Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
KOÇ BABA ZAVİYESİ ve AKÇAKOCA’DA HALVETİ MİRASININ İZLERİ
Koç Baba Mescidi, zamanında bir zaviye olarak faaliyet göstermişse, ortada mutlaka bir tarikat yapısının bulunması gerekir.
Ne var ki, bu mescidi restore ettirenler dâhil olmak üzere, yapının hangi tarikata bağlı olduğu meselesi çoğu zaman sorulmamış ya da bilinçli biçimde göz ardı edilmiştir.
Oysa bu tür sorular laikliğe aykırı olmayıp, aksine tarihî nitelikte sorulardır.
Bu soruyu daha önce de “Akçakoca’nın geçmişte baskın tarikatı hangisidir?” şeklinde sormuş ve Halvetîlik olarak cevaplamıştım.
Şimdi bu tezimin devamı olarak Koç Baba Zaviyesi’nin bir Halvetî dergâhı olduğunu ifade ediyorum.
Bu durumda bir vakfiyesinin bulunması gerekmez mi?
Aslında bu durum, zaviyenin nasıl kurumsallaştığına bağlı olarak değişmektedir.
Eğer Koç Baba Zaviyesi, başka bir merkeze bağlı Halvetî ağına mensup bir zaviye olarak faaliyet göstermişse, izlerinin merkez tekkenin vakfiyelerinde aranması gerekir.
Bu noktada, Çilimli Karaköy’de faaliyet göstermiş olan Şeyh Muslihiddin-i Karaköyî mühim bir bağlantı halkası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Muslihiddin-i Karaköyî, Şaban-ı Veli’nin yakın çevresinde yer almış ve Hayrettin-i Tokadi’nden hilafet almıştır. Bu durum, onun tasavvufî köken itibarıyla Cemâlî çizgiye mensup olduğunu göstermektedir.
Ancak Cemâlî kolun Anadolu’da güçlü bir kurumsal yapı oluşturamaması nedeniyle, Muslihiddin çevresinin zamanla Mudurnu merkezli Şemsiyye ağı ile irtibat kurduğunu öne sürebiliriz.
Dolayısıyla Koç Baba Zaviyesi’nin kurumsal izleri, Çilimli Karaköy Dergâhı ve Mudurnu Dergâhı vakfiyelerinde aranmalıdır.
Bu çerçevede Koç Baba’nın da Muslihiddin-i Karaköyî’nin temsil ettiği bu Halvetî çevrenin devamı niteliğinde, Şemsiyye ağı içerisinde yetişmiş yerel bir zaviyedar olduğunu öne sürebiliriz.
Koç Baba’nın, bu zaviyenin kurucu zaviyedarı olduğu ve isminin Koçullu ve Koçar köyleriyle bağlantılı olması ihtimali, tasavvufun Akçakoca’da “ithal” bir unsur değil, bizzat bölge ahalisinin ocağında pişen yerli bir irşad faaliyeti olduğunu belgeleyen unsurlar olarak değerlendirilebilir.
Koç Baba Dergâhı’nın başında klasik anlamda bir şeyh veya postnişin yerine bir zaviyedarın bulunmuş olması da bu yapılanma modeliyle uyumludur.
“Koç Baba” adının halk tarafından verilmiş bir lakap niteliği taşıdığı varsayılabilir.
Ayrıca onun, merkez tekkede uzun süreli bir eğitim görmüş bir dervişten ziyade, halkın içinde yetişmiş yerel bir dinî önder olduğu da kabul edilebilir.
Akçakoca’daki Halvetîliğin izlerini günümüzde sürmek sınırlı ölçüde mümkündür. Ramazan aylarında bazı muhteremlerin Bolu’daki Hayrettin-i Tokadi Türbesi’ni düzenli olarak ziyaret etmeleri, bu geleneğin günümüze ulaşan zayıf yansımalarından biri olarak değerlendirilebilir.
(Bolu dönüşü Çilimli Karaköy’e uğramaları ritüeli tamamlayıcı nitelikte olacaktır.)
Kerameddin Divanı çevresinde gözlenen ihtişamdan uzak, mütevazı dinî anlayış da bu sürekliliğin dolaylı göstergeleri arasında sayılabilir.
Şeyh Muslihiddin-i Karaköyî’nin Akçakoca’da pek bilinmemesi, Koç Baba Zaviyesi’nin Şemseddin Sivasi’ne bağlı Şemsiyye kolunun faaliyet gösterdiği Mudurnu’ya bağlı olma ihtimalini güçlendirmektedir.
Koç Baba’nın da Muslihiddin-i Karaköyî’den feyz almış olsa bile, büyük ihtimalle bu kolun taşra temsilcilerinden biri olarak Mudurnu dergâhına bağlı olduğunu varsayabiliriz.
Bununla birlikte Akçaşehir’in uzun süre Ereğli’ye bağlı bir idari birim olduğu unutulmamalıdır. Ereğli havzasında ise Şeyh Şaban-ı Veli ve ardılları tarafından kurumsallaştırılan Şâbâniyye kolunun etkisi görülmektedir.
Bu durum, Akçakoca’da önce Şemsiyye etkisinin hâkim olduğu, daha sonra ise Şâbâniyye’ye yönelimin gerçekleşmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Halvetîliğin zamanla gücünü kaybetmesi ve Nakşibendiliğin baskın tarikat hâline gelmesi, Halvetî geleneğin halk hafızasında silinmesine yol açmıştır.
Halvetîliğin cehrî (sesli) zikir pratiği ve halkla iç içe olan “Baba” figürleri, 19. yüzyıl sonrası daralan dinî terminolojide halk tarafından kolayca Bektaşîlik torbasına atılmıştır.
Nakşî olmayan birçok yapının Bektaşîlikle özdeşleştirilmesi sonucu, Halvetîliğin Bektaşîlik olarak algılanması gibi yanlış fakat yaygın bir kanaat ortaya çıkmıştır.
Günümüzde Kur’an Kursu olarak kullanılan Aşağı Mahalle Camii’nin karşısındaki sokaktaki Kalpakçılar Tevhidhanesi’nin de geçmişte Koç Baba Zaviyesi’ne bağlı bir birim olduğu kuvvetle muhtemeldir.
Ancak Halvetîliğin bölgede zayıflamasıyla birlikte, 19. yüzyılda buranın bir Nakşibendi dergâhına dönüşmüş olması ihtimaline artık bir gerçeklik olarak bakılabilir.
Buna rağmen, bu dönüşümün yakın geçmişte güçlü bir toplumsal karşılık bulduğunu, kendi yakın çevremden yaptığım çıkarsamalara göre söylemek bir hayli zordur.