Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

ARK OCAĞI BİR KARA FİLM: GİŞE YAPMAZ AMA ALTYAPIYI YOK EDER

Ark Ocağı için ÇED Olumlu raporunun eli kulağında, ilan panolarına asılması an meselesi.

Yasal dava açma süresi malum; su gibi akar, geçer.

Bu yüzden “Bu muazzam(!) vizyonun arkasında hangi dehalar var?" diyerek dava dosyasına ve ÇED klasörlerine satır satır çalışmaya başladım.

Dosyanın sayfalarını çevirdikçe karşımıza teknik bir ÇED raporundan ziyade, adeta sinema dünyasını kıskandıracak, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne göz kırpan bir taşra senaryosu çıktı.

Gelin, bu güya "çevre dostu" prodüksiyonun kadrosuna ve kâğıt üzerindeki o enfes kurguya bir köşe yazarı gözüyle bakalım.

Filmin yapımcılığını, yani finansörlüğünü Ağır Haddecilik adına Buğra Açıkalın üstlenmiş.

Yatırımı o planlıyor.

Peki ya mahalli organizasyon?

Akçakoca Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Mehmet Nazım Pazvant ise adeta filmin yönetmen koltuğunda.

Kendisi, sanayicinin yatırım heyecanını öyle bir sahiplenmiş ki, "Bu OSB’yi resmi Yeşil OSB yapma bürokrasisiyle uğraştırmayalım, ne gerek var canım?" derken sarsılmaz bir kararlılık sergiliyor.

Gerçekten şapka çıkarılacak bir azmi var.

Tabii burada insanı derin düşüncelere sevk eden ufak bir detay var.

Yönetim kurulunun diğer üyeleri; Başkan Yardımcısı Hakan Solak, Sayman Üye Oğuzhan Yemenici ve Yönetim Kurulu Üyesi Atakan Kasımay bu senaryonun son sayfasını okudular mı, yoksa sadece "Özetini geç başkan" mı dediler, orasını tam bilmiyoruz.

Belki de Mehmet Pazvant, yönetim kurulu üyelerini yorucu teknik detaylarla, sıkıcı çevre mevzuatlarıyla boğmak istememiştir.

Belediye su protokollerini ve yeşil kriterlerden kaçış planlarını odanın içinde küçük, sevimli(!) bir sır olarak saklamayı tercih etmiş olabilir.

Kim bilir, belki de Mehmet Pazvant, Ağır Haddecilik’in büyük riskler taşıyan yatırımını, doğup büyüdüğü Akçakoca’nın su kaynaklarından ve fındık bahçelerinden birazcık(!) daha fazla seviyordur.

Vahşi piyasa koşullarının doğasında insafa yer olmadığını zaten yaşayarak öğreniyoruz.

Senaryonun en cafcaflı, en göz boyayan yeri ise ÇED dosyasına yerleştirilen Castrip (Şerit Bant Döküm) teknolojisi.

Raporda adeta bayram havası var: "Doğrudan sıfır $CO_2$ emisyonu!" İnsan okuyunca duygulanıyor, gidip fabrikadaki bacalara sarılası geliyor.

Ne kadar da iklim sevdalısı bir yatırım. (!)

Ancak buradaki "doğrudan" kelimesinin arkasındaki o ince amiyane tabirle "şark kurnazlığını" görmezseniz oyuna gelirsiniz.

Yıllık 800 bin ton hurdayı eritmek için kurulacak o devasa Elektrik Ark Ocağı, gücünü Akçakoca şebekesinden çekmeyecek mi?

Türkiye’de elektriğin yarısından fazlası kömür ve doğalgaz santrallerinden üretiliyor.

Demek ki neymiş? Karbon salınımı "dolaylı" olunca havayı kirletmiyor, doğrudan uzay boşluğuna gidip yok oluyormuş. (!)

"Belli ki bu masala inanılması bekleniyor.

Ve ne acı ki, bu beklentilerinde pek de haksız sayılmazlar; en azından Mehmet Nazım Pazvant inanmış gibi yapmayı gayet iyi beceriyor."

Ark Ocağı tesisini, Akçakoca’ya “iklim krizi kahramanlığı" olarak sunmaları gerçekten takdire şayan bir mizah anlayışı.

Zati Sungur mezarından kalkıp gelse gelse bu illüzyonun karşısında şapka çıkarır.

Filmin halka pazarlanan en tatlı kısmına geldik:

İstihdam!

Sanırsınız Akçakoca’da yıllardır gizli bir demir-çelik akademisi vardı da bizim haberimiz yoktu.

Yahu, Akçakoca’da ağır sanayinin bu spesifik kolunda yetişmiş, dirsek çürütmüş bir emek havuzu mu var? Yok.

Peki senaryoya göre ne olacak?

İlçeden devşirilecek asgari ücret ya da hemen bir tık üzerinde çalıştırılacak 30-40 kişi, bu devasa çelikhanenin "yerel istihdam" sosu olacak.

Yani koskoca ilçenin suyunu, havasını, fındığını masaya süreceğiz; karşılığında üç otuz paraya ocak başında ter dökecek ya da şoförlük ve büro çalışanı gibi birkaç düzine kadro kapılacak.

Akçakoca gençliğine biçilen bu "vizyoner" geleceği de ayakta alkışlamak lazım!

Dışarıdan gelecek teknik kadro buraların kaymağını yerken, bizim uşaklara da bu muazzam çevre kirliliğinin ortasında figüranlık düşecek.

