Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
ÜÇÜNCÜ MENDİREK GERÇEKTEN BALIKÇININ CAN VE MAL GÜVENLİĞİ İÇİN Mİ YAPILACAK, YOKSA KÜRESEL SERMAYENİN TRUVA ATI MI OLACAK?
Ülkemizde en masum görünen kamu yatırımlarının bile çoğu zaman tek bir işlevi yoktur. “Hizmet” denir, “kalkınma” denir, “yatırım” denir… ama işin sonunda altından ya yeni bir rant düzeni ya küresel sermayeye açılan yeni bir kapı, ya da birbirine eklemlenen çıkar ağları çıkar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte bürokrasinin ağırlığı hiç olmadığı kadar artmıştır. Artık birçok alanda siyaset, yön veren değil, bürokratik hedefleri sahaya taşıyan bir mekanizma gibi çalışmaktadır. Milletvekilleri de çoğu zaman kendi vizyonlarını uygulayan aktörlerden çok, Ankara’daki ekonomik ve bürokratik güç merkezleriyle mahalli talepler arasında aracılık yapan isimlere dönüşmektedir. İşte Düzce Milletvekili Ercan Öztürk’ün büyük müjdelerle duyurduğu Akçakoca Balıkçı Barınağı’na üçüncü mendirek yapılması projesinin raftan indirilmesi de tam bu çerçevede değerlendirilmeyi hak etmektedir. Önce bu mevzudaki görüşlerimin altını çizeyim: Üçüncü mendirek projesinin uygulamaya geçirilmesi için ve de uygulamadan kaldırılmasına karşı onlarca yazı yazarak karşı durmuş biriyim. Akçakocalı kıyı balıkçısının yıllardır talep ettiği bu yapı, fırtınalı Karadeniz’de can güvenliği açısından vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Üçüncü mendirek, Akçakoca balıkçısının hakkıdır. Ancak bu ülkede hiçbir büyük altyapı yatırımı yalnızca kendi teknik gerekçesiyle var olmaz. Bir süre sonra etrafında başka hesaplar, başka beklentiler, başka çıkarlar oluşmaya başlar. Asıl mesele de burada başlıyor: Üçüncü mendirek sadece balıkçılar için mi yapılacak? Yoksa ileride çok daha farklı bir ekonomik modelin giriş kapısına mı dönüşecek? Bu farklı modelin ipuçlarını Tarım ve Orman Bakanlığı'nın resmi 2024-2028 Stratejik Planı, su ürünleri yetiştiriciliğindeki gelecek hesaplarını açıkça göstermektedir. Bakanlık, 550 bin ton olan mevcut yetiştiricilik hacmini 2028 yılı sonuna kadar tam 7 kat artırarak 3 milyon 850 bin tona çıkarmayı hedeflemektedir. Bu, uzak bir 2053 vizyonu değildir; kapımıza dayanmış, önümüzdeki birkaç yıl içinde tamamlanacak agresif bir büyüme planıdır. Türk somonu özellikle Karadeniz’deki çiftliklerde yetiştirilerek ihracatı son yıllarda hızla artmakta ve daha da artması planlanmaktadır. Su ürünleri ihracatının ulaştığı ekonomik büyüklük artık Türkiye'nin geleneksel ihraç ürünlerinden biri olan fındığın yarattığı gelirle karşılaştırılabilecek seviyelerdedir. Milyarlarca dolarlık bir ekonomik alandan söz ediyoruz. Bu büyüklükteki bir sektörün etrafında bürokratik, siyasi ve ticari güç odaklarının oluşması şaşırtıcı değildir Dünya ölçeğinde de benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Norveç'ten İskoçya'ya kadar birçok ülkede açık deniz kafes yetiştiriciliğinin çevresel etkileri uzun süredir tartışılmaktadır. Parazit sorunları, deniz tabanında oluşan kirlilik, yoğun üretimin ekosistem üzerindeki baskısı ve kimyasal kullanımına ilişkin kaygılar sebebiyle çeşitli sınırlamalar getirilmektedir. Ülkemiz, katma değeri yüksek teknolojiler yaratmak yerine, Avrupa ülkelerinin terk etmek istediği endüstriyel alanlara bir kere daha taliptir. Karadeniz'in de bu iş için biçilmiş kaftan olduğu değerlendirilmiştir. İşte tam burada üçüncü mendirek meselesi, yalnızca balıkçıların can ve mal güvenliği için bir mühendislik projesi olmaktan çıkmaktadır. Çünkü endüstriyel ölçekte büyüyen yetiştiricilik faaliyetleri; lojistik