Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
Akçakoca’da Estetik Devrim: GÜZEL ÖLECEĞİZ!
Düzce Milletvekili Ercan Öztürk, Ümran Boru’nun önüne dikilen ve ek projelerle iyice büyütülecek liman için iki kelimeyi çok beğendi: “Güzel” ve “Akçakoca’ya yakışan.” Ne zarif bir sanat vizyonu… Balıkçılar “Ağ atacak yer kalmayacak, mazot parası bile yok” diye haykırırken, fındık üreticileri bahçelerinin metal tozu altında kalacağını düşünüp uykusuz kalırken, vekilimiz tam bir estetik eleştirmen kesilmiş. Teknik raporlar, deniz bilimcilerin uyarıları, halkın itirazları. Hepsi teferruat. Çünkü vekil “Ben güzel diyorsam güzeldir” dedi. Tartışma bitmiştir. Hesap vermek mi?
Rasyonalite mi? Bilimsel veri mi? Bunlar çok eski moda. “Güzellikle”(!) konuşmak çok daha konforlu. Etrafı itiraz etmeyenlerle çevriliyken, kimsenin “Hayır efendim, pek de güzel değil” diyemediği o steril mekânlarda subjektif tercihini “halkın ortak aklı” diye pazarlamak tam bir siyasi lüks. Vekilin bizzat ima ettiği gerçek ortada: Bu liman balıkçılara hizmet etmeyecek. Ama hâlâ “balıkçı barınağı” diye makyajlanıp satılıyor. İçine balıkçı asla giremeyecek, ama ark ocaklarından çıkan hurda yığınları ve dev sanayi gemileri çok rahat sığacak. Akçakoca’nın turizm kokan sahillerine sanayi hançeri sapla, sonra da pas lekelerine “Ne kadar modern, ne kadar antik duruyor” diye hayran kal. İşte bu vizyon ancak böyle üstün bir estetik(!) anlayışla mümkün. Ercan Öztürk her fırsatta “Ben de fındıkçıyım” diyor. Doğrudur. Ama fındık bahçelerinin dibine OSB kurup, altın madeni ruhsatları verilirken sessiz kalan, fındığın geleceğini toz duman içinde hayal edebilen özel bir fındıkçı türü bu. Bahçelere yağacak metal tozlarının bölgedeki kanser riskini nasıl artıracağının ise hiçbir “estetik” tarafı yok. Yoksa vekil buna da bir kılıf bulur mu? Partisinin 2023 vizyonunda Akçakoca’ya biçilen rolle taban tabana zıt bu tabloyu pazarlamak ise ayrı bir maharet. O vizyonda Akçakoca eko-turizm kenti, korunacak tarım alanları, doğal değerlerin sürdürülebilirliği vardı. Şimdi ise İttihatçı dönemin fabrikalar kuralım, ne pahasına olursa olsun kalkınalım” zihniyetinin 120 yıl sonraki versiyonuyla karşı karşıyayız. Toz, metal,hurda ve sanayi kokusu… Hepsi “güzel” ambalajıyla sunuluyor. Sanayici dostlarının lojistik iştahı, Akçakoca halkının sağlığından ve ekmeğinden çok daha “yakışır” görünüyor vekilin gözüne. Vekilin subjektif dünyasında bu yıkım pırıl pırıl bir sanat eseri olabilir. Güzel de olabilir, yakışan da olabilir. Ama Akçakoca’ya asıl yakışan başka: Sabahın köründe denize açılan balıkçının bereketi, bahçesinden rızkını çıkaran fındıkçının onuru ve bu halkın temiz hava alıp sağlıklı nefes alma hakkı. Vekilin itinasıyla cilalanmış bu proje, Akçakoca’yı yok etme planına çok yakışıyor olabilir. Ama ilçenin tarihine, doğasına ve çocuklarımızın geleceğine asla yakışmıyor. İyi uykular Akçakoca… Vekil senin yerine her şeyi ne kadar da güzel (!) düşünüyor değil mi?
Rasyonalite mi? Bilimsel veri mi? Bunlar çok eski moda. “Güzellikle”(!) konuşmak çok daha konforlu. Etrafı itiraz etmeyenlerle çevriliyken, kimsenin “Hayır efendim, pek de güzel değil” diyemediği o steril mekânlarda subjektif tercihini “halkın ortak aklı” diye pazarlamak tam bir siyasi lüks. Vekilin bizzat ima ettiği gerçek ortada: Bu liman balıkçılara hizmet etmeyecek. Ama hâlâ “balıkçı barınağı” diye makyajlanıp satılıyor. İçine balıkçı asla giremeyecek, ama ark ocaklarından çıkan hurda yığınları ve dev sanayi gemileri çok rahat sığacak. Akçakoca’nın turizm kokan sahillerine sanayi hançeri sapla, sonra da pas lekelerine “Ne kadar modern, ne kadar antik duruyor” diye hayran kal. İşte bu vizyon ancak böyle üstün bir estetik(!) anlayışla mümkün. Ercan Öztürk her fırsatta “Ben de fındıkçıyım” diyor. Doğrudur. Ama fındık bahçelerinin dibine OSB kurup, altın madeni ruhsatları verilirken sessiz kalan, fındığın geleceğini toz duman içinde hayal edebilen özel bir fındıkçı türü bu. Bahçelere yağacak metal tozlarının bölgedeki kanser riskini nasıl artıracağının ise hiçbir “estetik” tarafı yok. Yoksa vekil buna da bir kılıf bulur mu? Partisinin 2023 vizyonunda Akçakoca’ya biçilen rolle taban tabana zıt bu tabloyu pazarlamak ise ayrı bir maharet. O vizyonda Akçakoca eko-turizm kenti, korunacak tarım alanları, doğal değerlerin sürdürülebilirliği vardı. Şimdi ise İttihatçı dönemin fabrikalar kuralım, ne pahasına olursa olsun kalkınalım” zihniyetinin 120 yıl sonraki versiyonuyla karşı karşıyayız. Toz, metal,hurda ve sanayi kokusu… Hepsi “güzel” ambalajıyla sunuluyor. Sanayici dostlarının lojistik iştahı, Akçakoca halkının sağlığından ve ekmeğinden çok daha “yakışır” görünüyor vekilin gözüne. Vekilin subjektif dünyasında bu yıkım pırıl pırıl bir sanat eseri olabilir. Güzel de olabilir, yakışan da olabilir. Ama Akçakoca’ya asıl yakışan başka: Sabahın köründe denize açılan balıkçının bereketi, bahçesinden rızkını çıkaran fındıkçının onuru ve bu halkın temiz hava alıp sağlıklı nefes alma hakkı. Vekilin itinasıyla cilalanmış bu proje, Akçakoca’yı yok etme planına çok yakışıyor olabilir. Ama ilçenin tarihine, doğasına ve çocuklarımızın geleceğine asla yakışmıyor. İyi uykular Akçakoca… Vekil senin yerine her şeyi ne kadar da güzel (!) düşünüyor değil mi?