Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

HUKUKUN KAPSAMA ALANI: GÜNCEL RÜZGARA MI AYARLI?

Akçakoca Belediye Başkanı’nın irtikap suçlaması kapsamında tutuklanıp görevden uzaklaştırılması, ilçede uzun süredir tartışılan “bağış–sponsorluk–belediye ilişkileri” meselesini yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

Tartışma artık yalnızca güncel dosyayla sınırlı değil; geçmiş dönemlerde belediye ile iş ilişkisi bulunan kişi ve şirketlerden alınan sponsorlukların ve “gönüllü bağış” uygulamalarının hangi hukuki çerçevede değerlendirileceği sorusu da giderek daha yüksek sesle soruluyor.

Tam bu noktada ceza hukukunun teknik tarafı devreye giriyor.

Çünkü hangi dönemin ne ölçüde inceleme kapsamına alınabileceği meselesi, yalnızca siyasi tartışmalarla değil, aynı zamanda suç vasfı ve zamanaşımı süreleriyle de doğrudan bağlantılı.

Türk Ceza Kanunu’nun 250. maddesi irtikap iddialarını detaylı biçimde düzenlerken, TCK m. 66/1 de dava zamanaşımını oldukça net bir matematikle belirliyor. Ortaya çıkan tablo, adeta “hangi dönemi ne kadar inceleyelim?” sorusuna hukuki bir çerçeve sunuyor.

• İcbar Suretiyle İrtikap iddialarında (nüfuz kullanarak zorlama) dava zamanaşımı 15 yıl. Bu süreyle Fikret Albayrak, Cüneyt Yemenici ve Okan Yanmaz’ın başkanlık dönemlerinin tamamı teorik olarak inceleme kapsamına girebiliyor.

• İkna veya hatadan yararlanma suretiyle irtikap iddialarında ise süre 8 yıla iniyor. Bu durumda Fikret Albayrak dönemi büyük oranda zamanaşımına girerken, Okan Yanmaz dönemi tamamen, Cüneyt Yemenici dönemi ise kısmen kapsama alınabiliyor.

Teoride savcılık, iddiaların niteliğine göre geçmişe yönelik inceleme yapabiliyor.

Ancak kamuoyu haklı olarak soruyor:

Pratikte bu süreçler her zaman teorinin o steril kurallarına göre mi işliyor, yoksa mahalli siyasetin kendine has takvimi ve esen rüzgârı bu zamanlamalarda da bir rol oynuyor mu?

Konuyu kamuoyunun gündemine taşıyan isim, geçmişte belediye koridorlarını bilen bir mühendis, eski AKP İlçe Başkanı ve Akçakoca’da uzun yıllardır faaliyet gösteren kıdemli müteahhit Esved Sarıoğlu oldu.

Sosyal medyada bir paylaşıma yaptığı yorumun son bölümü şöyleydi:

“Belediyelerde bağış var mıdır vardır, bizde çok defa verdik bunu gönüllü olarak yaptık karşılığında bir şey beklemeden yaptık. Festivaller bu şekilde yapılıyor... lütfen bizi zan altında bırakma.”

Bu beyan özellikle dikkat çekici, zira Sarıoğlu’nun belediyedeki görevinden ayrıldıktan sonraki dönemi, yani Fikret Albayrak, Cüneyt Yemenici ve Okan Yanmaz’ın başkanlık dönemlerini kastettiği anlaşılıyor.

Tabii burada yıllardır tekrarlanan o meşhur Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı tavsiyesi devreye giriyor:

“Devam eden imar planı, ruhsat, ihale veya idari süreci olan kişilerden bağış ve sponsorluk almayın, menfaat ilişkisi şüphesi yaratır.”

Ne var ki, anlaşılan o ki ne Esved Sarıoğlu’nun ne de o dönemki belediyelerin bu tavsiyeden haberi olmuş.

Herhalde o uyarılar başka yerler için kaleme alınmıştı; Akçakoca’da festival organizasyonlarının rüzgârı o kadar güçlü esiyordu ki ne Sayıştay’ın ne de Bakanlığın sesi duyulabilmiş.

İşin en ironik tarafı ise şu: Esved Sarıoğlu ile Okan Yanmaz arasında uzun yıllara dayanan, mahalli basın arşivlerine de sıkça yansıyan sert siyasi ve idari çekişmeler varken, durum oldukça dikkat çekici.

Bir müteahhidin rakibi konumundaki başkana “tamamen gönüllü, hiçbir idari kolaylık beklemeden, sırf festivaller güzel olsun” diye maddi destek sağlaması, gerçekten takdire şayan bir hayırseverlik misali olarak tarihe geçebilir.

Ticari hayatın gerçekleri, insan doğası ve idari rekabet ortamı düşünüldüğünde, bu durumun ne kadar olağan olduğu ise başlı başına bir muamma.

5393 sayılı Belediye Kanunu şartsız bağışa şeklen izin veriyor diye, İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay’ın menfaat ilişkisi uyarılarını bir kenara bırakmak, ceza hukukunun “manevi baskı” ile ilgili hükümlerini de devre dışı bırakmıyor elbette.

Ama biz yine de festivallerde kimin ne kadar eğlendiğine bakalım.

NETİCE:

Esved Sarıoğlu’nun samimi beyanları, bu tür ilişkilerin tek bir döneme özgü olmadığını, zamanaşımı sürelerinin elverdiği ölçüde geçmişe doğru uzanan yapısal bir alışkanlık olabileceğini gösteriyor.

Ancak kamuoyunda gittikçe güçlenen bir algı var:

Bu incelemeler, salt adalet arayışından öte, bazı mahalli aktörlerin siyasi pozisyonlarını, parti tercihlerini ve dengeleri yeniden dizayn etmek için kullanışlı bir araç haline getiriliyor mu?

Geçmişte aynı siyasi çatı altında yer almış isimlerin bile kolayca bu tartışmaların odağına oturması, senaryonun derinliğini artırıyor.

Benim ise cebimde sembolik bir külah var.

Ne zaman birisi “Bu süreç tamamen hukuki mecrasında ilerliyor, arkasında zerre siyasi hesap yok” dese, o külahı usulca masaya bırakıyorum.

Buyurun, anlatın.

Külahım büyük bir ciddiyetle dinliyor.

Çünkü adalet; hamasetle değil, zamanaşımı sürelerinin tarafsız matematiğiyle, geçmişteki somut gerçeklerin çıplaklığıyla ve herkese eşit uygulanan bir anlayışla tartılmadığı sürece, o teraziden sadece dönemsel olarak güçlü olanların şarkısı yükselmeye devam edecektir.

Bugün koltuklarında büyük bir güvenle oturanlar da şunu unutmamalıdır:

Mahalli siyasetin rüzgârı sürekli aynı yönden esmez.

Dün hesap soranların bugün hesap verebildiği, bugün dokunulmaz görünenlerin yarın aynı tartışmaların içinde kendini bulabildiği bir memlekette yaşıyoruz.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