alanlar, kıyı tesisleri, depolama sahaları, yükleme alanları, soğuk zincir altyapısı, yoğun nakliye trafiği gibi yeni ihtiyaçlar doğurmaktadır. Bu nedenle üçüncü mendireğin sadece balıkçıların mal ve can güvenliği için yapılacağı iddiası sadece bir kamuflajdır. Akçakoca'da aynı zamanda 3. Mendirek inşası ile çatışan ikinci bir denklem daha bulunmaktadır. Balıkçı barınağının arkasında yıllardır çözülemeyen TOKİ alanı meselesi vardır. Bir tarafta deniz ekonomisi/rantı, Bir tarafta beton ekonomisi/rantı , Ortada ise siyaset…Türkiye tecrübesi bize göstermektedir ki, çoğu zaman bu tür çatışmaların sonunda bir taraf tamamen kaybetmez. Bu aşamada Akçakoca Belediyesinin yıllardır askıda duran TOKİ projesini raftan indirmesi ancak bir arpa boyu bir mesafe kat edememesi bu aşamada bir uzlaşma formülü olabilir. Üçüncü mendirek inşaatı bitesiye kadar TOKİ projesini tekrar askıya almak. "Balıkçıların can güvenliği için bu meselede acele etmeme kararı aldık" hamaseti eşliğinde açıklamalar gelebilir. Ve bütün bunlar yapılırken, başlangıçta yalnızca balıkçıların can güvenliği için istenen yatırım, bambaşka bir ekonomik düzenin altyapısına dönüşebilecektir. Bakanlığın kafes balıkçılığı hedeflerinin tutturulması kendiliğinden olacak bir şey olmadığına göre 3. Mendireğin bu amaca hizmet için inşa edileceği açık ve nettir. İşin dikkat çekici taraflarından biri de şudur: Ereğli ve Alaplı’daki su ürünleri kooperatifleri, kafes balıkçılığına ilişkin kaygılarını kamuoyuna açık biçimde dile getirmiştir. Akçakoca'da ise aynı hassasiyetin aynı görünürlükte –"kafes balıkçılığı istemiyoruz" pankartının asılamamış olması– elbette ki Ercan Öztürk ve Düzce Tarım İl Müdürlüğünün istekleri ile bağlantılıdır. Akçakoca kamuoyunda balıkçılara gösterilen desteğin hep çok az olması Ereğli ve Alaplı’daki gibi görünen bir tepkinin gerçekleşmemesinin diğer bir sebebidir. Bugün için Ercan Öztürk ve Düzce İl Tarım Müdürlüğü iş birliği ile giden bu süreç, yarın küçük kıyı balıkçısının hareket alanını daraltacaktır. Üçüncü mendirek yapım aşamasına geldiğinde bütçeden kaynak ayrılması için “kafes balıkçılığına ses çıkarmayın” talebi gelecektir. Bu talebe evet demek küçük balıkçı için, kendi güvenliği için istediği mendireğin karşılığında kendi denizindeki söz hakkını kaybetmesi demektir. İşte o gün üçüncü mendirek, bir güvenlik yapısından çıkıp bir Truva Atı’na dönüşmüş olacaktır. Çünkü bazen insanı teslim alan şey, karşısındaki güç değil; en çok ihtiyaç duyduğu anda kendisine uzatılan yardım olur. Ve o zaman geriye tek bir soru kalır: Üçüncü mendirek gerçekten Akçakocalı kıyı balıkçısı için mi yapılıyor? Yoksa kıyının geleceğini yeniden paylaşacak daha büyük ekonomik hesapların ilk taşı mı döşeniyor? Tarım ve Orman Bakanlığı’nın önüne koyduğu üretim hedefleri gerçekleşecekse, bunun denizde de bir karşılığı olacaktır. Üçüncü mendirek projesi yeniden rafa kalksa bile, Akçakoca’nın bu baskıdan var olan sistemde kaçabilmesi mümkün değildir. Çünkü Ankara’nın hedefleri değişmediği sürece, Avrupa’nın terk etmeye çalıştığı alana talep olan girişimler de durmayacaktır. Bugün Rize’nin Zelek Balıkçı Barınağı çevresinde şekillenen üretim ve lojistik düzeni nasıl tesadüfen ortaya çıkmadıysa, yarın benzer bir tablonun Akçakoca kıyılarında da belirmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bakanlık üretimi büyütme hedefinden vazgeçmeyecekse, bu büyüme kendisine yeni kıyılar, yeni barınaklar ve yeni lojistik üsler arayacaktır. HAMİŞ: Aslında bu yazı Gökhan Tetik’e yazdığım mektubun ikinci bölümü olarak başladı. Ancak doğrudan bu yazıya dönüştü.