Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
AKÇAKOCA TARİHİ DİYE SUNULAN BİLGİLERİN BÜYÜKÇE BİR KISMI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖNDERİLMEK ZORUNDA!
Bir şehrin ev etrafını çevreleyen bölgenin tarihini kim yazmalı?
Birçok kişinin tarihçiler cevabı vereceğini biliyorum ancak Akçakoca’nın ve yakın çevresinin tarihi yazımı söz konusu olduğunda tarihçiler tarafından yazılmış bir metin henüz yazılmış değil.
Elimizde Akçakoca tarihi olarak gerek Akçakoca Kaymakamlığında gerekse de Akçakoca Belediyesi resmi sitelerinde yer almış metin ise 30 yıl öncesine ait.
Bu metin Kenan Okan tarafından yazılmış sürekliliği olmadığı gibi eksik ve yanlış bilgileri içeren bir metindir.
Ancak elde başka bir metin olmayınca da kopyala-yapıştır ekolünün mümtaz(!) temsilcileri sayesinde resmiyet kazanmış bir metin söz konusu.
Denk geldiğinde zaman bu konuda yazılar yazdım, elde edebildiğim tek başarı “Kerameddinliler” diye bir Türk boyunun olmadığına dair itirazımın zamanın Akçakoca Kaymakamı Yasin Özçelik’in müdahalesi ile kaldırılması oldu.
6 ay kadar önce aldığım bir kararla Akçakoca tarihi ile alakalı eksiklikleri ve yanlışları ihtiva edecek kitap yazma kararı aldım ve okumalar yaptım. Birçok kitap aldım 1000’den fazla akademik makaleyi okudum notlar aldım ancak okudukça daha fazla detayla ve doğrulamayla karşı karşıya kalmaya başladım. Yani iş uzamaya başladı. İnsan ömrünün ne kadar süreceği de belli olmaz.
Bu sebeple bazı tespitlerimi paylaşmaya karar verdim.
Yazdıklarımın hepsinin tamamen doğru olduğunu iddia edecek değilim, hatalarımı ve eksikliklerimi bulanlara yeni bilgileri iletenlere minnettar olurum.
Mamafih yazdıklarımın içeriği tarihle alakalı olsa da bu metinlerin tarihçi elinden çıkmış metin olarak değerlendirilmesini istemem. Çünkü tarihçi değilim, tarihçi yeni bir belge bulan bunu okuyan ve yorumlayarak kamuoyuna aktarabilen kişidir. Bunun için eski yazı ve ileri derecede yabancı dil bilmek olmazsa olmazlardır. Bu iki kabiliyette bende mevcut değildir. Bu sebeple çalışmalarımın “tarih gazeteciliği” olarak değerlendirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum.
Ancak emin olun yazdıklarımın Kenan Okan’ın 30 yıl önce yazdığı artık resmiyet kazanmış metninden çok daha doğru ve doyurucu olacağını söyleyebilirim.
Umarım bu yazılar Akçakoca tarihinin tarihe gönül vermiş gerçeğin peşinde tarihçiler tarafından yazılmasına vesile olur.
İlk yazı olarak Akçakoca’nın yurt tutulması tarihinin yanlışlıklarının düzeltilmesi ile başlamanın doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.
Başlangıç noktam ise Kenan Okan’ın artık resmiyet kazanmış metindeki şu ifade:
“1319 yılından bu yana Türk toprağı olarak varlığını sürdüren Akçakoca, tarihi boyunca denizle iç içe yaşayan önemli bir liman konumunda olmuştur.”
ÇOBANOĞULLARI DÖNEMİ
Evet Akçakoca ve yakın çevresi uzun yıllar Çobanoğlu Beyliğinin hükümranlığı altında kalmıştır. Bu süreçte ahalisinin ne kadarının Türk ne kadarının Rum (Romalı/Bizanslı manasında) Türk olduğunu tespit edebilen herhangi bir metin ise okumadım, okuyabileceğimi de sanmıyorum. O günün Akçakoca’sı nerdeyse her tarafının günümüz Şifalısu mevkiindeki orman denizlerinin benzerleri ile kaplı olduğundan yoğun bir nüfusa sahip olmadığını da hesaba katmak gerekir. Diğer taraftan söz konusu tarihte Pursias (Konuralp) tarihteki güçlü konumunu kaybetmiş bir şehirdir.
Net olan konulardan biri Çobanoğlu Beyliğinin hükümranlığının bölgemizde 1291 yılından öncesine dayandığıdır.
Öyle ki Çobanoğlu Beyliğinin kurucusu Hüsameddin Çoban Beyin torunu Muzafereddin Yavlak Aslan Bey 1291 yılında bugün Kocaali ilçesinin sınırları içerisinde yer alan bölgeyi yağmalamıştır. Yavlak Arslan Bey 1284 yılında Gideros koyundaki ikiz kuleleri/kaleleri fethi dolayısı hakkında fetihname yazılmış muzaffer bir komutandır. Yağmalamaya giderken deniz yolunu tercih etmiştir. Dedesi Hüsamettin Çoban Beyin Kırım’ın Sudak şehrini hakimiyeti alması deniz gücünün olması sayesindedir. Yavlak Arslan Beyin dedesi gibi bir deniz gücüne sahip olup olmadığına dair bir bilgi yok ancak yoksa bile Akçakoca’daki Cenevizlilerden tekne temin etmiş olabilir. En azından Cenevizlilerin bir zorluk çıkarmadıklarını söyleyebiliriz. Yavlak Arslan Beyin Akçakoca’yı yağmaladığına dair bir kayıt olmaması da Akçakoca’nın Çobanoğullarının hükümranlığı altında olduğunun başka bir delilidir.
