Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
Borç Ödemeye Değil, Yeni Kredi İmkânı Yaratmaya Gidildi...
ŞİMDİ BELLİ OLDU AKÇAKOCA BELEDİYESİ'NİN KERRAKESİ!Borç Ödemeye Değil, Yeni Kredi İmkânı Yaratmaya Gidildi: 72 Aylık Yapılandırma Formülüyle Belediyenin Önünde Yeni Bir Finansman Döneminin Açılması Hedefleniyor. Kamuoyuna, sanki Ankara fethedilmiş de Akçakoca'nın bütün dertleri çözülmüş gibi, "Akçakoca'nın sorunlarını çözmek için Ankara'dayız" başlığıyla servis edilen o bol tebessümlü fotoğraf karelerinin ardındaki gerçek, yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Meğer Ankara yolları, kasaya yeni kaynak koymak veya geçmişten gelen borçları mucizevi bir şekilde ortadan kaldırmak için değil; yaklaşık 194 milyon liralık SGK yükünü 72 aya yayarak belediyenin üzerindeki kısa vadeli mali baskıyı hafifletmek için aşındırılmış. Başka bir ifadeyle, buradaki asıl strateji borcu tamamen tasfiye etmek değil; vadeyi geleceğe yayarak acil nefes alacak bir hareket alanı yakalamak. Bildiğiniz üzere, CHP’li Belediye Başkanı Fikret Albayrak’ın tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından, meclis içindeki oylamayla başkan vekilliği koltuğuna AKP’li Alev Ünal oturdu. Yeni yönetim, siyasi iddiaları gereği kısa sürede kamuoyu nezdinde kendisini ispat etmek, hizmet üretmek ve hızlı bir başarı hikâyesi ortaya koymak zorunda. Ancak sandıktan değil, adliye koridorlarından geçerek yönetimi devralan bu yeni kadronun kucağında, tabiri caizse pimi çekilmiş mali bir bomba bulunuyordu. Üstelik bu bombanın pimini çeken de düne kadar muhalif belediyelere karşı "SGK borçlarını kaynağından çatır çatır keseriz" siyaseti uygulayan kendi iktidarlarıydı. Ankara’nın düne kadar muhalif belediyelerin elini kolunu bağlamak için uyguladığı katı tahsilat politikaları ve borçlanma üzerindeki baskıları, yerel yönetim haritası değişince dönüp kendi partilerinin yönettiği Akçakoca Belediyesi'ni de vurdu. Muhalefeti sıkıştırmak için kurulan mali çark, bir anda kendi evlatlarını öğütmeye başlayınca yeni yönetimin önünde tek bir seçenek kaldı: Kendi iktidarlarının koyduğu mali blokajı kaldırabilmek için Ankara'nın kapısını çalmak. Çünkü ortada, fotoğraf filtrelerinin bile gizleyemeyeceği kadar ağır bir mali tablo var. Yaklaşık 194 milyon liralık SGK borcuna 19 milyon liralık vergi borcu da eklendiğinde, sadece kamuya olan yük 213 milyon liraya ulaşıyor; bu da 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun getirdiği yasal borçlanma sınırlarını fiilen zorlayan çok büyük bir bariyer anlamına geliyor. Tam da burada insanın aklına şu soru geliyor: Madem kaynak yok, madem geçmişten gelen bu yük belediyenin boyunu aşmış durumda; yeni yönetim vaat ettiği yatırımları ve hizmetleri hangi kaynakla gerçekleştirecek? İşte Ankara ziyaretlerinin gerçek anlamı da tam bu düğüm noktasında netleşiyor. Borç silinmiyor, kasaya sıcak para girmiyor, belediyeye hibe yağmıyor; sadece borç geleceğe öteleniyor. Yapılan bu hamleyle mevcut borç stoku nedeniyle daralan ve kilitlenen finansman imkânlarının, yani iller bankası ve ticari bankalar nezdindeki kredi musluklarının yeniden açılması hedefleniyor. İşin ironik tarafı ise tam burada başlıyor. Düne kadar "Borçlu belediyenin gözünün yaşına bakmayız" diyen anlayış, bugün kendi yönettiği belediyenin borçlarını altı yıla yaymanın yollarını arıyor. Demek ki mesele mali disiplin değilmiş; mesele, belediyeyi kimin yönettiğiymiş. Muhalefet yönetiyorsa "kaynaktan çatır çatır keseriz", kendi belediyeniz olunca "çözüm için Ankara'dayız." Muhalefet yapılandırma isterse savurganlık, kendi belediyeniz isteyince yoğun temas ve büyük başarı hikâyesi. Şimdi Akçakocalılar olarak yapmamız gereken şey, fotoğraflara bakıp "Ankara arkamızda" diye alkış tutmak değildir. Asıl yapılması gereken, bu nefes alma hamlesinin ardından açılacak yeni borçlanma kapılarının nasıl ve ne amaçla kullanılacağını dikkatle takip etmektir. Sormamız gerekn soru şudur: Bu yeni kredi imkânları gerçekten Akçakoca'nın kronikleşmiş altyapı ve çevre sorunlarını çözmek için mi kullanılacak? Yoksa yeni yönetime siyasi vitrin oluşturacak, günü kurtarmaya dönük popülist harcamalara mı tahsis edilecek? Mesele geçmişin borcunu taksitlendirmek değildir; asıl mesele, ertelenen borçların üzerine yenilerini ekleyerek Akçakoca'nın geleceğini bir kez daha ipotek altına alıp almayacağımızdır. Çünkü günün sonunda, Ankara'da atılan o tatlı imzaların ve taksitlerin acı faturası dönüp dolaşıp yine Akçakoca sokaklarındaki işçinin mutfağına, esnafın kasasına ve fındık üreticisinin cebine yansıyacaktır. İşte bugün cevap bekleyen asıl soru da budur: Açılacak o yeni kredi kapıları Akçakoca'nın kronik dertlerine mi çare olacak, yoksa içinden çıkılmaz yeni bir borç sarmalının başlangıcı mı?