Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

AKÇAKOCA’DA KAFES BALIKÇILIĞI İÇİN SESSİZ PLANLAMA PAZAR ZELEK’TEN CANLI YAYIN, SIRADAKİ BÖLÜM AKÇAKOCA

 Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu yüzden Rize’nin Pazar ilçesindeki Zelek Balıkçı Barınağı’nda yaşananlar Akçakoca’da henüz kimsenin uykusunu kaçırmıyor olabilir. Oysa orada sahnelenen oyun, siyasilerin ve bürokratların "Halk istemiyorsa yapılmayacak" cümlesinin ne kadar dayanıklı olduğunu göstermesi bakımından ibretliktir. Meğer o cümle deniz suyuna yazılmış. Balıkçılara "Merak etmeyin, halk istemezse bu kafesler kurulmayacak" denilmişti. Sonra ne oldu? Şirketlerin tonlarca ağırlığındaki kafesleri ve çapaları taşıyan TIR’lar Zelek’e dayandı. Demek ki memlekette "yapılmayacak" sözü, TIR’ların yola çıkmasına engel teşkil etmiyormuş. Şimdi Zelek Balıkçı Köyü’nde insanlar, kendilerine verilen sözlerin enkazı altında kafesleri durdurmaya çalışıyorlar. Akçakoca için de aynı oyunun provalarının sürdüğünü anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Bu nedenle Tarım ve Orman Bakanlığı’na CİMER üzerinden somut sorular yönelttim. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden gelen cevap ise insanın içini rahatlatmaktan çok, "Fragmanı gördünüz, asıl film yakında başlıyor" hissi veriyor. Çünkü yazıda şu ifade yer alıyor: "Bakanlığımızca Karadeniz genelinde su ürünleri yetiştiriciliğine uygun potansiyel alanların belirlenmesine yönelik etüt çalışmaları titizlikle sürdürülmektedir." "Titizlikle" kelimesine dikkat edin. Bizim memlekette bir iş ne kadar titizlikle yürütülüyorsa, halkın o işten haberi o kadar az oluyor. Anlaşılan şirketlerin geçmiş başvuruları reddedilmiş değil; Ankara, Karadeniz’i tek bir plan dâhilinde topluca parsellemeyi tercih etmiş. Asıl maharet ise burada başlıyor: "Süreç tamamlandığında yetiştiricilik bölgeleri internet sayfamızdan ilan edilecektir." Yani Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Akçakoca halkına ve balıkçılara diyor ki: "Biz ilanı koyarız. Görürseniz görürsünüz. Görmezseniz de geçmiş olsun." Otuz günlük dava açma süresi sessiz sedasız geçer, balıkçılar meseleyi sonradan öğrenirse klasik senaryo devreye girer. Önce sahaya bazı arabulucular iner. "Üç kafes mi olsun, on üç mü olsun?" pazarlıkları yapılır. Arkasından da mikrofonların karşısına geçilip: "Balıkçılarımızla uzlaştık." açıklaması gelir. Her zamanki müjdeler servis edilir. Belki destekler açıklanır. Belki başka vaatler. Ama kafes sayısının üçten on üçe mi, on üçten yirmi üçe mi çıkacağını herhalde en iyi Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bilir.Şundan da emin olabiliriz: Hiç kimse çıkıp balıkçıya: "Bu iş sizin balıkçılığınıza zarar verir mi?" diye sormayacaktır. Onun yerine ezber cümleler hazırdır: "Kafes balıkçılığı çevreye zarar vermez." "Bölge ekonomisine katkı sağlar." "Bilimsel çalışmalar bunu göstermektedir." Fazla itiraz eden çıkarsa, aba altından gösterilecek sopalar da her zaman hazırdır. Nitekim balıkçıların şahsi elektrik aboneliklerinin iptal edilmesi konusunda gayriresmî baskı yapılırken, aynı makamların "Biz bunu yazılı yapamayız" hassasiyetine sahip olduklarını biliyoruz. Resmî yazı yazmaya cesaret edemeyenlerin, gayriresmî