Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE

Evet, Türkiye’de bir müesses nizam var. Dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak mı bunu kestirmek zor. Ancak gidişat bu yönde. Müesses nizam, ‘yeni dünya düzenine’ ayak uyduracak şekilde yeniden inşa ediliyor. Katı geleneksel kodları aşarak, ama uzaklaşmadan bunu yapmaya çalışıyor. ‘Kök devlete’ sahip çık ki ‘Muktedir Devletin’ beka kazansın mantalitesi hâkim.

Müesses Nizam, daha önceleri darbelerle kendini inşa ederken son yirmi yıldır ‘toplumsal meşruluk’ üzerinden bunu yapıyor. Sanırım ’28 Şubat Postmodern’ darbe deneyimi ve ‘15 Temmuz darbe girişimi’ bu yeni muktedirlere çok şey öğretmiş olacak ki ‘toplumsal meşruluk’ onların en vazgeçilmez dayanak haline geldi. Müesses Nizam, önce Erdoğan ve Gülen Cemaati üzerinden kendini inşa etmeye çalıştı. Arap Baharının estirdiği rüzgâr 15 Temmuz hesaplaşmasına neden oldu. Demokratikleşmeden korkuldu. Çünkü ‘demokratikleşme ve barış’ müesses nizami sarsacaktı.

2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimiyle birlikte başka bir süreç gelişti. Gülen Cemaati devreden çıkarıldı ve Erdoğan ile bir uzlaşma, ittifak sağlandı. Yeni bir süreç ‘otoriteryan’ muktedirliği zorunlu kıldı. AKP ve Erdoğan bunun ‘toplumsal meşruluk’ ayağını sağladı. Anayasa referandumu ile birlikte 2018 yılında başkanlık sistemine geçilerek Müesses Nizam kurumsallaştı. Askerlerin bir türlü toplumsal meşruluğu sağlayamadığı vesayet rejimi AKP ve Erdoğan aracılığıyla toplumsal meşruluğu sağlanmış oldu.

Bu bir tür sivil ve askeri vesayet rejimi. Hem asker, hem de sivil vesayet rejimi. İkili, düalist karakterli ‘yerli ve milli’ Müesses Nizam. Şunu çok açık söyleyebilirim. AKP, Erdoğan, Bahçeli ve asker birlikte bu vesayet rejimini kurdu. Bu bir ittifak. Organik, iç içe geçmiş simbiyoz. Muhafazakârlar ile Kemalist, ulusalcı asker ve bürokrasinin ittifakı. Yalnız iç dinamikler üzerinden kurulmadı, konjonktürün de dayatmasıyla süreç inşa edildi. Muhafazakârlar yani Erdoğan da bu ittifaktan memnun, Kemalist ve ulusalcılar da.

Bu rejimin ideolojisi de ‘Türk İslam sentezi’. Türk olacaksın, olmazsan en azından Müslüman ve suni olacaksın.  Yani alanda memnun veren de. İki tarafı da memnun eden bir ortaklık, alış veriş. Çünkü o kadar olumsuz, akla ziyan şeyler yaşanıyor ki, bu ittifak sürdürülüyor. Soyguna, rüşvete, adaletsizliğe, yoksulluğa, talana göz yummaya kadar giden bir birliktelik. Bu memlekette yaşamazsam Allah mesut etsin diyeceğim, ama ne yazık ki bu memlekette yaşadığım için diyemiyorum, demiyorum. Hatta bir an önce bozulmasını istiyorum. Bunun sonu ‘diktatörlükten’ başka bir yere çıkmaz. Türk muktedirleri otoriterlikten diktatörlüğe doğru koşar adım ilerliyor.

Önce bu ittifakı zorlayan konjonktüre bakalım isterseniz.

