Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

MÜLKİYETİN SESİ, DİLİN SESSİZLİĞİ: AKÇAKOCA LAZLARI VE LAZCA BİR VEDA DEĞİL KABUL TÖRENİ

Akçakoca’da düzenlenen ve Laz kültürünün taşıyıcı kuşaklarını buluşturan toplantı (25 Nisan), bir kültürel kutlamadan çok “kültürel vedanın kolektif kabulü” niteliğindeydi.

Katılımcıların büyük ölçüde kadınların oluşturduğu 60 yaş üstü kişilerden oluşması, Lazcanın artık gündelik hayatın ritminden çekilerek bir “hafıza nesnesine” dönüştüğünü açık biçimde ortaya koydu.

Karşımızdaki tablo, basit bir “asimilasyon” anlatısı değildir.

Daha derinde mülkiyet ilişkileri, devletle kurulan stratejik uyum ve 140 küsur yıllık yerleşikliğe rağmen süren gizli bir güvenlik arayışı vardır.

MÜLKİYET KALESİ: DİLİN FEDA EDİLDİĞİ STRATEJİK ALAN

Kemal Tahir’in yaklaşımıyla toplumsal yapıların merkezinde mülkiyet ilişkileri bulunur.

Akçakoca’da Lazcanın geri çekilişi de duygusal bir unutma değil, rasyonel bir uyum stratejisidir.

Erken Cumhuriyet döneminde taşrada yükselmenin yolu devletle kurulan bağdan geçiyordu.

Memuriyet ve öğretmenlik yalnızca ekonomik bir imkân değil, aynı zamanda “mülkiyet kalesi” içinde güvenli bir alan anlamına geliyordu.

Bu çerçevede Lazca, sosyal hareketlilik açısından riskli bir unsur olarak görüldü.

Eğitimli kesim, çocuklarının bu yapıda yer bulabilmesi için dili ev içinde bilinçli biçimde geri çekti.

Statü kazanıldı; ancak bunun bedeli kuşaklar arası dil aktarımının kopması oldu.

BİR İLLÜZYON: KIRZIOĞLU TAZİNİN ROLÜ

Bu tarihsel geri çekilişin meşruiyete ihtiyacı vardı. Fahrettin Kırzıoğlu’nun “Lazlar aslında Kıpçak Türkleridir” tezi bu noktada işlevsel bir açıklama olarak benimsendi.

Bu yaklaşım, bilimsel bir tartışmadan çok bir “meşruiyet tapusu” işlevi gördü.

Dünya akademik literatüründe karşılık bulmaması, mahalli düzeydeki etkisini değiştirmedi; çünkü burada belirleyici olan doğruluk değil, işe yaramasıydı.

Bu anlatı, dil kaybını bir asimilasyon değil, bir “aslına dönüş” hikâyesi haline getirdi. Böylece dilsel kopuş, daha kabul edilebilir bir çerçeve içinde anlamlandırıldı.

MELEZLEŞME VE EV İÇİ DÜZEN

Dil kaybının en belirleyici boyutu ev içidir.

Akçakoca gibi göçle şekillenmiş bölgelerde farklı kökenlerden gelen evlilikler, yeni bir dilsel uzlaşıyı zorunlu kılmıştır.

Bu yeni aile düzeninde ortak iletişim dili olarak Türkçe öne çıkmıştır.

Böylece Türkçe yalnızca kamusal alanın değil, evin de ortak dili haline gelmiştir.

Zamanla bu durum Lazcayı hem dışarıdan hem içeriden geri çekmiş, dilin gündelik yaşam içindeki doğal akışı zayıflamıştır.

İDEOLOJİK KESİŞME: ORTAK BİR SESSİZLİK SÖZLEŞMESİ

Dilin kaybı, Akçakoca’da zıt kutupları aynı sessizlikte birleştirmiştir. Laik ve tutucu kesimler, farklı gerekçelerle de olsa Lazcanın görünmez kılınmasında aynı sonuca hizmet etmişlerdir.

