Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

DEVLETİ YÖNETEMİYORUZ, BECERİKSİZİZ KABUL EDELİM ARTIK KÜRTLER İLE BİRLİKTE YÖNETME ZAMANI GELDİ DE GEÇİYOR

Sabah kalkıyorsun onlarca operasyon, yolsuzluk, okul saldırısı, intihar gibi pek çok haber. Memleket sanki tımarhaneye dönmüş. Birbirini suçlamalar gırla. Ahali tımarhaneye tıkılmış cümbür cemaat rezili rüsva olmak için canhıraş olduğu yerde debelenmekte. Böylesine bir Türkiye manzarasını pek anımsamıyorum. Garip bir ülke olduk. Bir labirentin içinde beygir gibi dönmeye başladık. Her geçen bir yolsuzluk, İslamcı örgütlere operasyon, sanatçılara operasyon, belediye soruşturması, borsada milyarlarca doları aşan vurgunlar, sansasyon yaratan Kozanoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu gibi açılan faili meçhul dosyalar dalga dalga yayılmakta. Dünya Gladyo’yu temizlediği on yıllar oluyor, biz de ise sürekli kimlik değiştirerek varlığını sürdürüyor. Umarım yeni yasama döneminde barış komisyonlarının yanında, borsa vurgunu ve bir de Gladyo/Ergenekon araştırma komisyonu yeniden kurulur.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, ‘Temiz Eller’ operasyonunu izlediğimize pek inanamıyorum. Birileri bir şey karıştırıyor ve Akın Gürlek bunun farkın da bile değil sanırım. Evin içi öylesine dağılıyor ki, kimse bir daha etrafı toparlayamasın niyetindeler. Bilinmeyen art niyetli bir ekip işleri karıştırmak için düğmeye basmış gibi görünmekte. Evi dağıtanları az çok tahmin edebiliyoruz. Bütün bunlar meclise yansıyacaktır. Yeni yasama dönemi çok hareketli geçeceğine benzer. Çünkü devletin çivisi çıkmış, çıkarmışlar. Zamanında Musa Anter cinayeti, ‘Susurluk Kazasını’, Hrant Dink cinayeti, Tahir Elçi cinayeti aydınlatmamanın sonuçlarını hâlâ yaşıyoruz. Daha da bu artıklarla çebeleşeceğiz.

ÇETELER SARAYA, MEDYAYA, BORSAYA, HER YERE SIZDILAR

2015-2016 dönemi hala aydınlatılmış değil. Karanlık bir dönem olarak durmakta. Suruç Katliamı, Gar Katliamı ve 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte memleket kan gölüne dönmüştü. PKK ile çatışmalı ortam yeniden başlamıştı. Bir zamanlar devletin içine çöreklenmiş çeteler cesaret bularak inlerinden dışarı çıkmış, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine giden yola kendilerini uyarlamışlardı. Demokrasiye geçmemiz gerekirken çetelerin içine sızdığı bir saray ittifakı, bloku kuruldu. O günden beri işler hiç iyi gitmedi. Çeteler siyasi partilerde, bürokraside, borsada, medyada yerlerini almış, bir kısmı da iktidara bir şekilde yamanmıştı. Bugünkü karmaşayı, kaos ortamını, krizi AKP ve Erdoğan’ın tek başına yarattığını düşünmek hiç de akli selim gelmiyor bana. Yaşı yetmişini yarılamış, sağlık sorunları olan Erdoğan, bunca şeyi başına neden sarsın ki…Erdoğan bir ucunda yer almış olabilir ama inşa edilmiş bir çete sistemiyle karşı karşıyayız ve nereye bizi savuracağını bilemiyoruz. Yaşanan devlet ve rejim krizidir. Ancak bu kriz aşılabilir.

