Köşe Yazısı
Ergun AŞÇI
OKAN YANMAZ AKÇAKOCA’NIN PUTİN’İ OLMA YOLUNDA!
Okan Yanmaz’la yazdığım bir yazıda niçin “iş” ve “işadamı” kavramlarını kullanmamışım da “business” ve “businessman “ kavramlarını kullanmışım.
Bu yazı buradan başlıyor sonunda çok daha mühim bir noktaya değinecek.
Yakın zamanda okuduğum, etkilendiğim ve üzerinde düşünmeye devam ettiğim kitapların başında “ İKİNCİ EL ZAMAN” geliyor.
2015 Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmış olan Belarus’lu kadın yazar Svetlena Aleksiyeviç’in yazmış olduğu bir kitap “İkinci El Zaman”.
Svetlena Aleksiyeviç bir gazeteci, kitabı da roman ya da şiir değil, bir röportajlar dizisi, röportajdan edebiyat mı olur diyebilirsiniz ama okursanız fark edeceksiniz ki, bal gibi oluyor.
Aleksiyeviç 1990 sonrasında dağılan Sovyetler Birliği yerine kurulan Rusya Federasyonu’nda yaşayan sıradan insanlarla yapıyor röportajlarını.
Sovyetler Birliği dönemini özleyenler de var, Boris Yeltsin’le beraber tankların önüne çıkanlarda var röportajlarda.
Hep bir hayal kırıklığı var röportajlarda ve can alıcı tespitler, mesela şu harika tespit gibi:
“Bize özgürlük için savaşmasını öğrettiler ama özgürlüğü öğretmediler.”
Röportaj yapılan birbirine zıt düşüncelerde olan insanların ortak olarak nefret ettikleri bugünkü kötü/mutsuz hayatlarından sorumlu tutukları ortak bir kavram var.
“Business” ve dolayısıyla “businessmen”ler.
Business kavramı her şeyiyle vahşi kapatilizmi ve adaletsizliği anlatıyor çünkü.
Businessmenler için her şey bir business, dokular, doğa, deniz, çevre, insan, aşk ve hatta ahlak. Eğer bir şeyden para kazanılıyorsa onu muhafaza etmenin hiçbir değer ihtiva etmediği bir anlayışa tekabül eder bu anlayış.
Yani tekrar söyleyecek olursak en vahşisinden kapitalizme.
Bu businessmenler için “savaş”da bir business.
Rusya da oligarkları yaratan da her şeye business diye bakan ve birbirlerini kollayan businessmanlar.
Akçakoca’daki gidişat ta böyle.
Okan Yanmaz bu aralar sürekli işadamlarıyla görüşüyor ve mahalli gazetelerde businessmenlerin arkasında olduğunu gösteren haberler çıkıyor.
Bunlardan en çarpıcı olanı Akfa Beton’un sahibi olan Ahmet Mutlu ile verdiği fotoğraf.
Akfa Beton tesisinin hakkında idari mahkemece verilmiş yürütmeyi durdurma kararı var, yani bu tesisin çalışmaması, doğayı, dereyi ve denizi kirletmemizi gerekiyor.
Mahkeme kararı nedense uygulanmıyor Akçakoca’da, niçin uygulanmadığını uygulamakla görevli olan yetkililer izah ederler mi bilmem?
Faaliyetinin durdurulması gereken, hakkında mahkeme kararı olan tesise destek vermek ve de destek istemek tam bir businessman anlayışıdır.
Businessmanlarin birbirini kollama mantığıdır, halkı filan umursamama mantığıdır. Mahkeme kararlarını, kanunları ve yönetmelikleri boş ver mantığıdır. Güçlü olan, zengin olan haklıdır mantığıdır. Ortalıkta business varsa gerisini boş ver mantığıdır.
Okan Yanmaz tarafından bu anlayışı egemen kılacak bir sonraki adım da muhtemelen, mahmuzları ve dalgakıranları yapacak inşaat şirketi sahipleri ile fotoğraf çektirip kamuoyuna Akçakoca’nın Sevr anlaşmasını dayattığını ilan etmek olacaktır.
Bolu İdari Mahkemesine açılan dava kazanılsa bile bu inşaatın Okan Yanmaz yönetimindeki Akçakoca Belediyesi tarafından (Evet Yüksel Yılmaz ve Şenol Yazgan’da dâhil olmak üzere) ciddi kaygılarım var.
Hatta işlerini kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Dalgakıranları yapacak şirket yürütmeyi durdurma kararına rağmen Okan Yanmaz Akfa Betona gösterdiğin kolaylığı niçin bize göstermiyorsun dediğinde, businessmenler arasındaki anlayışı, birbirlerini kollama anlayışını yıkmış olacaktır.
Merkezi idarenin yetkililerin de idari mahkeme kararlarını uygulamadıklarını göz önüne aldığımızda neler olabileceğini tahmin etmek pek de zor değil.
Göz göre Akçakoca’yı mahvetmekte bir merhale daha kat edilmiş olacaktır.
Okan Yanmaz bir nevi Akçakoca’nın Putin’i olma yönünde adımlar atıyor.
Mahalli “businessmen”lerin mahalli “oligark”lara dönüşmesini izliyoruz, izlediğimiz sürece de bu dönüşme daha da hızlanacaktır.