Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
‘VİLLA’ MESELESİ STATÜ MESELESİDİR
Öcalan’a, İmralı Adasında devlet görevlileri, heyetler ile görüşmesi için 6 ay önce yaptırılan konut veya yerleşke bugünlerde sürece karşı çıkanların diline pelengsek oldu.
Oysa Öcalan, bu konutu yalnızca günlük görüşmeleri için kullanıyordu ve işi bittiğinde cezaevine dönüyordu. Ne zaman statüsü netleşirse bu mekânı konut olarak kullanabileceğini söylemişti.
Görüşmelerin daha sağlıklı yürütülmesi için bu mekâna ihtiyaç duyulmuştu.
DEVLETİN ÖCALAN'A HAK GÖRDÜĞÜ SİZE NEDEN FAZLA GELİR
Son olarak cumhurbaşkanı başdanışmanı Mehmet Uçum bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda hükümlü olarak yer alabileceğini, bunun için de çalışmalarının rahat bir ortamda yapması için yeni bir yerleşke sağlandığını kamuoyuna açıkladı.
Sanırım sorun önümüzdeki günlerde köklü olarak çözülecek ve Öcalan hükümlü olarak bu yerleşkede belirlenmiş statüsü ile özgürlüğüne kavuşuncaya dek yaşamını bir süre daha burada sürdürecek.
GELELİM ÖCALAN KONUTUNU DİLİNE DOLAYANLARA...
Irkçı ve savaş yanlısı İYİ Parti’nin provokasyon niyetiyle hazırlanmış videoyu bir kenara bırakırsak Özgür Özel’in çıkışı en dikkat çekiciydi.
Özgür Özel, ‘Biz birilerinin eve çıkmasını konuşmak yerine, Demirtaş’ın evine kavuşmasını konuşmak isteriz. 18 aydır kuyu tipi cezaevlerinde hak ihlaline uğrayan, zor koşullarda tutuklu bulunan yol arkadaşlarımızın tahliyesini konuşmak isteriz. Çünkü bir ülkeni demokratikleşmesi bunlardan geçer. Ve sürece toplumsal katkıyı sağlayacak olan da Öcalan'ın yeni konutuna kavuşmasından ziyade Demirtaş'ın evine kavuşmasıdır. Yani biz bu tartışmada Demirtaş'ın evine, eşine, ailesine kavuşmasıyla ilgiliyiz. Mesele Öcalan'a adada ev yapıldı mı, eve gidecek mi, bunlar bizim gündemimiz değil. Daha önce de söyledim, ilgilenmemiz gereken mesele demokratikleşme adımları’ şeklinde söylemi oldu.
ÖCALAN İLE DEMİRTAŞ’I KARŞI KARŞIYA GETİRMEK KÜRT SORUNUNU AKP İLE SINIRLAMAK ANLAMINA GELİR
Özgür Özel, daha öncekiler gibi yine Öcalan ile Demirtaş’ı karşı karşıya getirmeye veya birini diğerine öncelik yapmaya çalışıyor. Özgür Özel, demokrasinin cezaevinde tutuklu arkadaşların bırakılmasından geçer iddiası, neden-sonuç ilişkisini kuramamasından kaynaklanıyor. Türkiye’de demokrasi sorunu Kürtlerin özgürlüğüyle doğrudan ilişkili. Öcalan, bu anlamda her daim önceliktir. Çünkü Kürt siyasetinin temsilcisi o dur. Demirtaş için de bu geçerli. Daha açık konuşmak gerekirse, Öcalan’ı sahiplenmeyen birinin Demirtaş'ı sahiplenmesi 'demokratlık' değil art niyetliktir. Ne demek yahu, ‘Mesele Öcalan'a adada ev yapıldı mı, eve gidecek mi, bunlar bizim gündemimiz değil.’ Yani ‘Terörsüz Türkiye’ veya ‘çözüm süreci’ benim gündemim de yok, beni ilgilendirmez gibi bir söylem sürecin bilincinde olmayan bir bilinç.
Oysa Öcalan’ın yaklaşık 30 yıldır cezaevinde olması, Demirtaş’ın ve diğer tutukluların hala özgürlüklerine kavuşmaması Kürt sorunuyla doğrudan alakalı. Kürt sorunu da Türkiye’nin demokrasi, demokratikleşme sorunudur. Kendini demokrat ve solcu tanımlayan bir siyasetçinin bunu göremeyecek kadar kör olamaz. Öcalan ve yürütülen çözüm sürecini önemsemeyerek Demirtaş’a sahip çıkmak tutarlı bir tutum değil. Özgürlüğün bir bütün olarak düşünüyorsanız, Öcalan’a da özgürlük Demirtaş’a da özgürlük demelisiniz. O zaman tutarlı bir siyasetçi olarak değerlendirilirsiniz ve bunu söylemenizde de hiçbir engel yok.
