Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
DENİZ PİŞKİN’İN VEDA YAZISINA DAİR
Akçakoca eski kaymakamı Deniz Pişkin, “Akçakoca’ya veda” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazının başındaki şu ifade dikkatimi fazlasıyla çekti: “Göreve başladığım ilk günden itibaren bu ilçeye yalnızca bir kamu görevlisi olarak değil, kendisini buraya ait hisseden biri olarak geldim.” Aidiyet, yaşanmışlıklarla gelişen bir duygudur. Yaşamadan aidiyet olmaz. Bu ifade, Ahmet Kutsi Tecer’in “Orda bir köy var uzakta...” dizelerini hatırlatan bir hamasetle başlıyor. Ancak yazının tonuna bakıldığında, yaşanmışlıklardan pek memnuniyet duymadığı da açık. Bu da Deniz Pişkin’in Akçakoca’nın sosyolojik olarak hâlâ yeteri kadar çözümleyemediğini ortaya koyuyor. Deniz Pişkin’in yazısından üç alıntı özellikle dikkat çekiyor; çünkü gündemimi fazlasıyla işgal eden bir mevzu ile doğrudan bağlantılı: 1. “İlçemizin geleceği açısından hayati gördüğüm liman ve balıkçı barınağı konularını; görüştüğüm tüm yetkililere, siyasilere, bürokratlara ve üst düzey muhataplara her fırsatta aktardım.” Burada dikkat çeken nokta, konunun kamuoyuna ne kadar yansıdığıdır. Balıkçı barınağı meselesini yıllardır takip eden biri olarak, Deniz Pişkin’in bu konuda ne düşündüğünü bilmiyorum. Demek ki görüşlerini yalnızca belirli çevrelerle paylaşmayı tercih etmiş. Oysa balıkçılar bile kaymakamın bu meseledeki tavrından habersiz. Liman konusuna gelince, ark ocaklarının uzantısı olarak planlanan bu yatırımın kamuoyuna açık bir şekilde tartışılmadığını görüyoruz. Ark ocakları OSB içinde basit bir detay gibi gösterilmiş, oysa liman meselesi direkt olarak bununla bağlantılı. 2. “Ben mesaimi balıkçı barınağının dosyasında, limanın teknik raporlarında ve Çayağzı Köyü’nde planladığımız kamp-karavan turizm yatırımını Kalkınma Ajansına taşımak için çalışmakla harcarken; bazı çevrelerin aynı dönemde ilçenin yarınını değil, kendi dar gündemlerini öncelediğini üzülerek gördüm.” Burada Pişkin’in şikâyet ettiği çevreler, muhtemelen ilk alıntıda bahsettiği yetkililer ve muhataplar arasından bir grup. Ancak asıl mesele, limanın teknik raporlarıdır. ÇED dosyası oluşmadan hafriyatına başlanmış bir liman projesi, kamuoyuna izah edilmeden nasıl ilerleyebilir? Eğer bu süreçte kaymakamın bir rolü olduysa, açıklık getirmesi gerekirdi. Aksi halde, “dar gündem” eleştirisi kendi görev dönemine de yöneltilebilir. 3. “Bir ilçenin balıkçısı barınamıyorken, limanı yokken...” Bu ifade aslında en çelişkili noktayı ortaya koyuyor. Balıkçı ve liman kelimeleri yan yana getirildiğinde, gerçekte ark ocaklarının uzantısı olan bir yatırımın balıkçı barınağı ile kamufle edildiğini görüyoruz. Balıkçıların sorunları üzerinden liman projesini meşrulaştırmak, ark ocaklarını göz ardı etmek anlamına geliyor. Bu da kamuoyunda ciddi bir güvensizlik yaratıyor. Üstelik balıkçının barınakta barınmasını daha da zorlaştırmak için büyük para cezaları içeren ihtarnameler çekilerek baskı kurulduğu bir aşama yaşanırken bu açıklama geldi. İşte bu noktada kendimi, “Deniz Pişkin bu konuda ne düşünüyor?” diye merak etmekten alıkoyamıyorum. Eğer bu süreçte kaymakamın bir dahli olduysa, kamuoyuna açıklık getirmesi gerekirdi. Aksi halde aidiyet söylemiyle başlayan veda yazısı, balıkçıların yaşadığı gerçek sorunlarla çelişiyor. NETİCE: Aidiyet söylemiyle başlayan bir veda yazısı, Akçakoca’nın en kritik meselelerinde kamuoyuna netlik kazandırmıyor. Balıkçı barınağı ve liman ve de ark ocağı gibi hayati konular hâlâ sis perdesi altında. Eğer gerçekten bir aidiyet hissi oluşmuşsa, bu ancak şeffaflık ve kamuoyuna açık bilgi paylaşımıyla anlam kazanabilirdi; hamasetle değil.