Düzce 8° Hafif sağanak yağışlı
Son dakika
Ergun AŞÇI Köşe Yazısı Ergun AŞÇI

Dikey Duvar İle Tüy Dikebilmek Herkesin Harcı Değildir(!)

 DİKEY DUVAR İLE TÜY DİKEBİLMEK HERKESİN HARCI DEĞİLDİR (!)

Patrick Blanc isminizi daha önce duyduğunuzu hiç sanmıyorum, doğrusunu söylemek gerekirse bende duymamıştım.

Kendisi bir botanikçi ve günümüzde insanın doğaya olan hasretini bir nebze hafifletebilmek isteyen dikey/dik bahçelerinin de mucidiymiş. Peyzaj sanatçısı da diyebilirsiniz.

Meğer belediye başkanımız Patrick Blanc’ın bir hayranıymış da bizim haberimiz yokmuş.

Patrick Blanc eserlerinin çoğunu Fransa’da yapmış, arama motorunda Cüneyt Yemenici Fransa’yı ziyaret etti de ben mi atladım diye baktım ancak karşıma çıka çıka Kenya ziyareti ile alakalı bilgiler çıktı, hani şimdilerde gittiğine bin pişman olduğu Kenya ziyareti. Blanc’ın Kenya’da ise bir eseri yok.

Biraz daha araştırınca Blanc’ın Türkiye’de de eser verdiğini öğrendim. Galata Art House’de de bir çalışması var Patrick Blanc’ın.

Ancak Cüneyt Yemenici bu galeriyi ziyaretini gizli tutmuş olmalıdır çünkü Galata Art House’de Melih Gökçek içine tükürebileceği sanat eserleri de zaman zaman yer alabilmektedir. Melih Gökçek kulağına gitmesin diye böyle bir ziyareti kamuoyundan gizlemiş olmalıdır.

Cüneyt Yemenici’nin Patrick Blanc’a olan derin (!) hayranlığı Akçakoca’ya yepyeni bir peyzaj eseri kazandırmak üzere. Merkez Camisinin Doğu tarafına bir dikey duvar inşa ediliyor.

Bu derin hayranlık ise kendisini belediyecilik tarihine yazdıracak büyük bir tezat da içeriyor.

Dikey duvarlar (yaşayan duvarlar) sıradan bir peyzaj düzenlemesi gibi değil kentleşmenin getirdiği betonlaşmaya ve tekdüzeliğe modern bir başkaldırı olarak görülüyor.

Yani Cüneyt Yemenici her geçen gün Akçakoca’yı daha da betonlaştıracağının garantisini verirken bu betonlaşmaya başkaldırıyı da kimselere bırakmadan peşinen kendisi yapıyor.

Bu yaklaşım Türkiye belediyecilik tarihine elbette ki geçecektir, bugüne kadar bir belediye başkanının kendi yaptıklarına peşinen başkaldırdığını ne gördüm ne de duydum.

Bu bir ilk, ne kadar gururlansak azdır. (!)

Bu uygulamada tezatlık sadece dikey duvar yapılması ile de sınırlı üstüne üstelik.

 

MERKEZ CAMİ ÇEVRE DÜZENLEMESİ PROJESİ HAKKINDA

 

Mimar Ergün Subaşı Akçakoca Merkez Cami Projesini çizerken Selçuklu otağ çadırlarından etkilendiği defaatle anlatılmıştı.

Selçuklu otağ çadırlarından etkilenerek çizilen bir mimari proje ile kentleşmenin getirdiği betonlaşma ve tekdüzeliğe karşı bir çıkış olan dikey duvarları yan yana getirebilme tezatlığı bu tezatlık.

Belki de Cüneyt Yemenici postmodernizmi de   aşan bir anlayışın öncülüğünü yapıyor da bizler farkında değiliz. (!)

Mimariye ve mimara saygının gereği Merkez Cami çevre düzenlenmesinin projesi Ergün Subaşı’ya teklif edilmeliydi. Proje çizmeyi şahsi sebeplerinden dolayı kabul etmediği takdirde onun onaylamadığı bir projenin yapılmayacağı garantisi verilerek projenin danışmanlığının yüklenmesi teklif edilmeliydi. (Mimar Ergün Subaşı’nın meydan düzenlemeleri ile alakalı mühim çalışmaları olduğunu da bu arada hatırlatayım.)

Böyle bir teklif yapılmadığından gayet eminim çünkü böyle bir teklif yapılmış olsaydı ne palmiye ağaçları ne de bu dik duvar Merkez Cami çevresinde yer alırdı.

EN İYİSİ DERDİMİ TURGUT CANSEVER’İN ANLATTIKLARI İLE ANLATAYIM

Haşim İşcan 1963-1968 yılları arasında CHP’den İstanbul Belediye Başkanlığı da yapmış eski bir validir. Bursa valiliği de yapmıştır.

Bursa Valiliği sırasında Haşim İşcan Yeşil Cami ve Ulu Cami civarında birkaç çınarı kesmeye kalkar. Bütün Bursa, üç gün üç gece hiç uyumadan ayağa kalkar ve karşı dururlar.

Haşim İşcan’ın çınarları kesme gerekçesi çınarların Bursa’yı köy haline getirmesiymiş.

Turgut Cansever bu hadiseyi ise şöyle yorumlamış:

Tabii öyle ağaçlar Paris’te yok. Paris’te ağaçlar budandığı zaman dört köşe haline getiriliyorlar, dizi diz yerleştiriliyorlar. Ağacın tabiatı varmış, ağaç büyürse şöyle güzel olurmuş, hayır. Ta Versailles’den arta kalan emredici kral halkını mum kalıbı gibi biçimlendiriyorsa, tabiatı da biçimlendirmeyi hakkı sayıyordu. Timsahların kollarını kesmeye güçleri yetmiyordu ama ağaçlara yetiyor.

Araya Sadettin Ökten giriyor ve şöyle diyor:

Çınar bizde, özellikle Osmanlı’da devleti, toplumu ve yüceliği temsil ediyor.

Bu araya girişe Turgut Cansever’in cevabı ise çok manidardır:

Doğu kültürüne bir karşı çıkış var, çınar kesmek bir anlamda karşı çıkışı ifade ediyor.

Amerikan şehirciliği tarzı ızgara sistemine uygun bir proje için çınar ağaçlarının kesilip yeniden daha cılız çınarların dikilmesine ilaveten Orhan Deresi kıyısına palmiye ağaçlarının konuşlandırılmasına ve de son olarak dikey duvar ile tüy dikilmesinin estetik yoksunluğu hakkında kim bilir neler söylerdi Turgut Cansever Hoca.

“Evladım sizin Selçuklu tarihinden, Osmanlı tarihinden ve de estetiğinden de pek haberiniz yok “diye başlardı muhtemelen.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. YUKARI MAHALLE CUMHURİYET CADDESİ’Nİ KİM ARAÇ TRAFİĞİNE KAPATTI, HANGİ YETKİYLE?
  2. PATPATA OTOPARK ÇÖZÜM DEĞİL,ERTELEME ADRES:TBMM
  3. “PATPAT” MESELESİ CEZAYLA DEĞİL KURALLARLA ÇÖZÜLÜR!
  4. AZOTLU GÜBRE ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER
  5. FINDIĞIN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI VE TAŞRA SİYASETİNİN MAHCUBİYETİ