Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
“MODA”nız Da Berbat, “OPTİK”iniz De Berbat! (Akçakoca’da esnaf halleri)
Gözlüğünüzün camı çizildi ve artık görme problemi yaratmaya başlarsa ne yaparsınız?
“Moda” olmayan emekli işi gözlüğü ehven fiyata sattığını sandığınız teknik olarak “optisyen müessesi” olarak tanımlanan işletmeye gidersiniz tabii ki.
Çünkü optisyenlik ehliyeti olmayan bir yerin gözlük ve gözlük camı satması yasaktır.
3-4 sene önce aldığım gözlüğün camlarının niteliğini bu süre içerisinde niçin kaybettiğini sormama gafletinde bulunarak gözlük camlarının fiyatını sordum.
800 lira cevabını aldım, son kaça olur cevabını 700 liraya düşüldü.
Ehh optisyen müesseslerinde ehven fiyat bu olsa gerek diye gözlüğü bilahare almak üzere optisyen müessesinden ayrıldım.
Arkadaşıma gözlük camlarını değiştireceğimden bahsedince, onunda başına aynı şey geldiğini ancak o yeni gözlük almayı tercih ettiğini söyledi. Çünkü gözlüğümü bıraktığım aynı optisyenlik müessesi 1900 liralık gözlüğü ona 800 liraya uzun boylu pazarlık etmeden vermiş.
Gelin şimdi “Optisiyenlik Müesseseleri Hakkında Yönetmeliğin 25.maddesinin 1. fıkrasına yasak olan işlemleri tanımlıyor bizi ilgilendiren ise (ç) bendi:
“Optisyenlerin başka bir unvan kullanmaları veya optisyenlik müesseslerinin gerçeğe aykırı reklam yapmaları.”
Bir şeyin fiyatını 1900 liradan 800 liraya düşürmek tam da bu (ç) bendenin yasağına girer.
Böyle bir tanıtım yaparak mal satmaya kalkmak “Ticari Reklam ve Haksız Uygulamalar Yönetmeliğine” aykırıdır.
Bu aykırılığın siyasi sorumluluğu da AKP İlçe Başkanı Burhan İşleyen aittir.
O da ne yapsın değil mi?
Bütün enerjisini OSB ve onun uzantısı olan ark ocaklarının yapılmasına harcarken tüketici haklarının peşinde mi koşsun yani?
Sadece ticaret ahlakı açısından 1900 liradan 800 liraya düşmenin doğru olup olmadığını söylesin yeter.
Optisyen müessesine gittim optisyenimiz yerinde yoktu. Yetkili olduğunu sandığım hanımefendi 5-10 dakika kadar gözlüğümü bulmak için çabaladı.
Bu arada bu fiyatın çok yüksek olduğundan ve eğer teklif edilseydi 800 liralık gözlükten alabileceğimi şahsıma layık görülen fiyatlandırmaya kızdığımı, bir daha bu işletmeye gelmeyeceğimi, yakınlarıma ve tanıdıklarıma bu optisyenlik müessesini tavsiye etmeyeceğimi söyledim.
Bacak bacak üstüne atarak olabildiğince yayılmış bir kişi daha bu çekişmeye dahil oldu ses volümleri karşılıklı olarak yükseldi. Bu kişiye şahsıma yapılan uygulamanın ticari ahlaka uymadığının altını çizdim.
Bu aşamada gözlüğüm hala bulunmuş değildi, yarım saat sonra gelmemi istediler.
Neyse ki yarım saat sonra geldiğimde optisyenimiz işinin başındaydı.
Ancak beklemediğim bir sürprizle karşılaştım.
Yetkili hanımefendi olarak bahsettiğim kişinin içerisinden aradan geçen kısa sürede “patron” çıktı.
Optisyenimiz kendine göre bir şeyler izah etmeye çalışırken sözünü kesti, konuşmasına müsaade etmedi. Patron benim hatırlatırım babından.
Fiyat tartışmalarından uzaklaşarak mevzuyu yarım saat öncesinde kendisine karşı yüksek sesle konuşma suçuna dönüştürdü.
Evet yüksek sesle konuşma suçunu yeteri kadar farkında olmasam da işlemişimdir, ancak fahiş fiyatlara maruz kaldığımda doğal olarak gelişen bir refleksim bu sesimi yükseltme suçu.
Bu ses yükseltme suçu bir bayana karşı işlendiği için daha da yüksek bir suç sınıfına girmişti içinden patron çıkan hanımefendiye göre. Gerçeği söylemek gerekirse kazıklandığımı düşündüğümde beni kazıklayanın erkek ya da kadın olması hiç fark etmiyor, pozitif ayrımcılık yapmak aklıma bile gelmiyor.
İçinden patron çıkan hanımefendi de aynı fikirde olmalı ki, pozitif ayrımcılık isterken “kadın” yerine “bayan” kelimesini kullandı. “Kadın” yerine “bayan” kelimesini kullanmak bir cinsiyetsizleştirme tercihidir çünkü.
Çıkarken optisyen müessesinin asıl sahibi olduğunu düşünmeye başladığım hanımefendi “Ben sizin hakkında her yerde kötü referanslar vereceğim sizde elinden geleni ardınıza bırakmayın!” mealinde da ilk konuşmamızdaki sitemlerime karşılık olarak olsa gerek sitemde/giderde bulundu.
Bu yazı da içinden yarım saatte bir patron çıkan hanımefendinin “gider”inin doğurduğu mecburiyet neticesinde yazıldı.
Durun bitmedi!
Tam çıkarken “Size indirim de yapılmış daha ne istiyorsunuz?” sorgulamasına maruz kaldım içinden patron çıkan hanımefendi tarafından.
Bu sorgulamaya maruz kalınca da gömlek cebimde bulunan yüz lirayı masanın üzerine attım yüz lirada masayı sevmemiş olmalı ki uçarak yere düştü.
**
Optisyenlik müesseslerinin denetimine ait mevzuata baktım.
“Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu” denetliyormuş, ancak ilgili yönetmelikleri pek ticari ahlak ilkelerini kapsamıyor.
Kapsasa bu kadar pervasızca 1900 liradan 800 liraya düşen satış yöntemleri kullanmazlar çünkü.
Geriye “Tüketici Hakem Heyeti”ne başvurmak kalıyor ancak Akçakoca’da ki tüketici hakem heyeti ile kötü tecrübelere sahibim. Bu tecrübelerim neticesinde ilke olarak Mehmet Nazım Pazvant’ın Başkanlığındaki ATSO’nun üye verdiği bir heyete beyhude olacağı için başvurmuyorum.
Gözlük ihtiyacım olduğunda ise bundan sonra şansımı “optisyen müessesleri” haricinde yani sokak satıcılarında denemek istiyorum.
Hiç olmazsa onlar optisyen müesseslerinden çok daha makul fiyatlar söylüyorlar.
150 lira derlerse en çok 100 liraya düşüyorlar.
Yakın gözlüğü söz konusu olunca ve de astigmat gibi rahatsızlıklarınız yoksa 100 liralık gözlükte aynı işi görüyor.
Optisyen müesseslerinden alacağınız en ucuz gözlük de emekli işi “moda” olmayan sokak satıcılarının gözlüklerine benzeyen gözlükler zaten.