Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
AKÇAKOCA’DA AKP’NİN "AVM" MİRASI: HESABI SORULAMAYAN BELA
Garip bir şehirdir Akçakoca. Bir belaya çözüm aranırken bile sorumlunun adı anılmaz.
Şehrin merkezine yapılacak, trafiği daha da çekilmez hale getirecek, merkezdeki hava akımını kesecek ve inşaatı boyunca Akçakoca merkezini felç edecek bu AVM projesi kimin projesidir?
Cüneyt Yemenici’nin projesi değil midir bu proje?
"Büyük eser bırakma hastalığı"ndan mustarip Cüneyt Yemenici’nin projesi değil midir?
Hani o büyük projelerinden biri olan Merkez Camii çevresi düzenleme projesindeki dikey duvarlar ve havuzlar, Okan Yanmaz döneminde kurutulurken sesini bile çıkarmayan Cüneyt Yemenici’nin projesidir bu proje.
Bugün Belediye Başkan Vekili Alev Ünal sorunlara çözüm ararken, başkan yardımcılarıyla birlikte MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir ile görüşmeye gidiyor.
Peki yanlarına Cüneyt Yemenici’yi de alsalar veya hiç değilse gitmeden önce kendisiyle istişare etseler daha doğru olmaz mıydı?
Belki de belediye başkanlığını kaybetmelerinin önemli sebeplerinden biri olan ve rakip aday Fikret Albayrak’a destek veren Cüneyt Yemenici ile konuşmak istememişlerdir.
Kim haksız diyebilir ki bu tavra?
Ama iş törenlere, açılışlara geldiğinde, eski AK Partili belediye başkanı sıfatıyla boy gösterdiğinde de ona karşı bir tavır geliştirme kabiliyetine sahip değiller.
Eğer bu proje yanlışsa, gelecekte aynı şeylerin yaşanmaması için hesap sormak ve aynı hataların tekrarlanmasını engellemeye çalışmak Akçakoca’nın hayrına olmaz mı?
Yeni belediye yönetimine hatırlatmak gerekir: Çözüm aradığınız bu proje, sizin partinizden belediye başkanlığı yapmış olan Cüneyt Yemenici’nin projesidir.
Bunu unutmayınız!
Hakkında yürütülen soruşturma sebebiyle bugün görevden uzaklaştırılan ve tutuklu bulunan Fikret Albayrak da bu proje ilk kez hayata geçirilmeye çalışılırken kamuoyu önünde ciddi bir eleştiri ortaya koymamıştı.
Ancak 2024 yılındaki mahalli seçimlerden sonra belediye başkanı seçildikten sonra, seçilmesinde mühim pay sahibi olan Cüneyt Yemenici’ye rağmen bir çözüm arayışına girdi ve o dönem hak sahipleri ile "Nasıl bir çözüm geliştirebiliriz?" toplantısı yapmıştı.
Hak sahiplerinden biri olarak ben de o toplantıya katılmıştım.
Toplantıda belediye adına Fikret Albayrak’tan başka Nazmi Yemenici de vardı.
Nazmi Yemenici’nin aktardığı bir husus oldukça manidardı. TOKİ ile yaptıkları görüşmede, bu projenin siyasi baskılarla kabul edildiğini, hatta kabul edildiği anda TOKİ açısından yüzde 10 zarar yazdığını TOKİ yetkililerinin kendisine söylediğini ifade etmişti.
Demek ki mesele yalnızca Cüneyt Yemenici meselesi değildir. Belli ki başka siyasi baskılar da söz konusudur.
O dönemde hem merkezi iktidarın hem de mahalli yönetimlerin AK Parti’nin elinde olduğu düşünüldüğünde, bu baskıların hangi siyasi çevrelerden geldiğini tahmin etmek zor değildir.
Yani bugün başımıza bela olan proje, AKP’nin Akçakoca’ya armağan ettiği bir projedir, bir beladır.
Bir yönüyle Nasreddin Hoca’nın "Evim dar" diyen köylüye verdiği tavsiyenin sonuna doğru gidiyoruz galiba.
Fikret Albayrak’ın belediye başkanlığı döneminde yaptığı o toplantıdan sonra TOKİ ile yapılan görüşmelerden somut bir sonuç çıkıp çıkmadığını bilmiyoruz. Çünkü hak sahiplerine herhangi bir bilgilendirme yapılmadı.
Kamuoyu önünde buranın bir millet bahçesine dönüştürülmesi fikrini yazıya dökerek ilk öneren sanırım bendim.
