Köşe Yazısı
Nevzat CİNGİRT
Aleyna ve Oxijen Medya
Oxijen Medya’nın bugünlere gelmesinde emeği büyük olan İslam Keleş ile medya gurubumuzun asi kızı Aleyna arasında geçen kısa ama derin diyaloğa şahit oldum. Bu konuşma bana, gençlerin fikirlerini susturmanın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha hatırlattı.
**
Her iş yerinde rutin sorunlar olur. Kimi zaman sükûnetle, kimi zaman tartışarak, kimi zaman da ayrılıklar yaşayarak bu sorunları aşarız. Ama bazı anlar vardır ki, sadece vicdanınızı sarsar ve düşünmeye zorlar.
Sokak hayvanlarına karşı takındığı sert ve mesafeli tutuma rağmen Aleyna benim için özel biridir. Dik başlıdır, fikirlerini sakınmadan söyler, hangi şart olursa olsun itiraz edebilir. Belki de Aleyna’da gördüğüm bu duruş, bana kendi gençliğimin devrimci tavrını hatırlattığı için ona ayrı bir değer veririm.
“Son bir aydır hiçbir şeye itiraz etmiyorsun, fikrini beyan etmiyorsun…”
Aleyna’nın cevabı ise içimi burktu:
“Artık konuşmuyorum… Söyleneni yapıyorum.”
— Neden?
“Çünkü çok konuşmanın bir işe yaramadığını gördüm.”
Peki bu mu gerçekten? Gençlere, yanlış olma ihtimali olsa bile fikirlerini söyleme hakkını neden tanımıyoruz? Bırakalım düşünsünler, konuşsunlar, hatta hata yapsınlar… Ne zararı var?
Gençlerin fikirlerini baskılamak, onları susturmak… Bizim gibi 1970 model ihtiyarların fikirlerine mahkûm etmek, doğru mu?
Kaldı ki bu, Oxijen Medya’nın kurumsal kimliğine de aykırıdır. Bu kurum, son 10 yılda kimsenin cesaret edemediği kırmızı noktalara dokundu; topluma nefes olma pahasına kapısına kilit vuruldu. Toplumun söz söyleme hakkını savundu ve bunun bedelini ödedi.
Ama şimdi, gençlerin sesini kısmaya çalışmak, sadece onların potansiyelini yok etmekle kalmaz, kurumun değerlerine de zarar verir.
Aleyna gibi gençler, fikirlerini özgürce ifade edebildiğinde hem birey, hem çalıştığı kurum ve içinde yaşadığı toplum güçlenir.
Gençleri susturmak yerine dinlemek ve cesaretlendirmek gerek.