Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
CHP’Lİ OLMAYANIN GÖZÜNDEN: ANA MUHALEFETİ “YOK” SAYMA KRİZİ
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026’da Türk siyasi ve hukuki literatürüne eşi benzeri görülmemiş bir icat armağan etti:
"Mutlak Butlan" tabanlı hukuki zaman makinesi.
Mahkemenin verdiği bu şok kararla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kasım 2023’teki 38. Olağan Kurultayı ve o günden bu yana attığı her adım evrende hiç yaşanmamış sayıldı.
Yani hukuk diyor ki; Özgür Özel aslında hiç genel başkan olmadı, sandıklar kurulmadı, delegeler oy vermedi.
Her şey kâğıt üzerinde koskoca bir illüzyondan ibaretti ve Kemal Kılıçdaroğlu tedbiren koltuğuna geri dönmeliydi.
Açık konuşalım ne AKP anlatısına angaje olan ne de CHP’nin siyasal hattını yeterince muhalif bulan biri açısından bile bu süreç, hukuk ile siyaset arasındaki dengenin bozulduğu bir garabet görüntüsü vermektedir.
CHP’nin iç işleyişinin sütten çıkmış ak kaşık olmadığını, parti içi demokrasi masallarının yıllardır şeffaflıktan uzak bir güç savaşına sahne olduğunu görmek zor değil.
Kendi içindeki hesaplaşmaları, hırsları ve usulsüzlük iddialarını çözemeyip yargının kucağına bırakan bizzat CHP’nin kendi elitleridir.
Ancak yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek gerekir:
Yargının bu kronik hastalığa uyguladığı "mutlak butlan" tedavisi, hastayı iyileştirmekten ziyade doğrudan fiilen ortadan kaldırmayı amaçlayan cinsten, haksızlığın dik alasıdır.
ÇOK DAMARLI YAPI VE SOSYAL DEMOKRATİK SAPMA
Partinin içinde ulusalcılar, neo-liberal dönüşümcüler ve ne dediği belirsiz "merkez" arayışları gibi birkaç farklı damarın aynı anda tepişmesi, CHP’yi uzun zamandır evrensel bir sosyal demokrat çizgiden fersah fersah uzaklaştırdı.
Emekçinin, ezilenin ya da sosyal adaletin partisi olmak yerine; ideolojik bir pusulası olmayan, sadece iç iktidar kavgalarıyla beslenen bir "tabelalar koalisyonu" izliyoruz.
Haliyle, partinin yapısal kodlarına işleyen bu fikirsel dezenformasyon ve doku uyuşmazlığı, dışarıdan gelebilecek her türlü operasyona da açık bir zemin hazırlıyor.
YAŞANMIŞ BİR HAYATI YOK SAYMA FANTAZİSİ
Hukuk teorisi kendi içinde pürüzsüz görünebilir:
Bir işlem baştan sakat ise, yok hükmündedir.
Gelgelelim, siyasi dünya mahkeme kaleminin sınırlarından biraz daha büyüktür.
CHP, mahkemenin "yok" saydığı o yönetimle koskoca bir 2024 yerel seçimi atlattı, Türkiye'nin en büyük metropollerini kazandı, milyonlarca seçmenden oy aldı ve Meclis’te ana muhalefet görevini yürüttü.
Şimdi yargı, CHP’ye her zaman mesafeli duran, politikalarını beğenmeyen insanların bile vicdanını sızlatan bir mantıkla karşımıza çıkıyor:
Bir siyasi partiyi sertçe eleştirebilirsiniz; fakat milyonlarca insanların sandığa yansıyan iradesini ve bir kurumun örgütsel sürekliliğini tek bir mahkeme ilamıyla "Tüh, aslında siz son 2.5 yıldır hiç yoktunuz" diyerek buharlaştırmaya çalışmak, hukukun üstünlüğünden ziyade hukukun bir "operasyon aparatına" dönüştürülmesidir.
Seçmen iradesi ve örgütsel gerçeklik, adalet sarayından çıkan iki sayfalık kâğıtla hafızalardan silinebilir mi?
TAŞRADA AKILLARI ZORLAYACAK KİMLİK BUNALIMI
Genel merkezdeki bu hukuki fantezinin yaratacağı asıl büyük gürültü ise önümüzdeki günlerde yerelde, yani örgütlerde ve belediyeler arasında yaşanacak.
Kararın ardından Anadolu'nun il ve ilçe başkanlıklarında tam bir absürt tiyatro sahnelenmeye başlayacak.