İşin içinde ABD, İsrail, İngilizlerin olduğu ve onları yakından izleyen memleketin her alanına çöreklenmiş çeteler sanırım işlerine hız vermiş durumdalar. Bunlar aynı zamanda NATO’nun has adamları. ‘Tek adam rejimi’ denilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu çetelerin politik ve ekonomik ihtiyacına yanıt veren bir rejime dönüştü. ‘Kızıl Elma ittifakı’ gibi milliyetçilerin ruhunu okşayan bir ad bile bulmuşlardı kendilerine. ‘Atatürkçülük’, ‘Kemalizm’, ‘ulusalcılık’, ‘Türk-İslam sentezi’, ‘Turancılık’ onların amentüsü oldu. Soygunu, talanı, Kürt ve Öcalan düşmanlığını bu ideolojilerle kamufle etmekteler. Yüz yılı aşan anti demokratik cumhuriyetin sonuçları bunlar. Okullarda ve askeri öğretimlerde müfredat ırkçı, bu çeteler buralardan eğitilerek memleketi yönetmeye çalışıyor. Eğitim sistemi çoktan değişmeliydi ve dünya standartlarında demokratik bilinci geliştiren eğitim modelleri yürürlüğe konmalıydı. Bu katı ve militarist cumhuriyet, modernleşme adı altında ya diktatörlük, ya darbe, ya totaliterizm, ya çete, ya da savaş üretir. Bunlara her dönem tanık olduk, oluyoruz. Cumhuriyet hangi dönem olursa olsun evrensel demokratik tahammüllere uygun yönetici kadro üretemiyor. İster cumhuriyet nesili, ister dindar nesil hep aynı kapıya çıktı. Sürekli sınıfta kalıyoruz.

Türkiye’yi yönetecek kadrolar çok açık ki Kürtler. Kürtleri de kaybedersek vay halimize. Akademide, ticarette, sivil toplum örgütlerinde, sporda, kültür ve sanat alanında, siyasette yetişmiş demokrat Kürt kadroları artık memleketi yönetmeye hazır. Hemen hepsi resmi ideoloji dışında otodiktatik yetişmiş tertemiz toplumun organik aydınları. Bugün yürütülen ‘müzakere ve çözüm süreci’, yalnız barış için değil Kürtleri de memleket yönetimine ortak etmenin gerekliliğini ortaya koyuyor. Adım atsan darbe sever, katil, işkenceci, hırsız ve çete üretiyoruz, memleketi yönetemiyoruz, anlayın artık. Öyle bir çete güruhuyla karşı karşıyayız ki herkesi düşman ilan edebiliyorlar. Zaman zaman Erdoğan’ı, zaman zaman Bahçeli’yi, zaman zaman Özgür Özel’i, zaman zaman Kemal Kılıçdaroğlu’nu bile düşman ilan eden de onlar. İstedikleri gibi at koşturabiliyorlar. Devleti, siyaset kurumunu, medyayı ve halkı açıktan semirmekteler. Cumhuriyet zaten gulyabaniye dönüşmüştü, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de gulyabaniye dönüşmüş durumda. Bu yeni sistem çetelere alan açtı, üretti ve büyüttü. Ya sistemin aksayan yönleri düzeltilir, ya da temsili parlamenter sisteme dönülür. Kervan yürümüyor, tel tel dökülüyoruz. Açık söylüyorum; Kürtlerle barışmak yetmez, iktidara da ortak edilmeli, başka türlü bu kervan varacağı yere ulaştıramayız.

NATO TÜRKİYE’DEN DEMOKRASİ DEĞİL DİKTATÖRLÜK BEKLİYOR VE ÇETELER BUNUN İÇİN ÇALIŞIYOR YA SİZ!

NATO toplantısının hemen ardından ‘Mekke İttifakı’ yine kendilerini akli selim gören bu maceraperest çetelerin işi. İşlerini uluslararası bağlantılarından ve sarayın içinde bitiriyorlar. NATO, çok açık ki savaşa hazırlanıyor. Zaten savaş örgütü dünya barışını düşünecek değil, rakibi olan Çin ve Rusya’ya karşı Türkiye’ye rol biçmiş durumdalar. ‘Mekke İttifakı’ bunun bir kanıtı. Bu ittifak daha meclise getirilip onaylanmadan kendi kafalarına göre iş pişirmeye bile başladılar. Toplantılar ardı ardına yapılmakta. Bu ittifakla İran’a ya diz çöktürülecek, ya da İran işgal edilecektir. ABD ve NATO, İran’ı Suriye gibi bir ülke yapmak istiyor. Rusya ve ÇİN’e karşı Ortadoğu jeopolitiğinde kendi hegemonyasını inşa etmek bugünün önceliği. ‘Mekke İttifakı’ da bunun parçası. Memleketi istila eden bu çeteler Türkiye’yi dünya devleti değil çok çok Zelenski’nin Ukrayna’sı yaparlar. Başka da bir şey halt edemezler! Öyle Ortadoğu ve Kafkasların güçlü Turan ülkesi yapma hayalini hayata geçiremezler. Dünya buna izin vermez. Çok çok NATO’nun Güney kanadının jandarması olursunuz o kadar. Yani emperyalizmin uşaklığının ötesine geçemezsiniz.

