Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
AKÇAKOCA BELEDİYESİNİN SEYİR DEFTERİ: KAPTANI TOKİ OLANIN ROTASI BETON OLUR
Akçakoca Belediyesi, batan bir Titanik enkazından alelacele çakılmış, dümensiz bir sal gibi suyun üzerinde öylece salınıyor. Ne elde bir pusula var ne de rüzgârdan anlayan bir kaptan… Nereye gideceğini bilmeyen bu salın geçici yönetimi, yön tayin etmek için çırpınırken çareyi MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’den “Salı hangi tarafa çekelim?” diye icazet istemekte buluyor. Akıllarınca belli bir rotaları, içten içe arzuladıkları bir yön var elbette.Ama heyhat! Burhan Özdemir sahneye çıkıyor ve mahalli siyasetin hiç beklemediği bir üslupla, “Ben TOKİ Başkanının Akçakoca’ya gelmesini sağlarım; salınızın hangi tarafa devrileceğine o karar versin” deyiveriyor. Çözümse çözüm işte, yaa biz bunu istememiştik bile diyemiyorlar. Şimdi Akçakoca nefesini tutmuş, büyük bir vizyon gösterisi eşliğinde cumartesi günü gelecek TOKİ Başkanının salı hangi meçhule sürükleyeceğini merakla bekliyor. İşin trajikomik tarafı şu: Fikret Albayrak’ın ansızın tutuklanmasının ardından, talihin cilvesiyle Belediye Başkan Vekilliği koltuğuna oturan AK Partili Alev Ünal ve yönetimi, Cüneyt Yemenici’nin ilçeye bela bıraktığı TOKİ AVM projesinden Burhan Özdemir’in sihirli değneği sayesinde tereyağından kıl çeker gibi kurtulabileceklerini sanmalarıydı. Ne de olsa Burhan Özdemir, MÜSİAD Başkanı sıfatıyla Ankara’da adeta “bakan ağırlığında” bir isimdi. Fakat mahalli siyasetin öngörülemez hazırlıksızlığı yine kendisini gösterdi. Bizimkiler dövünedursun, Burhan Özdemir’in MÜSİAD Başkanlığı koltuğuna oturmadan önce TOKİ’nin en büyük müteahhitlerinden biri olduğu gerçeği unutulmuştu. Hâlâ o büyük çarkın içindeki bir aktör olarak, imar bürokrasisinin ve beton ekonomisinin dışına çıkıp Akçakoca için yaratıcı bir çözüm üretmesini beklemek, yeni belediye yönetimi Ankara bürokrasinin gücünü bilmediğini gösterdi. Bu arada projenin mimarı(!) Cüneyt Yemenici’nin —kamuoyu ne kadar ciddiye alır bilinmez— hâlâ “Ben has AK Partiliyim” iddiasıyla dolaşmasına rağmen, yeni yönetim kendisine pek itibar etmemiş olacak ki; adeta Fikret Albayrak’ın emekli danışmanı muamelesi yaparak kendisine danışmayı belli ki gerek duymamış. Ne var ki Burhan Özdemir ile yapılan büyük beklentili görüşmenin ardından belediye yönetiminin havası bir anda değişiverdi. Birkaç gün öncesine kadar yıllardır otopark ve mezbelelik olarak çürüyen alanın “Millet Bahçesi” yapılacağını müjdeleyenler, basına servis edilen son haberlerle birlikte çaktırmadan ne kadar kırabilirlerse o kadar dümeni kırmaya başladılar. Şimdi rota, “Her şey olabilir” muğlaklığı üzerinden yeniden eski göz ağrısı AVM projesinin kıyılarına doğru. Tıpkı dümensiz bir sal gibi, rüzgâr betondan yana esince yön de hemen oraya dönüyor. 