Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
Ankara’nın ev sahipliği yaptığı Temmuz ayındaki NATO toplantısında Mekke İttifakı ABD’nin Ortadoğu üzerinde ortaya çıkan ihtiyacını karşılamak üzere düşünülmüş. Kesinlikle Türk hariciyesinin düşündüğü bir şey değildi. Öyle yaratıcı olsaydılar Türkiye, NATO’dan ayrılmış, emperyalistlerden bağımsız, komşularıyla barışı temel alan dış politika geliştirir idi Mekke İttifakı bugün, İran ve Yemen Husilerine karşı ABD’nin eline verilmiş bir sopadır. 1950’lili yıllarından beri ABD’nin jandarmalığı rolüne sadık kalmak hariciyenin asli görevi olagelmiştir. Türkiye, bu ittifakla savaşın her an içinde olması demektir.
Savunma anlaşması olarak kamuoyuna yutturulmaya çalışılsa da herkes bu ittifakın savaşa hazırlık olduğunun farkında. ‘ABD-İsrail ve İran’ savaşı uzadıkça Türkiye’nin savaşa dâhil olması kaçınılmaz. Kara orduları kapışmadan sonuç alınamayacağı belli. Türk, Suudi ve Pakistan ordusu bu ihtiyacı karşılayabilecek güçte. Erdoğan ve AKP, öteden beri NATO’cudur. 2003’te Irak’a karşı 1 Mart Tezkeresini meclise getiren Erdoğan ve AKP’dir. Dolaysıyla muhalefetin meclise gelecek olan Mekke İttifakı’na karşı tutum almalıdır. Mekke İttifakı’ndan derhal çıkılmalıdır. İktidar, bu anlaşmayı ‘zafer’ olarak gösterse de kamuoyunda karşılık bulamaz. Çünkü bölgedeki savaş Türkiye’ye karşı yapılmıyor. İran, bizimle savaşmıyor, Husiler bize füze yollamıyor. Kendi kendimize gelin güvey olmaya gerek yok.
Ayrıca Türkiye halkları öteden beri savaşlara karşı oldukça deneyim biriktirmiş ve mesafelidir. 1950 yılında NATO için Kore’ye gönderilen Türk askerlerinin hafızalara bıraktığı izler hala canlı. 1. Dünya Savaşında Almanya’nın yanında savaşa girmenin bedeli ortada. Koca Osmanlı İmparatorluğu dağıldı, yüzbinlerce insan öldü. Keza 2. Dünya savaşında da bu bedeller hafızada olduğu için savaş dışında kalmıştır. ABD’nin, Irak işgali için meclise sunulan Irak Tezkeresi kamuoyunun baskısıyla reddedilmişti. Ukrayna-Rusya savaşı halkın gözleri önünde yapılıyor.
Avrupa kıtası bölgesel savaşların yarattığı ekonomik bedeller nedeniyle ayağa kalmışken Türkiye halklarını savaşa ikna edemezsiniz. Dolaysıyla Mekke İttifakı’nın da, Libya ile yapılan Deniz Yetki Anlaşması’nın da kamuoyunda hiçbir karşılığı yok. Kıbrıs’ta Yunan askeri çekilmesine karşı Türk askeri hala işgalci konumda. Bu durum Türkiye’nin uluslararası Kıbrıs müzakerelerinde elini gün geçtikçe zayıflatmakta, Akdeniz havzasının güvenliğini zedelemektedir. Devletlerarası ilişkilerde barışı zedeleyen bir tutum olarak varlığını korumakta. Türk dış diplomasisi küresel düzeyde bir imparatorluk bakiyesinin olgunluğuyla değil yüzyıllık ergen bir devlet refleksiyle hareket ediyor. Ergenekoncu Rauf Denktaş’ın ayrılıkçı ve işgalci politikaları ekseninde bir türlü vazgeçemiyoruz. Sanki bizim düsturumuz.
Türk hariciyesi Türkiye halkları için değil emperyalistlerin çıkarı için canhıraş çalışmakta. Dünya barışı için değil bölgesel savaşlarda taraf olmak için çabalamakta. Yunanistan başta olmak üzere komşularıyla barış içinde, diyalog içinde bulunmak varken hasımlık yaratacak anlaşmalar yapmak kime faydası var Allah aşkına!
