Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

ERDOĞAN’IN SEÇİM STRATEJİSİNİN İPUÇLARI

Öcalan faktörü Türk siyasetinde ilk kez 1999 Nisan seçiminde belirleyici oldu. O yıllarda Öcalan, Kenya’da gözaltına alınarak Türkiye’ye getirilmişti. Türkiye’de ise, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ‘Seçim Hükümeti’ kurmak üzere Ecevit’i görevlendirmişti. Siyasi krizlerle bahşedemeyen koalisyonlar dönemi yaşanıyordu. Ecevit, ‘Azınlık Hükümetinin’ başbakanıydı. Nisan ayında 56. Hükümet memleketi seçime götürecekti. 16 Şubatta Öcalan şaibeli biçimde Türkiye’ye getirildi. Ecevit’in, Öcalan’ın Türkiye’ye iade edilmesi kamuoyu karşısında büyük bir prestij kazanmasına yol açtı. Nisan ayında yapılacak seçimlere bu avantajla giren Ecevit, yeniden başbakan seçildi.

Seçimlerde Ecevit’in liderliğinde DSP, % 22.19 oy alarak birinci parti oldu. 57. Hükümet Ecevit’in başbakanlığında kurulan yeni koalisyonun hükümetinde Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli yer almıştı. Ecevit’in yeniden başbakan olması öne sürdüğü politikalardan kaynaklanmıyordu.  Öcalan’ın, Türkiye’ye getirilmesi ve İmralı’da yargılanması halktan destek görmesini sağlamıştı. 1999 yılları çatışmaların, faili meçhullerin, köy boşaltmaların yoğun yaşandığı kanlı bir ortamdı ve halk bu durumdan hoşnutsuzdu. Öcalan’ın tutuklanması halkta sorunların çözüleceğine dönük geniş bir kanaat vardı. Ecevit’in başbakanlığında kurulan 57. Hükümet 3 yıl 5 aylık iktidarı 2002 seçimlerine kadar sürdü..

1999 DA ECEVİT İÇİN ÖCALAN NEYSE BUGÜN PKK DE ERDOĞAN İÇİN O

İktidara AKP geldi ve bugüne kadar iktidarda kaldı. Kürt sorunu da birkaç barış denemesiyle çözümsüzlüğe sürüklendi. Nihayet son iki yıldır ‘barış süreci’ yeniden elle tutulur hale geldi. AKP’nin, ‘barış süreci’ deneyimlerine bakınca süreci araçsallaştırdığını söylemek mümkün. AKP için, kırsalda ve kentlerde muhafazakâr Kürt oyları iktidar desteğinin bir ayağını oluşturuyordu. AKP, giderek güçlenen CHP’yi belediyeler üzerinden yargı aracılığıyla durdurmaya çalıştı. Bu strateji istenilen sonucu vermeyince ‘butlan’ kararı devreye girdi ve CHP bölündü. AKP ile CHP arasındaki tarihsel çekişme de galip gelen AKP, bugün ‘butlan’ kararıyla ortaya çıkan Yeni Parti’yi de hedef haline getirdi. CHP’nin uzun bir dönem cumhurbaşkanı adayları olarak bilinen simalar bir biçimde yargı ve siyaset eliyle felç haline getirildi. AKP ve Erdoğan’a bunlar yetmemiş olacak ki , ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine geçte olsa ayak diremekten vazgeçip destek sunmaya başladı. Ancak bunu ‘barış ve demokrasi’ çerçevesinde değil ‘bölgesel ve iç güvenlik’ ve iktidar meselesi olarak sahiplendi.

Bir tür milliyetçilik!

