlayan, insanı merkeze alan sivil bir anayasanın özlemi içindeyim.
Devleti değil, insanı kutsayan; yurttaşını bir tehdit olarak görmeyen yepyeni bir toplumsal sözleşme istiyorum.
İşte tam da bu şahsi özlem ve ilkesel beklenti yüzünden, karşımda duran bu "restorasyon" vizyonuna sessiz kalamıyorum.
1982 Anayasası, maddelerinden ibaret bir metin değildir; devleti bireyin karşısına bir zırh gibi diken 12 Eylül mantığının ta kendisidir.
Bu ülkenin son 40 yılda yaşadığı hak ihlallerinin, yetki devşirmelerinin ve kurumsal çürümelerin genetik kodu bu metinde saklıdır.
Yeni Parti’nin temel yanılgısı bu "kopamama" psikolojisinden besleniyor.
Otoriter binayı yıkıp yerine insan onurunu merkeze alan sivil bir mimari kuramıyorlar.
Bunun yerine kolonları çürük yapıya Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem süsü vermeyi seçiyorlar.
12 Eylül'ün yasal sınırları içinde kalarak kayyım rejimini bitiremezsiniz.
Darbe anayasasının sunduğu meşruiyet alanında kalarak yargıyı bağımsız kılamazsanız.
Özü vesayet olan bir metnin içine serpiştirilen birkaç demokratik vaat, bir güvence değil, sadece geçici bir pansumandır.
Bu yaklaşım, sadece siyasi bir cesaretsizlik değil, aynı zamanda tarihsel bir hakkaniyetsizliktir.
1982 yılında, askeri postalın gölgesinde ve sansürün en ağır şartlarında sandığa gidip o anayasaya "HAYIR" diyen %8.4'lük onurlu yurttaşlar vardı.
Onların gösterdiği irade, teknik bir metne değil; devleti kutsayan otoriter zihniyetin kendisine çekilmiş ilkesel bir restti.
Bugün kendini "değişimin öncüsü" olduğunu iddia eden bir yapının, 1982'deki o onurlu azınlığın tarihsel çıtasının bile gerisinde kalması, restorasyonculuğu "değişim" diye sunması kabul edilemez.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, eski rejimin yasal metinlerine makyaj yapmak ya da CHP'nin yıllardır sürdürdüğü "sistemi idare etme" alışkanlıklarını yeni bir isim altında sürdürmek değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı; Kürt sorunundan inanç özgürlüğüne, gelir adaletsizliğinden yargı bağımsızlığına kadar her kesimin eşit ortaklıkla yer alacağı, ilk cümlesi insan onuruyla başlayan sivil ve sıfırdan yazılmış yeni bir toplumsal sözleşmedir.
Yeni Parti, mahalle baskısından ve statükodan kopamamanın getirdiği bagajla hareket ettiği sürece köklü bir alternatif olamaz.
Yamalı bohçayla yeni bir gelecek inşa edilemez.
Ancak ana muhalefet partisi olunabilir