Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
TÜRKİYE’NİN BOTAN KÜRTLERİ IRAK MÜLTECİ KAMPLARINDAN GERİ DÖNMEK İSTİYORLAR
Bazıları ‘terör’ bazıları ‘savaş’ olarak nitelendirdiği kanlı bir çatışma ortamı son buldu. Silahlar sustu ve savaşın ‘nedenleri’ üzerine konuşulmaya başlandı. ‘Nedenler’ konuşuldukça çözümler de üretilemeye başlandı. Yasalar, kanunlar ve kararnameler ile de ‘barış’ kalıcılaştırılmaya çalışılıyor. Savaşan taraflar düşünüldüğünde bu uzun savaşın bedeli iki taraf için de çok ağır oldu.
Yaşanan trajediler yavaş yavaş ortaya çıkmakta.
Kürt illerinde kurulan taziyeleri yüzlerce, binlerce kişi ziyaret ediyor. Büyük bir acı paylaşılmaya çalışılıyor. Yüz bine yakın insanın öldüğü büyük bir dram. Köyler boşaltıldı, köylüler memleketlerinden sürüldü. Baskı, işkence yıllarca sürdü. Mardin/Cizre ilçesinin Yeşilyurt (Cinibir) köyünde PKK’ye yardımdan dolayı köylülere dışkıları yemelerine zorlandı. Ağır işkence ve kötü muamele Kürt halkının bu ‘hukuksuz’ savaşın boyutlarını bize açık bir şekilde anlatır.
Şimdi silahlar sustu ve savaşın boyutu daha da gün yüzüne çıkıyor. 90’lı yıllar savaşın en yoğun yaşandığı dönemdi. Botan bölgesi adeta savaş alanı ilan edilmişti. Hakkâri, Şırnak, Uludere, Eruh, Tillo, Cizre, Botan Çayı’nın etrafındaki vadiler ve köyler bu savaşın en can yakan yerleri oldu.
Botan, Kürtdistan’ın en yoksul halkının yaşadığı bölge.
PKK, burada kök saldı ve bugünkü ulusal, bölgesel ve küresel gücüne ulaştı.
Savaş uzadıkça gerilla mücadelesi cephe savaşına, halk ayaklanması serhildanlara, cephe savaşına ve nihayetinde bölgesel düzenli orduya kadar süreç ilerledi. Suriye’de devletin yeniden inşasında söz sahibi olundu. Irak’ta bölgesel özerk yönetim oluştu. İran’da eli kulağında kazanımlar beklenmekte. Türkiye’de süreç barışçı bir yolla çözülmesi yönünde meclisin olumlu tutumu var.
Türkiye’nin iki seçeneği var. Birincisi etnik ulus kimliğinden vazgeçip, eşit yurttaşlık temelinde yasal adımların atılması veya bölgesel meclisler temelinde özerklik ya da federal bir örgütlenme. Bu iki seçeneğin hangisinin tercih edileceği önümüzdeki dönem kendini dayatacaktır. Sanırım önümüzdeki dönem bu konular kamuoyu karşısında tartışılacak.
Ancak bunun olması için önce ‘barış sürecinin’ yasal güvenceye alınması ön şart. Bu sağlandığında ‘Kürt sorunu’ tüm boyutlarıyla kamuya tartışılmaya açılacaktır. Kürt mülteciler konusu bu sorunun bir parçası. Avrupa’da ve Irak’ta yüzbinlerce aile memleketlerine dönmeyi bekliyor.
Bu savaşta insanlar yalnız canını vermedi malını, mülkünü, hayvanını ve merasını yitirdi. Yaşam alanları ellerinden alındı. Topraklarından kopmak zorunda kaldılar. Kürt halkı topraklarından göç etmek zorunda bırakıldı. Yüzbinler Avrupa’ya, milyonlar İstanbul, Ankara’ya, İzmir’e göç ederken Botan Kürtleri de Irak Kürdistan Özerk Bölgesine göç etmek zorunda bırakıldılar.
En yoğun göç Şırnak Uludere İlçesi’ne bağlı Mahmur Belediyesinde yaşandı.
Buradan sürgün edilen Kürtler aileler için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile Iraklı yetkililerin koordinasyonunda 1998’de Mahmur mülteci kampı kuruldu. Savaş ilerledikçe göç arttı.
Zhao ile Duhok arasındaki Smel bölgesinde Gregewore kampı, Miserike kampı, Akre ilçesi yakınındaki Heseniye kampı, Melebirkan kampı, Şaklava ilçesi yakınında Hariri kampı Türkiye’den sürgün edilen Kürt aileleri yaşıyor. Bütün kampalar Birleşmiş Milletler denetiminde ve yaklaşık 50 bin civarında Kürt aileleri yaşıyor. 30 yıldır kendi kendilerini yönetiyorlar. Meclisleri var, dillerini özgürce kullanıyorlar ve eğitimlerini de kendi anadillerinde yapıyorlar. Bu aileler koparıldıkları topraklarına geri dönmek istiyorlar ve bugünkü ‘barış ve çözüm sürecinden’ çok umutlular. Ancak bunun gerçekleşmesi için kimliklerini ve haklarının yasal güvenceye alınmasını talep ediyorlar.
Görüldüğü gibi yalnız PKK’nin silah bırakmasıyla çözülecek bir sorunla muhatap değiliz. Sosyolojik ve kültürel bir sorunla da karşı karşıyayız. Bugün bu sorunun konuşulması, çözüm bulması için silahlar susuyor ve Ankara meclisi konuşmaya başlıyor. Komisyonlar kuruluyor ve süreç hızlanarak ilerliyor. Artık iki tarafta silahla taleplerini gündeme getirmek istemiyor, konuşarak, birbirini dinleyerek ve yasal güvenceler sağlanarak ‘barış’ sağlanmaya çalışılıyor. Erdoğan’ı, AKP’yi ve MHP’yi kat be kat aşan bir sorun çözülmeye çalışılıyor. Hemen her çevre bu sorunun köklü bir şekilde çözülmesinden yana. En önemlisi de sorunu meclisin sahiplenmesiydi. Yüzyıl sonra bu gerçekleşti, hadi o zaman işbaşına, meclisin yeni döneminde yeni umutlar için adımlar atalım. Sürece köstek değil destek olalım. Meclisteki bütün partileri bu tarihsel göreve bekliyoruz. Barıştan, halkların kardeşliğinden yana olan herkes elini taşın altına koysun.