SEÇİMDEN ÖNCE DEMOKRATİK ORTAMA MUTLAKA GEÇİLMELİ
Türkiye’nin dış politikası nasıl gergin zeminde ilerliyorsa içerde de aynı gerginlik, hasımlık, savrukluk alabildiğine sürdürülmekte. Memlekette herkes gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, yağma ayyuka çıkmış. Kakofonik bir siyasi zemin ısrarla sürdürülüyor. Yeni Parti, siyaseten felç haline getirildi. Bürokrasi sanki ikiye bölünmüş gibi. Bürokrasinin bir parçası iktidarla çalışır gözükürken, diğer bir parçası kendine buyruk hareket ediyor izlenimi veriyor. Bu ikilem yargıda, ekonomide, güvenlik alanında dizginlenemez bir hareketlik sunmakta. İktidar bile henüz bunun farkına varmış değil.
‘Fon vurgunu’ sanırım Erdoğan ve Bahçeli başta olmak üzere AKP’nin bilincini kapamış durumda. Ellerinde tuttukları iktidar dizgini kaybetmek üzere olduklarını göremiyorlar. Bir yandan bürokrasi içinde bir eğilim ortalığı gererken, diğer yandan daha geçen hafta İstanbul barosuna azılı ırkçı ve ulusalcı Ümit Kocasakal seçildi. Bu hamleler politik açıdan mutlaka okunmalı. Çünkü önümüzdeki dönem zor ve çetin bir dönem. Kimin elinde hançer ile hangi izbede demokratik kazanımlara yönelik öldürücü hamle indirme fırsatı kolladığını bilmiyoruz.
Erdoğan ve Bahçeli’nin önünde iki seçenek belirmiş durumda. Ya ‘barışa ve çözüme karşı’ olan bürokrasinin bir kanadı ile birlikte kurumsallaşmış otoriterliğin ‘zaferini’ ilan etmek, ya da demokratik Türkiye için adım atmak. İktidar aklını başına biran önce toplamalı. Kafası çalışan biri demokratik ortamın sağlanmasına yönelik acil adımlar atar.
Meclis, ABD emperyalizminin projesi olan Mekke İttifakına yoğunlaşacağına Kürt sorunun çözümü doğrultusunda gerekenler yerine getirmeye öncelik tanımalı. Muhalefetle birlikte kafa kafaya verilip bir ‘genel af’ ilan edilsin ve bütün siyasi tutuklular serbest bırakılsın. Yine muhalefetin de içinde yer alacağı ‘İzleme Komisyonu’ hemen işletilmeli, ‘Çerçeve Yasasının’ 5 ve 6.maddelerinde yer alan demokratikleşme öneriler hayata geçirilmedir. Öcalan, PKK’nin ‘Siyasallaşma ve Siyasallaşma Komisyonunun’ başına getirilip statüsü sağlanmalı ve özgür bırakılmalı. Bunların geçiştirilmesi demek, ‘barış sürecin’ akıbetini belirsiz hale getirir. Türkiye, ABD ve Avrupa’nın askeri vurucu gücü haline gelir. Türkiye içinden sıyrılamayacağı bölgesel savaşa sürüklendiği gibi büyük bir yıkımla karşı karşıya kalır.
ABD DEMOKRATİK TÜRKİYE’DEN DEĞİL OTORİTER TÜRKİYE’DEN YANA
Trump’tan, 3 Kasım’da yapılacak meclis ve senato seçimlerinden sonra İran ve bölgeye yeniden müdahalesi bekleniyor. Demokratik bir Türkiye, bölgede demokrasi ve barışın öncüsü demektir. Böyle bir Türkiye’yi kimse İran veya bölgenin her hangi bir yerine savaşa sokamaz. Ama otoriter bir Türkiye’yi savaşa sokmak kolaydır. Bu nedenle Türkiye’deki hukuksuzluk, ABD ve Batı’da pek sorun olmuyor. Herkesin öfkesini üzerine çeken Tom Barrack yakın dönemde bu yönde basına açıklamasında bulunmuştu. Oysa süreç tastamam tersi işlese, siyasi zeminimiz demokratikleşse, ‘içeride ve dışarıda barış’ Türkiye ve bölgeye çok şey katacaktır.
İktidar ve muhalefet aralarındaki hasımlığı bitirip demokrasi, barış konusunda uzlaşmalı, seçimleri özgürlükçü demokratik ortamda gerçekleşmesini sağlamalıdır. Bugün yaptığımız önerinin aynısını meclis tatile girmeden önce de yapmıştık. Bugün meclis çalışıyor ve daha avantajlı durumda. Önlerinde ve yol gösterici koca bir ‘Çerçeve Yasa’ durmakta! O zaman ne bekleniyor, biran önce demokrasi ve barış için adım atılsın.
Yazarın Diğer Yazıları
Tümü- ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
- BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
- HEY HAT!
- MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE
- BORSA VE FON MESELESİ ÜZERİNE: LAĞIM PATLADI ORTALIĞA SAÇILDI