Muzaferreddin Yavlak Arslan Bey 1293(1292 olarak tarihleyen de vardır) tarihinde dahil olduğu Anadolu Selçuklu devletinin iç siyaseti sebebiyle öldürülür. Öldürtenin Selçuklu hükümdarları Rüknettin Kılıçaarslan veya 2. Mesud olduğuna dair iki farklı rivayet vardır.
Yavlak Arslan Bey ölünce beylik oğulları Nasreddin Mahmut ve Ali Bey arasında bölüştürülür. Aslında fiilen ortada iki beylik söz konusudur. Nasreddin Mahmud Kastamonu civarını alırken 1309 yılında Candaroğlu Süleyman Paşa’ya yenilerek öldürülür. Çobanoğlu Beyliğinin Doğu kanadının sonu bu şekilde gelmiş oldu. Ali Bey ise Gerede ve Bolu civarlarında ve dolayası ile Akçakoca civarında hakimiyetini sürdürür ve Sakarya bölgesine hücumlar yapmaya devam eder.
AKÇAKOCA’DA UMUROĞLU/UMURHAN BEYLİĞİ/UMUROĞULLARI BEYLİĞİ
Çobanoğlu Beyliğinin Batı kanadı 1293 yılındaki bölünmeden sonra tarihçiler tarafından yukarıda belirtilen bu üç isimle anılmıştır. Benim bu yazıda tercih edeceğim adlandırma ise umuma uyarak Umuroğulları Beyliği olacaktır. 1293 tarihi daha önce de belirttiğim gibi Yavlak Arslan Beyin öldürülüş tarihidir.
Bu tarihlemede bize Kenan Okan’ın 1319 olarak bir kere daha yanlış olduğunu ortaya koyar.
Gerek Çobanoğlu Beyliği gerekse de Umuroğulları Beyliği zamanında Akçakoca ve çevresinde nasıl bir yönetim modeli oluşturulduğuna dair ise yeterli belgeler yok. Ancak benzeri olabilecek bir model yaklaşık yüzyıl sonra Şile’nin Yıldırım Beyazıt tarafından Şile’nin fethi sırasında hayata geçirilmiş olabilir.
Yakın zamanda kaybettiğimiz Düzceli tarihçi Enver Konukçu “Sakarya Nehri ile Boğaziçi Bithynia’sından Kocaeli Sancağına” adlı makalesinde Yıldırım Beyazıt zamanında Şile kalesinin savaş yapılmadan Osmanlı topraklarına katıldığını belirtir. Anadolu Kavağı ile Ereğli arasında ticaret yolunu kontrol etmek açısından mühim bir hamledir Şile kalesinin ilhak edilmesi. Devamında gerek Cenevizlilere gerekse de Venediklilere Şile kalesinden faydalanmasına müsaade edildiği belirtir. Kasabanın Hristiyan halkına da hayatlarını eskisi gibi devam etmelerine müsaade edildiğini de belirtilir. Yıldırım Beyazıt zamanında uygulanan bu siyasetin Çobanoğlu ve Umuroğulları Beyliği tarafından çok daha önce Akçakoca’da bir benzerinin uygulanmış olduğu fikrini de yabana atmamak gerekir.
Umur Bey’den bahseden ilk tarihçi Georgios PACHMERES’tir. Kendisi aynı zamanda Osman beyden ve Osmanlılardan da bahseden ilk Bizanslı tarihçidir. Pachmeres’in Amirous olarak bahsettiği kişinin Emir ya da Umur olarak okunmasında Bizanslı tarihçinin dili itibarıyla bir farklılık yoktur. “Emir” de okunabilir “Umur” da. “Umur” isminin kaynağı da bu eş okumadan kaynaklıdır. Yoksa kast edilen kişi Ali Beydir.
Amirous olarak tarif edilen kişinin Yavlak Arslan Bey olduğunu söyleyenler olsa da Pachmeres’in Bafeus Savaşında bahsettiği kişi oğlu Ali Bey olduğuna göre Umur Beyi Ali Bey olarak işaretlemek umumi bir kanaat haline gelmiş gibidir.
Heraklia Pontike’li tarihçi Nikiforos Grigoras 1300 yılı başlarında Anadolu’nun durumundan bahsederken Sakarya Nehri’nden Paflagonya’ya kadar olan yerlerin Amourios’un oğulları arasında paylaşıldığından söz eder. Yani Akçakoca bu dönemde Çobanoğullarından daha doğrusu Umuroğullarından Ali Bey’in kontrolü altındadır.
Kısacası gerek Akçakoca Kaymakamlığı gerekse de Akçakoca Belediyesinin resmî sitesinde yer alan “1319 yılından bu yana Türk toprağı olarak varlığını sürdüren Akçakoca” vurgusu baştan sona eksik ve yanlıştır, düzeltilmesi gerekir. 50 yıl civarında süren Çobanoğulları ve de Umuroğulları Beyliğinden bahsetmeyen bir tarih yazımı ne kadar doğru olabilir ki?