2 yılı askın zamandır belediye meclis üyeliği yaptıkları halde, bu karmaşık bela üzerine tek bir sayfa bile çalışmadıkları artık saklanamayacak kadar açık. Mahalli iktidarı ele geçirir geçirmez büyük bir problemi çözmenin heyecanıyla harekete geçtiler; fakat yerel yönetimin heyecanla değil, bilgiyle yürüdüğünü pek hesaba katmamış görünüyorlar. Peki cumartesi günü TOKİ Başkanı geldiğinde ne olacak? Bana sorarsanız, buranın Millet Bahçesi olma ihtimali çölde kar yağması ihtimaliyle yarışır. Çünkü projenin altındaki hukuki kördüğümü çözmek neredeyse mucizelere bağlı. Burhan Özdemir’e çözüm için gitmeden Cüneyt Yemenici’ye sorsalardı, hiç tereddüt etmeden: “Oraya o beton projeyi yapmak zorundasınız; başka çıkış yok.”derdi büyük bir gururla(!). Hadi ona sormadılar… İmar Müdürlüğüne atadıkları Nazmi Yemenici’ye sorsalardı bari! Fikret Albayrak döneminde bu mesele için çözüm yolları arayan ancak siyasi ve hukuki labirentlere takılan bir bürokratı İmar Müdürlüğü koltuğuna atayıp, yıllarını verdiği konuda fikrini dahi almamak, ancak bir garabet misali olabilir. Oysa Nazmi Yemenici, projenin daha başında yaklaşık yüzde 10 zararla TOKİ yönetimine sunulduğunu ve bu şekliyle kabul edildiğini bizzat öğrenmiş, hatta bunu hak sahipleriyle paylaşmış isimlerden birisidir. Yani proje hayata geçtiği anda TOKİ zarar yazacaktır. Ankara’da tasarruf tedbirlerinin kırbacı her kurumun sırtındayken, TOKİ Başkanı durduk yere bilançosuna böyle bir zarar kalemi eklemeyi tercih eder mi? Etmez. Etmemesi gerekir. Çünkü buna izin verse benzeri birçok projeye izin vermek zorunda kalır. Peki bu tiyatronun sonunda ne olabilir? Birinci Senaryo: Daha Çok Beton Proje revize edilir. Şehrin hava koridorlarını kesen bölgelere yeni bloklar, yeni ticari alanlar, daha büyük beton kütleleri eklenir. “Bu kadarını da yapmazlar” demeyin. Burası Akçakoca.. Daha kötüsü her zaman mümkündür. Üstelik hak sahiplerinden yalnızca bir kişinin dahi mahkemeye gitmesi, projenin yıllarca sürüncemede kalmasına yetebilir. İkinci Senaryo: Rezerv Alan Kâbusu Çarşının merkezi “rezerv alan” ilan edilir. Dozerler çalışır. Yıkımlar başlar. Ve sonunda Akçakocalıların içinde yaşayacağı değil, uzaktan seyredeceği; şehrin ruhuna yabancı, beton bir rezidans kütlesi ortaya çıkar. O projeden pay kapmak için mahalli müteahhitler projeyi alkışlarken birbirleriyle de kapışırlar. Üçüncü Senaryo: Uyku Modu Belki de TOKİ Başkanı en akılcı tercihi yapar: “Buraya hiç dokunmayalım.” Her şey olduğu gibi kalır. Ve elimizdeki mezbelelik görüntü, gelecekte karşılaşılabilecek bazı “çözümlerden” daha hayırlı kabul edilir. Bu absürt tiyatro, er ya da geç perdesini açıp o beton proje hayata geçirildiğinde, Akçakoca Belediyesi yönetimine altın değerinde bir tavsiyem var: Yükselen beton duvarların her cephesine kocaman harflerle şunu yazsınlar: “BU PROJE CÜNEYT YEMENİCİ’NİN PROJESİDİR.” Yazsınlar ki yarın halkın haklı eleştirileri yükseldiğinde, en azından “Biz yapmadık, miras aldık” deme kolaycılığına sığınabilsinler. Ama tarih, mirası devralanlarla mirası sürdürenler arasında pek ayrım yapmaz. Çünkü bazen bir projeyi tasarlayan kadar, onu sahiplenip hayata geçirilenler de aynı ölçüde sorumludur. Dahası, bu şehirde yanlışlıkları önlemek ve Akçakoca’nın geleceğini korumak için illa koltuğa oturmak, illa iktidar olmak da gerekmez. Bu projenin hazırlık aşamasında, ilçenin dokusuna hançer gibi saplanacağı daha ilk günden belliyken ortaya konacak güçlü, ve kararlı bir karşı çıkış, bu belanın daha en başından başımıza gelmesini pekâlâ önleyebilirdi. Günü kurtarma siyasetine sessiz kalarak ya da izleyerek ortak olanlar unutmamalıdır ki; kötülüğe karşı zamanında örülmeyen o set, bugün dümensiz bir salda hepimizi aynı belirsizliğe doğru sürüklüyor.