Laik-Modernist Kesim: Bu çevreler için Lazca, modernleşme projesinin önünde bir "taşra kalıntısı" sayıldı. Uygarlaşmanın yolu, yerel şivelerden arınmış standart bir Türkçe konuşmaktan geçiyordu.

Onlar için dili susturmak, "aydınlanmanın" ve statü kazanmanın bedeliydi.

Tutucu Kesim: Bu çevrelerde etnik vurgunun "ayrılıkçılık" olarak algılanabileceği endişesi ve "üst kimlikte erime" arzusu baskın geldi.

Dini ve milli birliği zedeleyebileceği korkusuyla dil geri çekildi.

Onlar için dili susturmak, "sadakatin" ve güvenli limanda kalmanın bedeliydi.

Netice değişmedi:

Her iki kesim de kendi mülkiyet kalesini ve devlet nezdindeki konumunu korumak adına Lazcanın silinmesinde zımni bir ortaklık kurdu.

YERLİLİK HAKKI VE ERTELENMİŞ AİDİYET

93 Harbi’nden bu yana geçen 140 küsur yılı aşkın süreye rağmen, “yerli olma” fikrinin tam anlamıyla yerleşmemiş olması dikkat çekicidir.

Yerli olmak, bir toprağa olduğu gibi ait olabilme özgüvenidir.

Ancak Akçakoca Lazları için bu aidiyet, sürekli bir onay mekanizmasına bağlanmıştır.

Kendi sesini geri çekerek kabul görmeye çalışmak, zamanla kırılgan bir psikoloji üretmiştir.

Güçlü bir tarihsel geçmişe rağmen süren kendini ispat ihtiyacı ise bir zaman kaymasına işaret eder.

Bu topluluğun yerliliği artık fiilen tartışma dışıdır.

Lazlar Akçakoca’nın yerlisidir.

Ancak geçmişteki mülkiyet odaklı tavizler, bu gerçeğin içselleşmesini geciktirmiştirve kimi kişler içinde geciktirmeye devam etmektedir.

LAZ ENSTİTÜSÜ’NÜN FEDAKÂR DİRENİŞİ VE DİJİTAL HAFIZA

Bu karmaşık sosyolojik tabloda Laz Enstitüsü’nün rolü, bir hafıza koruma çabasıdır.

Enstitü, topluluğun mülkiyet kaygılarıyla örülmüş tarihsel sessizliğiyle doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, daha pragmatik bir yol seçmiştir: dilin son izlerini dijital bir mirasa dönüştürmek.

Yürütülen arşivleme ve dijitalleştirme çalışmaları, Akçakoca sokaklarında geri çekilen sesin dijital ortamda yeniden görünür olmasını sağlamaktadır.

Ancak bu süreç aynı zamanda dilin gündelik yaşamdan koparak bir “hafıza nesnesine” dönüşmesini de beraberinde getirmektedir.

DİGİTAL KEFARET: YENİ KUŞAK VE HAFIZA

Dijital imkânlarla temas eden kuşaklar, önceki nesillerin taşıdığı statü ve güvenlik kaygılarından büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Bu durum, kimlik meselesine daha özgür bir yerden bakmayı mümkün kılmaktadır. Lazcayı yeniden öğrenme ve dijital ortama aktarma çabası, bir “dijital kefaret” niteliği taşır.

Bu, 140 yıldır ertelenen aidiyet hissinin yeniden sahiplenilmesi girişimidir.

NETİCE: 

Akçakoca misali açık biçimde şunu göstermektedir:

Lazca:  mülkiyet, güvenlik ve aidiyet pazarlığında “yüksek maliyetli bir yük” olarak görüldüğü için geri çekilmiştir.

Bugün gelinen noktada eski korkuların nesnel karşılığı kalmamıştır.

Buna rağmen dilin sokaktan çekilip dijital alana taşınması bir diriliş değil, gecikmiş bir yüzleşmedir.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