Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

HER OKULA İKİ POLİS, HER VELİYE İKİ KERMES!

Türkiye, son dönemde yaşanan trajik okul saldırıları karşısında yine aynı ritüeli tekrarlıyor:

“Güvenlik tedbirlerini artırıyoruz” nutukları, ekranlarda dönen açıklamalar ve “her şey kontrol altında” mesajları.

Oysa sistemin yapısal çöküşü ortada; sunulan “çözümler” ise toplumsal öfkeyi geçici olarak dindirmeye yarayan klasik bir gaz alma operasyonu olmaktan öteye geçmiyor.

Eğitimde güvenlik, sadece güzel bir niyet beyanı değil; teknolojik altyapı, uzman personel ve sürdürülebilir finansman gerektirir.

Ne var ki Türkiye’de eğitimin en temel ihtiyaçları bile yıllardır Okul-Aile Birliklerinin kermes gelirlerine ve velilerin “gönüllü zorunluluk” altındaki bağışlarına emanet edilmiş durumda.

Okulun boyasını, temizlik malzemesini, kağıdını veliye yükleyen bir sistemin, profesyonel güvenlik ağı kuracağını iddia etmek tam bir muamma.

Mali kaynağı açıklanmayan her tedbir, boş bir vaatten ibaret kalıyor.

Makam sahipleri “Her okula en az iki polis” müjdesini verirken basit bir aritmetiği göz ardı ediyor.

2024-2025 verilerine göre 59 bin 336 devlet okulu var. Her birine sabit iki polis görevlendirmek demek, sadece eğitim saatleri için neredeyse 120 bin polis demek.

Mevcut emniyet gücü ise yaklaşık 350-360 bin personel civarında ve bunlar zaten trafik, terör, asayiş, devriye ve yoğun fazla mesaiyle boğuşuyor.

Bu açıklama, sahada gerçekçi karşılığı olmayan, günü kurtarmaya yönelik bir illüzyondan başka bir şey değil.

Sistemin en kronik yaralarından biri, “sorunlu öğrenciyi mutlaka okulda tutma” felsefesi.

Eskiden var olan caydırıcı mekanizmalar (tasdikname gibi) “eğitim hakkı” ve çocuk hakları adına büyük ölçüde işlevsizleştirildi.

Netice: Birkaç sorunlu bireyin, eğitim almak isteyen binlerce gencin güvenliğini ve motivasyonunu zehirlediği bir okul ortamı.

Üstüne uyuşturucu meselesi eklenince tablo daha da karanlıklaşıyor.

Kullanım yaşı 12’ye kadar indi, bağımlı sayısı 15 milyona yaklaştı.

Okullarda madde satışı ve paylaşımı rapor edilirken, “düzelir” diye tutulan öğrenciler diğerlerini de olumsuz etkiliyor.

Velilerin “ben çocuğuma toz kondurmam” tavrı da cezaları sulandırınca, disiplin tamamen erozyona uğruyor.

Elbette eğitim hakkı vazgeçilmezdir; ancak bu hakkın diğer öğrencilerin güvenliğini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması yeni bir hak ihlali doğurmaktadır.

Yöneticilikte liyakat esası tam anlamıyla yerleşmeyince ne disiplin doğru uygulanabiliyor ne sorunlar etkili yönetilebiliyor.

Bir de “dindar nesil” hedefi devreye girince işler iyice karışıyor. İmam Hatip liseleri sayısının artırılması, bir başarı hikayesi gibi anlatılıyor ama OECD ortalamasının belirgin şekilde altında kaldığımız da çıplak bir gerçek olarak masada duruyor.

Bilimsel yeterlilik ve eleştirel düşünme yerine niceliğe ve ideolojik önceliğe odaklanmak, nitelikli eğitimi ikinci plana itiyor.

Bu nitelik kaybı, üniversite kapılarında “diploma enflasyonu” ile taçlanıyor.

Şehirleri öğrenci harcamalarıyla finanse etmek amacıyla açılan, akademik altyapısı yetersiz 208 üniversite (129 devlet + 75 vakıf), bugün büyük ölçüde işsizliği dört yıl erteleyen oyalama merkezlerine dönüştü.

Niteliksiz liselerden gelen öğrenciler düşük taban puanlarla bu üniversitelere kolayca yerleşiyor.

Liyakatten uzak atamalar ve ideolojik tercihler arasında sıkışan sistem, ülkeyi hem beyin göçü hem de nitelikli iş gücü kriziyle baş başa bırakıyor.

Bu sistem, başından sonuna kadar kendi kendini besleyen bir kısır döngü yaratıyor.

Niteliksiz liselerde başlayan sorunlar → disiplinsiz ve güvensiz sınıf ortamı doğuruyor.

Mevcut maddi yükleri taşımakta zorlanan velilerin sırtına, bir de güvenlik maliyetinin bindirilmesi kaçınılmaz bir son olarak önümüze konuyor.

Velilerin ve okul-aile birliklerinin “gönüllü zorunluluk”la idare ettiği okullardan mezun olan öğrenciler ise niteliksiz üniversitelere kolayca geçiyor.

Son durak: Niteliksiz mezunlar ve artan işsizlik.

Peki bu durum basit bir “tıkanma” mı?

Yoksa sorgulamayan, düşük standartlara razı bir toplum yaratma tasarımı mı?

Niteliksiz lise ortamı, güvenlik illüzyonu, liyakat eksikliği ve ideolojik öncelikler bir araya gelince, eğitim sistemi nitelikli insan yetiştirmek yerine “herkese diploma” dağıtan bir mekanizmaya dönüşüyor.

Neticede ne gerçek güvenlik sağlanıyor ne uyuşturucu ve şiddet sorunu çözülüyor ne de ülke nitelikli bir iş gücüne kavuşuyor

Türkiye’nin artık “gereken yapılacaktır” türü boş nutuklara değil; bütçesi kalem kalem açıklanmış, liyakat esaslı, etkin ve adil disiplin kurallarıyla donatılmış ve nitelik odaklı gerçek bir eğitim reformuna ihtiyacı var.

Aksi takdirde her trajediden sonra aynı toplantıları yapacak, aynı açıklamaları dinleyecek ve havanda su dövmeye devam edeceğiz.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