Köşe Yazısı
Nevzat CİNGİRT
Aslan abim benim…

Kalabalık ailemizin en haşarı, en ele avuca sığmaz, en cevval delikanlısıydı.
Bir dal sigarayla köy meydanında dönemin en popüler twist dansını yapar; radyodan, sinemadan öğrendiği her figürle köy çocuklarının neşesine neşe katardı. Matrak bir adamdı vesselam.
Baskıya hiç gelemezdi. Kafası bozuldu mu soluğu İstanbul’da alır, günlerce, aylarca eve uğramazdı. Rahmetli babam onu eve döndürmek için Sami abimi gönderirdi. Haftalar sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi kapıdan içeri girerdi.
Rahmetli babamı öyle bezdirmişti ki, “yaşı büyür, belki uslanır” diye daha on sekizinde askere gönderdi.
O zamanlar askerlik, bugün bildiğimiz gibi altı ay değildi; parayı verip tezkere almak hiç değildi. Paşa paşa tam yirmi dört ay sürdü. İzne bile gelmedi..
Aslan abim askerden döner dönmez, Fransa’da çalışan en büyüğümüz Nazım abimin yanına gitti.
Gidiş o gidiş..
Bir daha geri gelmedi.
Tam elli küsur yıl önce Fransa’ya tek başına gitmişti. Bugün yengem Hamiyet Sultan’la birlikte, on sekiz kişilik kocaman bir aile oldular.
Doğum günüymüş; çoluk çocuk, torun torba bir araya gelip pasta kesmişler.
Keşke rahmetli babamla anamın ömürleri bu güzel tabloyu görmeye yetseydi de, o feşel, o yaramaz oğullarının mutluluğuna doya doya ortak olabilselerdi.
Hayat büyük bir tramvay gibi… Geride kaç durak daha var bilmiyorum. Ama böyle güzel fotoğraflar beni alıp götürüyor.
Nice yaşlara Aslan abim benim.
Babamın Aslan Ali’si...