Devlete, sivil toplum örgütlerine, medyaya, borsaya ve partilere çöreklenmiş Kürt düşmanı, savaş yanlısı çeteler Türkiye’nin demokratikleşmesini de istemiyor. Bunu görmemek için kör ve sağır olmak gerekir. Demokratik bir Türkiye’yi büyük bir savaşa sokmak imkânsız. Halk böyle bir savaşa öteden beri karşı. Bu nedenle çeteler geleneksel hariciyenin ‘denge politikasından’ vazgeçirmiş durumdalar. Hakan Fidan, farkında veya bilerek bu maceraperest çetelerin hayalinin peşinde koşmakta. Bu çeteler çok açık ki Öcalan ile ‘müzakere sürecine’ de karşılar. Merkez medyanın hemen her kanalında, her tartışma oturumunda bu çeteci gazetecilerden, askerlerden en az bir iki tanesi gündemi belirlemeye çalışıyor. Ortalık at izi it izine karışmış durumda. Hakan Fidan ayrı bir telden, İbrahim Kalın ayrı bir telden, Mehmet uçum ayrı bir telden, Akın Gürlek ayrı bir telden, Mehmet Şimşek ayrı bir telden, Erdoğan ayrı bir telden, Bahçeli ayrı bir telden çalmakta. Herkes aklını başına alsın. Bu kervan böyle yol almaz.

BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN ÖZGÜR ÖZEL İLE ERDOĞAN ARASINDAKİ TARİHSEL DÜŞMANLIĞA SON VERİLMELİ

Önümüzde bir seçim var. Ancak seçimden önce büyük bir tehlike öngörmekteyim. Her an sözüne ettiğim çeteler saray darbesiyle bir diktatörlük ilan edebilir veya darbe hazırlığını akla izan olmayacak tezgâhlar hazırlayabilirler. Anlayacağınız, ortalık allak bullak, karman çorman. Kürt halkı barışa hazırken, Türk kamuoyunda kimsenin kılı kıpırdamıyor. Devlet, iktidar ve medya ‘barış sürecinin’ toplumsallaştırılması için üzerine düşen görevi yerine getirmiyor. Aksine süreci enfekteye uğratmak için ellerinden geleni yapmaktalar. Gladyo/Ergenekon bundan önceki iki barış sürecini bozdu, bugünlerde de harekete geçmiş gibi gözüküyor. Bahçeli’nin mafya örgüt liderlerini barıştırmasını bir ölçüde anlıyorum. ‘Barış ve müzakere süreci’ bozulursa mafya örgütlerini sürecin dışında tutmak istiyor, ama yine de memlekete huzur getireceğini sanıyorsa aldanır. Kürtlerle kucaklaşacak demokratik yasaların çıkması için daha çok iktidarı zorlaması lazım Bahçeli’nin. Somut adımlara daha çok öncülük yapmalı. Yeni yasama döneminde buna da ihtiyaç var. Yapacağı en hayırlı iş bu olur.

Bu kaotik ortamdan kurtulmak mümkün. İşler biranda yoluna girebilir. Meclis açıldı ve politik ortama çeki düzen verecek meseleler gündeme gelecek. Kürt meselesinin çözümüne dönük komisyonlar çalışmaya başlayacak. Yeni yasamada en büyük sorumluluk Bahçeli gibi Özgür Özel’e de düşüyor. CHP bakiyesi olarak bilinen Kemalist ve muhafazakâr düşmanlığını bir kenara koyarak Erdoğan ile barışmak zorunda Özgür Özel ve tayfası. Bu kavga, çekişme çetelerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramıyor. ‘Barış ve müzakere süreci’ için kurulan masada Erdoğan var, Bahçeli var, devletin kendisi yani güvenlik bürokrasisi ve asker var ama Özgür Özel yok.  Bu süreci okumaktan kaçınıp yalnız seçime odaklanmak Özgür Özel ve ekibine bir şey kazandırmaz, kaybettirir. Asıl sorun Türkiye’nin demokratikleşmesi, yolsuzlukla, yoksullukla mücadele. Bunun yolu da müzakere masasından geçiyor.