‘Yeni dünya düzeni’ ABD önceliğinde Ortadoğu’da inşa ediliyor. ABD’nin patneri İsrail artık ona hem yük, hem büyük bir maliyet. ABD, Ortadoğu ve Körfezde kendi jeopolitiğini bölgenin Müesses Nizamlarıyla birlikte inşa etmek istiyor. Askeri ve mali yükü paylaşmak istiyor. Bunun için Türkiye, Suriye, Arabistan yakınlaştırılıyor ve yeniden bu devletler güçlendiriliyor. Ancak ABD, bölgede 50 milyonu aşan ve bölge devletleri içinde bir özne duruma yükselen Kürtler var. Dolaysıyla Kürtler, ABD’nin stratejik belgelerinde sık sık anılır oldu. Bölgede Kürtlere ayrı bir devletten yaşadıkları devletlerle birlikte çalışması, entegrasyonu önerildi. Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’de böyle bir süreç yaşanıyor. Türkiye ‘Terörsüz Türkiye’ böyle bir konjonktürde devreye sokuldu. Kürtler çok sabırlıdır, süreci son noktaya kadar bekleyeceklerdir.

Türkiye muktedirleri, Müesses Nizamı sürdürmek için Kürtlerle ‘barış sürecini’ yontarak devreye sokmaya çalışıyor. Türk muktedirleri,  Ortadoğu’da Kürtlerin özne bir ulus olduğunun farkında. Dolaysıyla Kürtler, bu süreçte ne kadar az kazanımla çıkması isteniyor. Kürtlerin entegrasyondan anladığıyla Türk muktedirlerin entegrasyondan anladığı farklı. Bir taraf demokratik ve özgürlükçü entegrasyondan yanayken, diğer taraf baskıcı, oteriteryan bir entegrasyondan yana. Müesses Nizamın, yalnız Türkiye’de değil Suriye’de, Irak’ta Kürtlerin az kazanımlarla entegrasyonu için menfi anlamda canhıraş çalışmakta. ‘Mekke ittifakı’ bir ABD projesi ve Türkiye sindirilmiş bir Kürt halkı üzerinden bölgesel güç olma çabasında. Bunun için diplomasi Ortadoğu ve Körfezde mekik döşer halde. İran Devrim Muhafızlarının ABD ile anlaşıp ‘Mekke İttifakına’ dâhil edilme çabası da İran Kürtlerinin kazanımlarını kontrolü düşünülmekte. Evdeki hesap çarşıya bazen uymaz, sanırım böyle bir hesapsızlık yakında karşımıza çıkacak.

Türk muktedirleri, Müesses Nizam yüzlerce yıla dayanan bir gelenekle hareket etmekten hiç ama hiç vazgeçmedi. Mevlana’nın Fihi Mâ Fih (Ne varsa içindedir) sohbet derlemesi kitabında Moğal emirine hitaben ‘Grekler/Yunanları’ imar eden, inşa eden, yapan; ‘Türkler/Moğollar’ ise yıkıcı, yıkan güç ve ceza olarak söz eder. Mevlana menkıbelerini içeren Ahmed Eflaki’nin Menkıbeleri (Menâkıbul-Arifin) eserinde de geçer. Türkiye muktedirleri kendi ve bölgesinde hiçbir zaman yapıcı bir pozisyon belirlememiştir. Ezelden beri yıkıcı bir tutum almıştır. İç politikada ve dış politikada bu yöntem her daim baş tacı edilmiştir.

Bu politikanın ne Selçuklulara, ne Osmanlıya, ne’de Türkiye’ye hiçbir yararı olmamıştır. Turancı Evren Paşalar bu nedenle kaybetti, İttihatçılar bu nedenle gericileştiler ve Bâb-ı Âli Baskınında bulundular, Osmanlı’yı savaşa soktular. Aynı kafa hala sürmekte. NATO kafa NATO mermer işte. Asker kafasının yerine evrensel demokratik değerlerle düşünülse iç ve dış politikada Türkiye başka bir yerde olurdu. Önümüzde herkesin sorması gereken bir soru belirdi: Türkiye, diktatörlükle mi, demokrasiyle mi yönetilecek. Bu soruyu en başta Özgür Özel, muhalefet ve Kürtler kendilerine sormak zorundadırlar. Çünkü demokrasinin olmadığı her rejim ya diktatörlüğe, ya da savaşa gebedir. Yeni muktedirlerin Müesses Nizamını bozabiliriz, bozmalıyız.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. BORSA VE FON MESELESİ ÜZERİNE: LAĞIM PATLADI ORTALIĞA SAÇILDI