Peki, bizim bu vizyoner kadro, Sanayi Bakanlığı’nın ve Dünya Bankası’nın "Gelin sizi resmi olarak Yeşil OSB yapalım, size dünya kadar fon verelim" davetlerine neden kulak tıkıyor?

Neden köşe bucak kaçıyorlar bu havalı "Yeşil" unvanından?

Çünkü resmi Yeşil OSB tescili almak demek, başa bela (!) ve bağlayıcı sorumluluklar demek.

Müfettişler gelecek, "Öyle kâğıt üzerinde arıtma tesisine sadece 'yer ayırmak' yetmez hemşerim, fabrikayı açmadan o milyarlık ileri kimyasal arıtma tesisini fiziken bitireceksiniz" diyecek.

"Çelikhanenin atık suyunu %100 kapalı devre tesisin içinde döndüreceksiniz, belediyenin şebeke suyunu öyle hoyratça harcamayacaksınız" diyecek.

Huzur(!) kaçıracaklar yani.

İşte tam bu noktada, Okan Yanmaz döneminde sessiz sedasız imzalanan belediye protokolünün dehası ortaya çıkıyor.

Milyarlık arıtma maliyetine katlanmaktansa, ağır metallerle dolu o endüstriyel atık suyu, aktif ve inşa edilmiş tek bir arıtma tesisi olmaksızın, basit bir "dinlenme havuzu" makyajıyla doğrudan belediyenin evsel kanalizasyon şebekesine bırakıverme kolaylığı getirilmiş.

Müthiş pratik bir zekâ!

Akçakoca halkının tuvalet, çamaşır ve bulaşık suyu için tasarlanmış yetersiz şebeke, yakında çelikhanenin asitli atıklarıyla tanışıp level atlayacak.

Oradan da doğruca Mavi Bayraklı o güzelim Akçakoca sahillerine, balıkların yuvalarına…

Ne de olsa balıklar da "yeşil çelik" teknolojisiyle tanışmak ister, değil mi?

Sanayici ekstra maliyetten kurtulurken, faturayı musluğundan su akmayan, denizine zehir karışan Akçakoca halkı ödeyecek.

Ama olsun, "yatırım" geliyor!

Zamanında İl Toprak Kurulu’ndan o birinci sınıf tarım arazilerini koparırken "Biz Temiz ve İhtisas OSB olacağız, vallahi toprağa zarar vermeyeceğiz" diyenler, iş icraata ve bütçeye gelince arıtmasız, projesiz, kupkuru bir altyapı kumarı oynuyorlar.

Kamuoyu artık az çok gerçekleri biliyor, kulislerdeki fısıltılar dalga dalga yayılıyor.

ÇED Olumlu raporunun ardından fındık bahçelerinin ortasında yükselecek o çelik anıtı izlerken kendimize şu soruyu sormaya devam edeceğiz:

Bu filmden kâr edecek yapımcılar, başrol oyuncuları belli; peki hayatı, suyu, toprağı ve emeği ipotek altına alınan Akçakoca bu işten ne kazanacak?

Kâğıt üzerinde her şey çok protokollü, çok yasal, çok sıfır emisyonlu…

Tek bir kusuru var:

Gerçek dünyayla, küresel iklim kriziyle ve Akçakoca'nın doğasıyla hiçbir bağının olmaması!

Ama senaryo ve kurgu güzel, tebrik(!) ederiz.

KEŞKE MAHCUP OLSAM:

Fikret Albayrak’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından Akçakoca Belediyesi’nde direksiyonu devralacak yeni AKP’li yönetimin bu altyapı kumarına, bu çevre kirliliğine karşı en ufak bir direnç gösterme ihtimali var mı?

Akçakoca’nın bir hemşerisi olarak söylüyorum.

İhtimal bile vermiyorum.

Ankara’dan gelen rüzgâra göre yelken açmayı iyi bilen taşra siyaseti, bu projeyi muhtemelen bir "başarı ve istihdam müjdesi" olarak kucağında bulacaktır.

ÇED raporundaki gedikleri kurcalamak, ilçenin suyuna sahip çıkmak, milyarlık arıtma maliyetlerini sanayicinin önüne koymak yeni yönetimin ajandasında asla yer almayacaktır.

Keşke zaman beni haksız çıkarsa, keşke ilçeyi yönetenler beni bu karamsarlığımdan dolayı mahcup etse...

Ama reel siyasetin acı gerçekleri ortada.

Özetle durum şudur:

Karşımızda "Yeşil" bir yatırım yok.

Denetimden kaçan, resmi Yeşil OSB unvanını istemeyen bir zihniyet var.

Arıtma maliyetini halkın sırtına yükleyen bir deha(!)var.

Karbon emisyonunu ulusal şebekeye gizleyen bir illüzyon var.

Bu proje, Akçakoca için "altyapı kumarıdır."

Mahalli siyasi irade tamamen teslim bayrağını çekmiştir.

Açıkçası, Akçakoca halkından da bir direniş beklemiyorum.

Eldeki tek gerçekçi umut, ÇED Olumlu kararına karşı açılacak o hukuki davadır.

Sürecin en büyük engeli olan keşif ve bilirkişi masraflarını karşılamak ise, ilçesini ve doğayı gerçekten seven bir grup çevre ve Akçakoca dostunun vereceği maddi-manevi desteğe kalmıştır.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