Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

MUHAFAZAKÂRLIK İLE TUTUCULUK ARASINDAKİ YARILMA: TÜRKİYE’NİN KRİZİ

Türkiye’de kavramlar çoğu zaman doğru kullanılmaz.

Bu yanlış kullanım, siyasetin ve toplumsal hayatın derin krizinin ana nedenlerinden biridir.

Bu krizin en fazla tezahür ettiği yer ise muhafazakârlık ile tutuculuk arasındaki farkın ihmal edilmesidir.

“Muhafazakârlık” ile “tutuculuk” arasındaki fark silindikçe, estetikten ahlaka, kentleşmeden adalete kadar geniş bir alanda çelişkiler derinleşti.

Bugün “muhafazakâr” diye sunulan çizgi, çoğu zaman tutuculuğun kılık değiştirmiş halinden ibaret.

Muhafazakârlık, Edmund Burke’ten bu yana “yıkmadan inşa etme” iradesi olarak tanımlanır.

Geçmişi bir enkaz değil, yaşayan bir birikim olarak görür.

Değişimi reddetmez; onu tecrübeyle sınar, toplumsal dokuyu parçalamadan evrimsel biçimde kabul eder.

Değerleri menfaat uğruna feda etmez.

Tutuculuk ise tepkisel bir dirençtir.

Değişime düşünerek değil, korkuyla karşı çıkar.

Statükoyu ve imtiyazları korumak için din, gelenek ve aileyi birer zırh gibi kullanır.

Değer ile çıkar çatıştığında tercihi açıktır:

Çıkar kazanır.

Türkiye’nin krizi tam da burada başlıyor:

Tutuculuk, “muhafazakârlık” etiketiyle pazarlanıyor.

Son yirmi yılın manzarası bu gerçeği açıkça gösteriyor:

Ecdadın adı anıldı, mirası ihaleye çıkarıldı.

Maneviyat vurgusu yapıldı, gösteriş kutsandı.

Gelenek savunuldu, şehirler feda edildi.

Ortaya çıkan şey ne sahici muhafazakârlık ne de modernliktir.

Ruhu boşaltılmış bir gelenekçilik ile estetiği yok edilmiş bir modernliğin tuhaf karışımıdır.

Siyasette merkez, toplumun ortak değerlerini koruması gereken muhafazakâr bir alan olmalıydı.

Türkiye’de ise merkez, fikirlerin değil imtiyazların mekânına dönüştü.

Bu dönüşüm sadece yüzeysel bir bozulma değil, aynı zamanda tarihsel bir birikimin sonucuydu.

Uzun süre merkezin dışında kalan, kültürel ve siyasal olarak marjinalleştirilen kesimler, merkeze ulaştıklarında onu dönüştürmek yerine ele geçirmeyi tercih etti.

Böylece merkez, uzlaşının değil rövanşın alanına dönüştü.

Türkiye’de merkez, fikrin değil imtiyazların mekânına dönüştü.

Tutuculuk, muhafazakâr dili rantı gizlemek için kullandı.

Sol siyaset ise bu tabloya itiraz ederken toplumun kültürel dilini kaybetti.

Bugün sahici muhafazakâr; rant uğruna şehrini feda etmeyen, geleneği slogan değil ölçü olarak yaşayan, gerektiğinde kendi konforundan vazgeçebilen kişidir.

Ama bu figür, siyasetin değil istisnaların içinde kaldı.

Türkiye’nin yaşadığı kriz, muhafazakârlığın fazlalığı değil yokluğudur.

Egemen olan şey, çıkarlarını gelenekle süsleyen katı bir tutuculuktur.

Bu yapı, dönemden döneme kılık değiştirerek varlığını sürdürdü.

Çıkış yolu hamaset değil, samimiyettir.

Gerçek muhafazakârlık, her şeyi korumak değildir.

Neyin korunmaya değer olduğunu bilmektir.

Ve onu ranta teslim etmemektir.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