Millet bahçesi projelerine pek itibar eden biri olmamama rağmen, betonlaşmanın azaltılması açısından böyle bir öneriyi gündeme getirmiştim.
Okan Yanmaz’ın böyle bir girişimi olduğuna ihtimal vermem. Olduysa bile kamuoyu önünde olmamıştır. Çünkü her inşaatı gelişme zanneden bir anlayışın böyle bir dönüşüme sıcak bakması kolay değildir.
Bu projenin AutoCAD çizimlerinden başka gerçek ölçülerde yapılmış bir maketi yoktur.
Cüneyt Yemenici böyle bir maket yaptırmadı. Proje hayata geçirilmeye çalışılırken belediye meclis üyesi Yüksel Yılmaz’a defalarca, Okan Yanmaz tarafından gerçek ölçülerde bir maket yaptırılması gerektiğini söylemiştim. Belli ki Okan Yanmaz’ı ikna edememişti.
TOKİ ilk geldiğinde görüşmeye gidenlerden biri de bendim.
Projenin ilk halinde batı tarafında sekiz-on katlı iki büyük blok vardı. Sonraki AutoCAD çizimlerinde bu bloklar ortadan kaybolmuştu.
Gerçekten kaldırıldılar mı, yoksa hâlâ projenin bir parçası mı, bugün bile bilmiyoruz.
Çünkü projenin gerçek hali hiçbir zaman kamuoyuna tam olarak anlatılmadı.
Alev Ünal yönetiminin bugünkü girişimlerine bakılırsa bundan sonra da tam anlatılacakmış gibi görünmüyor.
Üstelik bu projenin sadece TOKİ ve belediyeden ibaret olmayan hak sahipleri de var.
Bu da meseleyi daha karmaşık hale getiriyor. Bulunacak çözüme tek bir kişinin bile dava açması, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir.
Peki çözüm ne?
Maalesef en kuvvetli ihtimal, daha fazla beton.
Burayı TOKİ müteahhitleri için cazip ve kârlı bir hale getirmek adına emsali yükseltmek, kat artışına gitmek ve alanı daha fazla yapıya boğmak...
Yani Akçakoca’yı bugünkü çıkmaza sürükleyen anlayışın dozunu artırmak.
İkinci ihtimal ise rezerv alan ilan edilmesi.
Anlayabildiğim kadarıyla Burhan Özdemir’den yardım istenmesinin belki de sebebi bu ihtimaldir.
Daha önce de yazmıştım; rezerv alan ilan edilirse, yalnızca bu alanla sınırlı kalması mümkün görünmüyor.
Çarşı meydanının önemli bir bölümünü kapsayan daha geniş bir proje gündeme gelebilir.
Bu da Akçakoca’nın şehir dokusunun bir kısmının daha yok olması, kendi çarşısına yabancılaşmış bir halkın ortaya çıkması anlamına gelir.
Belki de son dönemde balıkçılara yönelik baskılar böyle bir hazırlığın parçasıydı.
Belki değildir. Bunu bugün bilmek mümkün değil. Fakat yaşanan gelişmeler, bu ihtimali tamamen göz ardı etmeyi de zorlaştırıyor.
Karasu sahilinde yürütülen çalışmalar ortada. Ruhsatlı ve imarlı birçok bina boşaltıldı. Hak sahiplerine doyurucu açıklamalar yapılmadı.
Benzer bir anlayışın Akçakoca’da uygulanmayacağını kim garanti edebilir?
Belki de sonunda özel güvenlikli, Akçakocalıların bile kendilerini yabancı hissedecekleri bir proje ile karşılaşacağız. Belki de olmayacak.
Ama gelişmeler konusunda gösterilen olağanüstü ketumluk, bu tür ihtimalleri güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.
Neticede, bugünkü tabloya bakıldığında hak sahiplerini ve Akçakoca halkını mağdur etmeyecek bir çözüm ihtimali giderek zayıflıyor.
Mahalli basından gelecek ve ballandıra ballandıra anlatılacak "müjdeli çözüm" haberlerine kulak asmaya gerek yok.
Çünkü şeffaflığın olmadığı yerde halkın yararına bir iş çıkmaz.
Peki bugün yürütülen çözüm arayışlarında şeffaflık var mı?
Elcevap: Yok.
O halde yarın ortaya çıkacak neticenin hak sahiplerinin ve Akçakoca halkının yararına olacağına inanmak için de ortada hiçbir sebep yok.
Çünkü Akçakoca’da sorunlar nasıl başladıysa, büyük ihtimalle yine aynı anlayışla çözülecek:
Daha fazla betonla.