Düşünün ki, bir ilin merkez ilçesi Özgür Özel’i "fiili lider" olarak tanımaya devam ederken, hemen yanındaki komşu ilçe belediye başkanı elindeki mahkeme ilamına güvenip Kemal Kılıçdaroğlu’na biat ettiğini açıklayacak.
Aynı il sınırları içinde iki farklı ilçenin, iki farklı genel merkezi meşru tanımasının yaratacağı o büyük idari karambolü yönetmek mümkün mü?
Belediye başkanları sabah işe geldiklerinde hangi genel merkezin talimatını dinleyeceklerini şaşıracaklar.
İdari yazışmalarda hangi genel başkanın adının zikredileceği, belediye meclis gruplarının hangi iradeye göre grup kararı alacağı tam bir muammaya dönüşecek.
İl başkanları, "Mevcut yönetime bağlıyız" açıklamaları yapmaya çalışırken, ilçelerden yükselen "Biz mahkeme kararına uyarız" sesleriyle içeride tam bir örgütsel iç savaş başlayacak.
Bir belediye başkanının, kendisini aday gösteren iradenin "hukuken yok" sayıldığını görmesiyle yaşayacağı o kimlik bunalımı, mahalli yönetim mekanizmasını adeta kilitleyecek.
Taşra örgütlerinde "Sen hangi genel merkezin adamısın?" sorusu havada uçuşurken, partililer kendi evlerinde birbirine yabancılaşacak.
6 NİSAN ÇELMESİ VE ÖRGÜTSEL SADAKAT
Tabii ki, bu hukuki fantezinin unuttuğu çok temel bir şey var:
Siyasi realite.
Mahkeme anahtarı eski yönetime uzatıp "Geçmişi ihya ettik, buyurun koltuğunuza" dese de CHP’nin mevcut milletvekilleri, büyükşehir belediye başkanları ve teşkilatların ezici çoğunluğu Özgür Özel binasını mesken tutmuş durumda.
Siyasette meşruiyet, mühürlü kararlarla değil, arkasındaki örgütün "fiili sadakatiyle" ölçülür.
Üstelik CHP, yargıya çoktan ironik bir çelme takmış vaziyette:
İptal edilen kurultaydan sonra, 6 Nisan 2025’te yepyeni bir olağanüstü kurultay yaparak iradesini ve Özgür Özel’in meşruiyetini zaten tazeledi.
Yani örgüt yargıya, "Siz eskisini iptal edene kadar biz yenisini yaptık bile, hadi zaman makinenizle bu güncel iradeyi de silin" diyerek adeta çağrı yapıyor.
Bu şartlarda yargının zorlama bir "3 kişilik kayyım" formülünü masaya sürmesi, ana muhalefeti tamamen felç etmekten ve ülkenin demokrasi kalitesini aşağı çekmekten başka işe yaramaz.
NETİCE-İ KELAM
CHP’nin kendi içindeki kurultay dehlizleri ve usulsüzlük iddiaları elbet masaya yatırılmalı ve en sert şekilde eleştirilmelidir; fakat bunu yapma yolu, koskoca bir partiyi geçmişe gömüp kapısına kilit vurma noktasına getirmek değildir.
Yargı, parti içi sorunların kalıcı çözümü olamaz; olsa olsa geçici bir kaos tetikleyicisi olur.
Önümüzdeki günlerde Yargıtay’ın, bu apaçık haksızlığın taşrada ve merkezde yaratacağı büyük kamu düzeni krizini öngörerek jet hızıyla bir "yürütmeyi durdurma" kararı vermesi ve statükoyu koruması en akılcı çıkış yoludur.
Aksi takdirde ortaya çıkacak tablo, yalnız CHP’nin iç krizi değil; siyasal rekabetin yargısal müdahaleler üzerinden biçimlendiği, demokratik meşruiyetin giderek zayıfladığı yeni bir rejim atmosferi olacaktır.
Hukuk tekniği geçmişi silebilir ama pratik siyaset, o haksızlığa uğranan yerden yeni bir mağduriyet hikayesi filizlendirmeyi her zaman çok iyi bilir.
Belki de hayırlı olan budur.
Her şey kötüye gidiyormuş gibi görünse de bu kriz CHP’nin uzun zamandır ertelediği iç muhasebesini yapmak zorunda kalmasına, daha sağlıklı ve şeffaf bir yapıya evrilmesine vesile olabilir.
Bazen en karanlık görünen kavşaklar, aslında uzun vadede daha güçlü bir yola çıkışı hazırlar.
Kolay değil ama enseyi karartmamak lazım