Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
YAYA HAKLARI İLE VELET TERÖRÜ ARASINDA AKÇAKOCA
“Kent yaşamının gerçek sahipleri yayalardır.”
Kesinlik taşıyan tartışılması bile gereksiz bir ilke bu.
Akçakoca da bir kentse – ya da benim kelime tercihimle bir şehirse – bu ilke Akçakoca’da da geçerli olmalıdır.
Peki bu şehri yöneten yöneticiler bu gerçeğin farkında mı?
Başta tabii ki bir sivil yönetici olarak Belediye Başkanı Fikret Albayrak geliyor.
Biraz farkında, biraz da farkında değil gibi.
Çay ocakları önündeki kaldırımların önüne çizgiler çekmesi bir “orta yol” bulma kaygısı olarak okunabilir.
Ancak bu kaygı da tam değil; Çuhallı’da aynı uygulama her yerde yok mesela.
Yayaları kollayayım ama çay ocağı sahiplerini ve müşterilerini de küstürmeyeyim tarzı bir “denge siyaseti” söz konusu.
30 Kasım günü sahil boyu yürüyüş yaparken, Bahçe Kafe’nin az ilerisinde yan yana yürüyen 5-6 kişilik bir erkek grubuyla karşılaştım.
Kaldırımın neredeyse üçte ikisini kaplamışlardı; sanki bir eylem yürüyüşü yapıyor gibiydiler. Sağ başlarında da Fikret Albayrak vardı.
İçimden “Bu şehrin sahibi biziz, kaldırımın da sahibi biziz, istediğimiz gibi yürürüz” yürüyüşü bu demekten de kendimi alamadım.
Kaldırımı yatay bir şekilde kat ederek Fikret Albayrak ve arkadaşlarının bu eylem(!) yürüyüşünü bölmedim.
Ancak bu sefer de kaldırımda bisikletleriyle hız yaparak “kaldırım terörü” yaratan 6 kişilik bir velet çetesinden kendimi zor kurtardım.
Fikret Albayrak’ın yanından hızla geçtiler; önlerindeki kalabalığın içerisinden hızlarını hiç düşürmeden, yılan gibi kıvrılarak “kaldırımların sahibi biziz, siz de kimsiniz” tafrasıyla belediye başkanına bizatihi gösteriş yapmış oldular.
Kaldırımlardan emniyet teşkilatı ve belediyeler sorumlu.
Emniyet teşkilatı yukarıdan emir gelmeden harekete geçmez; bunu tecrübeyle biliyoruz.
Peki belediyenin, dolayısıyla zabıta teşkilatının önünde hangi engel var?
Fikret Albayrak belli ki bu engelin adı.
Hız yapan veletlerin yarattığı kaldırım terörünü gördükten sonra bir tedbir zinciri oluşturması gerekmez miydi?
Ancak ufukta böyle bir şey gözükmüyor.
Halbuki umudum, Barselona ziyaretinden bu meseleye çözüm bularak dönebilmesiydi.
Çünkü Barselona yaya hakları söz konusu olduğunda emsal gösterilen bir şehir.
Hem pazar yerlerini incelemek hem de yaya hakları konusunda incelemeler yapmak ağır gelmiş olabilir.
Farkındaysanız “çocuk” demedim, “velet” dedim; “velet” kelimesini burada en olumsuz manada kullandım.
“Velet” burada ailelerinden yeterince terbiye alamamış çocuk manasında.
Bir sonraki aşamalarında bunların çoğu “maganda” olacak çünkü.
Öyle ki bu veletler uyarıldıklarında yaptıkları magandalık yolunda kat ettikleri aşamadan gurur duyarak laf yetiştirmeyi, kaldırımda hız yapmayı, bisikletlerini şaha kaldırmayı marifet sayarak görgüsüzlüklerine ara vermiyorlar.
Bu veletlerin bazılarının başlarında kask var; düşünceli(!) ebeveynler kendi çocuklarının can güvenliğini güya sağlamışlar, ama kaldırımda yürüyen yayaların güvenliği konusunda en ufak bir kaygı bile taşımıyorlar.
Çocuklarına bisiklet ve kask alınca iyi ebeveyn olarak görüyor olmalılar kendilerini.
Mayıs ayında kutlanan Trafik Haftası var.
Bu kaldırım terörü sürdüğü sürece kutlanması çok anlamsız bir hafta bu.
Bu kaldırım terörü aynı zamanda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de meselesidir.
Kaldırım terörü yaratmamak da bir eğitim meselesi çünkü.
“Milli Eğitim Müdürlüğü’ne böyle bir dersten not veriyor olsak, 1’den başka bir not alacağını sanmam; veletlerine yurttaşlık bilinci kazandırmaktan uzak ebeveynler de bu başarısızlığın doğal ortaklarıdır.”