Neden Özgür Özel, Demirtaş’ı sahiplendiği gibi Öcalan’ı sahiplenmiyor. Çünkü sorunu yalnızca AKP iktidarıyla sınırlıyor. Demirtaş’ın mağduriyeti AKP iktidarıyla oldu ve bunu Özgür Özel görmezden gelemiyor. Kendi mücadelesinin palyatif bir parçası olarak görüyor. Öcalan, tarihsel bir sorunun doğrudan temsilcisi, dolaysıyla Özgür Özel bunu görmek istemiyor. Görürse, cumhuriyetin bıraktığı Kürt sorunu bakiyesiyle yüzleşecek. Bu yüzleşme için ideolojik ve meşru tarihsel dayanakları yok. Sonuç olarak Demirtaş, Öcalan'a karşı tercih edilebiliyor. Önümüzdeki dönemde Özgür Özel ve Yeni Parti’nin açmazı yani kör noktası da bu. Başka bir yerde aramanın anlamı yok.
ÖZGÜR ÖZEL İKTİDAR OLMAK İSTİYORSA KÜRT MESELESİNİ BİRAN ÖNCE KAVRAMALI
Ayrıca Demirtaş, hiçbir zaman Öcalan’ın karşısında konumlanmamıştır, konumlaştıramzsınız. Öcalan, Demirtaş için yalnız halk önderi değil aynı zaman ideolojik ve teorik önderdir. 2015 seçim öncesinde ‘Seni başkan yaptırmayacağız.’ sözü 2013 yılında barış sürecinin bozulmasının ardından gelmişti. Demirtaş, bu sözü bozulan barış sürecine tepki olarak söylemişti. Öcalan ile Demirtaş arasında söylendiği gibi de bir polemik veya uyuşmazlık söz konusu değildi. ‘Kent Uzlaşısı’ da Öcalan ile DEM arasında ortaya çıkan müzakere sonucunda oluşmuş bir uzlaşı sanatıydı. 31 Mart 2024 İstanbul belediye seçiminden iki hafta kalımı Başak Demirtaş’ın çekilmesi de bu müzakere sonucunda gerçekleşti.
Öcalan, PKK ve DEM arasında hiyerarşik bir örgütlenme yok, aksine her örgütün bağımsız iradesi var ve tartışarak ortak bir karara varılıyor. Koca bir yapı başka nasıl birlikte karar alır, bir lider emir verip bütün yapılar buna uyacak, diye katı bir liderlik ve hiyerarşi bulunmamakta. Öcalan, politik bir lider ve tartışarak, ikna yöntemini kullanarak belirleyici oluyor. Doğal bir önderlik söz konusu. Kamuoyuna yansıtıldığının aksine kimse kimsenin karşısında olmadı ve olmaz da. Ne yazık ki bu süreçleri bazı art niyetli çevrelerce kullanılmıştır.
Özgür Özel, bu Kürt meselesini artık idrak etmeli. Öyle mecliste 'Kürt sorunu', demekle olmuyor. Öcalan'a 'villa' meselesi bir statü meselesidir. Yani Kürt halkını muhatap almaktır. Öcalan, sizden toprak istemiyor, bir halkın temel haklarını istiyor. Kürt halkının tartışmasız liderinin bu isteğini hafife almak sorunun çözümünü yokuşa sürmektir.
Öcalan, Kürt hareketinin yasal ve legal mücadele alanının açılması için müzakere yapıyor. Bu sağlanırsa Demirtaş da özgürlüğüne kavuşacak hatta tutuklu bütün siyasiler de bundan yararlanacak. Öcalan, Suriye'de olduğu gibi devlete ortak da olmuyor. Bu basit durumu anlamamak niye...Sanırım bunun yanıtını Cuma günü Bursa mitinginde tanımladı. 'Demokrat' olmak için Atatürkçü, Atatürk devrimlerine ve 1924 Anayasasına sahip çıkmayı koşul olarak koydu. Oysa bu kriterler 'demokratlığı' değil Kemalizm’i tanımlar. Kürt sorunun ana kaynağı da burası. Şimdi neden Özgür Özel ve Yeni Parti’nin sürekli yalpaladığı umarım anlaşılıyordur.