Siyaseti ‘seçim’ merkezli görmekten vazgeçip fotoğrafın bütününe bakılmalı. Fotoğrafın bütününde Türkiye’nin NATO tarafından büyük bir savaşa hazırlanması var. Öcalan ile kurulan masanın altını oymaya çalışan savaş yanlısı, siyasi karaktere bürünmüş çeteler var. Bunlar süreci bozmaya çalışıyorlar. Belirledikleri strateji ne gerekiyorsa onu yapıyorlar. Her alanda, siyaseti, borsayı, ihaleleri, yargıyı, güvenlik mekanizmasını kullanarak ‘müzakere masasını’ sabote etmeye çalışıyorlar. Böylesine tehlikeli süreçte Özgür Özel, ‘barış masanın’ dışında değil masaya oturmalı, masanın Kürt tarafında yer almalı. Kürt tarafı ‘demokrasi’ tarafıdır. Masadan uzak durmak çetelerin işine gelir. Özgür Özel, artık bunu görmeli. Yarın çok geç olabilir.

DEMOKRATİK CUMHURİYET Mİ ÇETE CUMHURİYETİ Mİ İSTİYORUZ

Yeni yasama döneminde ‘barış’ önceliklidir. Çünkü demokrasinin kapısı bu barışla açılacaktır. Meclisin kabul ettiği ‘Çerçeve Yasının’ son maddesi ‘demokratikleşme’ ile ilgiliydi. Yolsuzluklardan, sistematik borsa soyguncularından hesap ancak böyle sorulacaktır. Eğer ‘barış süreci’ yalnız ‘güvenlik’ çerçevesinde çözülüp ‘demokratik’ talepler seçim sonrasına sarkarsa Türkiye’de Erdoğanlı veya Erdoğan olmaksızın ‘çete diktatörlüğü’ ikame edilme olasılığı yüksek. Buna Türk halkı direnmeyecektir, çünkü Türk halkı tıpkı 12 Eylül darbesini karşıladığı gibi bir ruh halindedir. Anayasa Mahkemesi önünde emekli bir Türk polisi sırtında Türk bayrağıyla kendi beylik silahıyla intihar etmesini izlemiştir ve kimsenin kılı kıpırdamamıştır. Belediye başkanları tutuklandığında da aynı hava seçmende vardı. İspanya’daki emekli yaşlı bir kadın kontundan çıkarıldı diye Madrid şehri ayağa kalktı. Biz de ise bu toplumsal duyarlılık ne yazık ki çok zayıf. Özgür Özel, bunu görmeli. Ne devrimci bir partinin lideri ne’de seçmeni militan.  En küçük sert müdahaleyle bu seçmen kitlesini çil sürüsü gibi dağıtır. Dolaysıyla kendi seçmenine değil Kürt halkına, kurulan ‘müzakere masasına’ ve Öcalan’a güvenmelidir. Kesinlikle başka da bir seçeneği yok.

Özgür Özel, biran önce önümüzdeki seçimlere değil Ankara’da, mecliste kurulan ‘müzakere masasına’ yüzünü dönmeli, oraya odaklanmalı. Kürt tarafında, ‘demokrasinin’ yanında yer almalıdır. Siyasetin namusunu ve herkesi kurtaracak olan bu masadır. Sözün özü şu; bugün devlete, saraya ve medyaya iyice yerleşmiş çeteler yarın daha cüretkar bir şekilde toplumu dizayn ederken Özgür Özeller, Erdoğanlar, Kılıçdaroğlular politik hayattan ebedi silinebilirler. Onlar bizi silip süpürmeden biz onları süpürelim. Çünkü bu son şansımız. Tastamam bu nedenle yeni yasama döneminde herkes seçimlere değil ‘müzakere masasına’ yüzünü dönmeli, masanın bir parçası olmalı. ‘Müzakere Masasına’ dönmeyerek seçime kendini bağlayanlar savaş isteyen soyguncu, darbeci çetelerin yanında yer alır. Barış ve demokrasinin kapısı kapanır, diktatörlüğe, soyguna ve büyük bölgesel bir savaşa razı gelir. Oysa kendi içimizde gerçekleşecek barış, bölgemizde ve dünyada barışın öncüsü olabilir. Tarih bizi böyle bir yol ayrımına getirdi. Ben şahsen demokrasi ve barış yolunu seçtim, ya siz…

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE