Köşe Yazısı
Nevzat CİNGİRT
ÖMRÜM YETER Mİ BİLMEM… AMA BEN BU ÜLKENİN GENÇLERİNDEN GERÇEKTEN ÇOK UMUTLUYUM
Malum, İstanbul merkezli uydu televizyonu çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor.
Patronumuz, kağıt gazeteciliğiyle başladığı medya yolculuğunu şimdi ulusal televizyon yayıncılığına taşıyor. Çok da uzak olmayan bir zamanda Oxijen TV; CNN Türk, TRT Haber, NTV ve Habertürk gibi Türkiye'nin önemli haber kanalları arasında yerini alacak. Evlerin oturma odalarına misafir olacak, şehirde, ülkede ve dünyada yaşanan gelişmeleri kendi bakış açımızla ekranlara taşıyacağız.
Bu büyük hazırlığın en önemli ayaklarından biri de hedef kitlemizi doğru belirlemek. Özellikle gençlerin televizyon yayıncılığına nasıl baktığını, televizyondan neler beklediğini ve onları ekran başına çekebilecek yayın anlayışının nasıl olması gerektiğini anlamaya çalışıyoruz.
İşte bu düşünceyle hafta içinde İslam Bey ile birlikte Ankara'ya gittik. Bilkent Üniversitesi'nde öğrenim gören kızı Yağmur'un organizasyonuyla, Bilkent, ODTÜ ve Başkent Üniversitesi başta olmak üzere farklı üniversitelerde eğitim gören başarılı gençlerle uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduk.
Onları dinlemek bana hem çok iyi geldi hem de geleceğe dair umutlarımı daha da artırdı.
Çünkü gördüm ki bu ülkenin gençleri düşünüyor, sorguluyor, araştırıyor ve çözüm üretmeye çalışıyor.
Elbette sosyal medyanın içindeler. Ancak televizyonla kurdukları bağ oldukça zayıf. "Neden?" diye sorduğumuzda verdikleri cevap, aslında televizyon yayıncılığı için çok önemli bir mesajdı.
"Kendimizi ekrana bağlayacak bir şey bulamıyoruz."
Saatler süren, birbirinin tekrarı olan siyaset programlarından bunalmışlar. Bir kanalda "ak" denilene diğer kanalda "kara" denildiğini, tarafgir yayıncılığın gençleri ekranlardan uzaklaştırdığını açık yüreklilikle anlattılar.
Dikkatimi çeken bir başka nokta ise gençlerin siyasete bakışı oldu.
Siyasete ve siyasi partilere oldukça mesafeliler. Ancak buradan "apolitikler" sonucu çıkarmak büyük hata olur.
Tam tersine, ülkeyi yakından takip ediyorlar. Kendi aralarında oluşturdukları WhatsApp ve Telegram gruplarında gündemi sürekli tartışıyor, gelişmeleri değerlendiriyor, farklı görüşleri konuşuyorlar. Fakat mevcut siyasi yapıların kendilerini anlamadığına ve gerçek sorunlarına çözüm üretmediğine inanıyorlar.
Hatta "Yarın seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" diye sorduğumuzda hiçbirinden net bir cevap alamadık.
Çünkü onlara göre bugün hiçbir siyasi parti gençlerin gerçek sorunlarını merkeze koymuyor.
Eğitim, işsizlik, barınma, ekonomik kaygılar, gelecek endişesi…
Onların konuşulmasını istiyorlar.
Doğal olarak, bu konuları samimiyetle ele alan yayınların da gençler tarafından ilgiyle takip edileceğini düşünüyorlar.
Bir başka önemli tespitleri ise sosyal medyayla ilgiliydi.
Sosyal medyada çok ciddi bir bilgi kirliliği yaşandığını, insanların neye inanacağını şaşırdığını söylediler. Büyük haber sitelerinin ve bazı yayın organlarının söyledikleriyle yaptıkları arasındaki çelişkileri dikkatle izlediklerini anlattılar.
Aslında neyin yanlış olduğunu görüyorlar.
Fakat yerine neyin konulması gerektiği konusunda hâlâ zihinlerinde soru işaretleri var.
Ben bunun da zamanla oluşacağına inanıyorum.
Çünkü bu gençler okuyor, araştırıyor, izliyor ve sorguluyor. Sadece sosyal medyayı tüketmiyor; kaliteli içerik üreten bağımsız yayıncıları ve güvenilir kaynakları da takip ediyorlar.
Ankara'dan dönerken aklımda tek bir cümle vardı:
Belki televizyonu bizler eski alışkanlıklarımızla tarif etmeye devam ediyoruz.
Oysa gençler bize bambaşka bir yayıncılığın mümkün olduğunu söylüyor.
Eğer onları gerçekten dinler, dertlerini anlayabilir ve tarafların değil hakikatin peşinde bir yayıncılık yapabilirsek, televizyon yeniden gençlerin de ekranı olabilir.
Ömrüm yeter mi bilmem…
Ama ben bu ülkenin gençlerinden gerçekten çok umutluyum.