baskı yapma konusundaki maharetlerini küçümsememek gerekir. Bugün verilecek sözlerin yarın ne kadar bağlayıcı olacağı konusunda ise Akçakoca’nın hafızasında yeterince misal bulunmaktadır. Organize Sanayi Bölgesi için hazırlanan Toprak Koruma Projesi'nin tarım alanlarını koruyacağına Mehmet Nazım Pazvant ve Cüneyt Yemenici şahsen kefil olmuşlardı. Aradan geçen yıllar göstermiştir ki, bu kefaletin gerekleri yerine getirilmemiştir. Daha önemlisi, verilen kefaletin gereğinin yerine gelmediği yönündeki eleştiriler karşısında herhangi bir hicap duyulduğunu, herhangi bir özeleştiri yapıldığını ya da kamuoyuna dönük bir mahcubiyet sergilendiğini gören de olmamıştır. Dolayısıyla yarın kafes balıkçılığı konusunda da: "Merak etmeyin, hiçbir zarar olmayacak." cümlesini duyarsak şaşırmayacağız. İnanıp inanmamak ise artık herkesin kendi hafızasına kalmış olacaktır. Çünkü Akçakoca'da bazı kefaletlerin son kullanma tarihi, sözün verildiği gün dolmaktadır. Kafeslerin görünmeyen yüzü ise daha vahimdir. Çünkü kafesteki balıklar dua ile büyümüyor. Tonlarca yem gerekiyor. Bu yemlerin hammaddesi de Karadeniz’in hamsisi ve çaçasıdır.Bir taraftan "yüksek katma değerli üretim" masalları anlatılırken, diğer tarafta Karadeniz’in temel besin zinciri balık unu fabrikalarına öğütülüyor. Yani hamsi, daha pahalı balıkları beslemek için kurban ediliyor.Yani hamsi, daha pahalı balıkları beslemek için kurban ediliyor. Karadeniz’in fakir fukarasının proteini, somon ve benzeri balıkların ihracat rakamlarının arasında kayboluyor. Buna da "sürdürülebilirlik" deniliyor. Turizmcilerimiz ise her zamanki sükûnetleri(!) içerisinde gelişmeleri izlemeyi tercih edeceklerdir. Denizi kirletecek faaliyetlere karşı ses yükseltmek yerine, bürokratların ve siyasilerin vereceği sözlere güvenerek bindikleri bir dalı daha kesmeye çalışacaklardır. Bakanlığın Karadeniz genelinde yürüttüğü bu etüt çalışmalarından mahalli siyasetin haberdar olması kuvvetle muhtemeldir. (En azından Düzce Milletvekili Ercan Öztürk haberdardır.) Eğer biliyorlar da konuşmuyorlarsa, mahalli çıkarların endüstriyel yatırımlara feda edildiğini kabul etmişler demektir. Eğer gerçekten haberleri yoksa, o zaman da Ankara’daki bürokratik kararlar karşısında mahalli siyasetin ne kadar ağırlığı kaldığı ayrıca düşünülmelidir. Sonuçta iki ihtimalden biri doğrudur. Ve ikisi de iç açıcı değildir. Pazar Zelek’te yaşananlar gösteriyor ki, "Halk istemezse yapılmaz" cümlesi bazen TIR’lar gelene kadar geçerlidir. Sonra sözler buharlaşır, kafesler denizdeki yerlerini alırlar. Bir Akçakocalı olarak internet sitesine sessizce konulacak bir ilanı bekleyip oldubittiye razı olmayı reddediyorum. Talep son derece basittir: Ankara’da yürütülen etüt çalışmaları şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanmalıdır. Akçakoca’nın denizi, masa başında hazırlanmış sessiz planların kurbanı hâline getirilmemelidir. Çünkü deniz bir gün kafeslerle dolarsa, geriye belki sadece şu cümle kalacaktır: "Biz aslında böyle olacağını düşünmemiştik." Ama denizler seçim vaatlerini de sonradan edilen pişmanlıkları da dinlemiyor. Bir kez kafesler kuruldu mu, geriye sadece anılar ve mazeretler kalıyor.
Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