Erdoğan, 1999 yılında Ecevit’in iktidar stratejisine nasip olan durumun bir benzerini önünde bulduğu söylenebilir. Öcalan yerine PKK’nin tasfiye süreci iktidarına denk gelmesi politik açıdan Erdoğan için bir şanstı ve bunu seçim stratejisi olarak görmemesi beklenilemez. Nitekim sürecin iki yıldır yavaş ilerlemesi de seçim kaygısının bir sonucu olarak yorumlanabilir. ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin toplumsal karşılığı ‘demokrasi ve özgürlükler’ değil uzun yıllardır estirilen milliyetçi rüzgârın sonucu olarak okumakta fayda var. Sanırım süreç kamuoyu karşısında PKK’lilerin tasfiyesi, silah bırakması Erdoğan’a, Ecevit gibi halkın nezdinde onay almasını destekleyecektir. Büyük ihtimalle de Öcalan’a bir statü verilerek sürecin kazasız belasız ilerlemesi sağlanacaktır. Önümüzdeki seçime kadar süreç bu strateji ile yürütülecek gibi. Zaten Ekim ayı sonunda başlayacak süreç en az 6 ay sonunda sonuçlanacağı düşünülürse Erdoğan’ın seçim stratejisini az çok bugünden belli oldu, diyebiliriz.

MUHALEFETİN TEK SEÇENEĞİ ERDOĞAN’IN SEÇİM STRATEJİSİNE KARŞI TOPLUMSAL ÖFKEYİ, BARIŞ VE DEMOKRASİYLE BULUŞTURMAK

Muhalefet, Erdoğan’ın stratejisi karşısında ‘barış sürecine’  karşı çıkmakta ısrar ederse seçimlerde hezimete uğraması güçlü bir olasılık. Muhalefet, ‘barış sürecini’ görmezden gelerek yalnız yargı ve yoksulluk mağduriyeti ile sınırlarsa kendini, seçimlerde varlık göstermesi zayıf bir ihtimal. Böyle bir muhalefet, Erdoğan’ın 3. kez cumhurbaşkanlığı yolunu açmış olacaktır.

Oysaki muhalefetin, Erdoğan iktidarına karşı çok büyük bir avantajı var. Toplumsal öfke! Son 8 yıldır aşılamayan ekonomik kriz insanları aç bırakmış durumda. Bu toplumsal öfke öyle ‘seçim ekonomisiyle’ de dindirileceğini sanmam. Bunun üzerine; başta belediyeler, kadın örgütler ve LGBT gibi farklı toplumsal kimliklerim ‘yargı’ aracılığıyla baskılanmaları iktidara yönelik öfkeyi iyice doruğa çıkardı. Öfke kent yoksullarını da içine alan, kentli orta sınıfları ve yoksul köylüleri de kuşatmış gözüküyor. Erdoğan, muhalifler üzerinden toplumun bütün kesimini karşısına almış bir görüntü sergiliyor. Muhalefet, bu toplumsal öfkenin yanına ‘barış sürecini’ eklediğinde iktidarı gelme olasılığı oldukça güçlenmiş olacak.

‘Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’ devlet ve meclisin ‘barış sürecinin’ demokratikleşme ile kalıcı hale getirileceğini kabul etmişti. Raporun son maddesinin içeriği demokratikleşmeye ayrılmıştı. Muhalefetin yapması gereken, ‘çerçeve yasanın’ güvenlikçi içeriğini demokratik zeminde yasalar ve Kanun Üstünde Kararnamelerle siyasi ve demokratik alanda zenginleştirilmesi için mecliste baskı oluşturmak, yeni yasama döneminde oluşturulan komisyonların işletilmesi, Öcalan’ın statüsünün sağlanması ve süreci temel haklar ve özgürlüklerle taçlandırılmasına yönelik hamleler yapması beklenmeli. Bu Erdoğan’ı siyaseten sıkıştıracağı gibi Türkiye’nin ise, önünü açacaktır. Muhalefetin tek seçeneği Erdoğan’ın seçim stratejisine karşı toplumsal öfkeyi, barışı ve demokrasiyle buluşturmak olmalı. İktidarın seçim stratejisine karşı yakın markaj ancak böyle mümkündür. Velhasıl, muhalefet toplumsal öfkenin üzerine ‘barış sürecini’ Erdoğan ve Bahçeli’den daha ileri düzeyde savunursa iktidarın yenilgiden başka bir seçeneği kalmaz. İmamoğlu’na özgürlük isteyenler, Öcalan’a da özgürlük istemek zorunda. Sözün kısası şu; toplumsal öfkeyi, barış ve demokrasiyle buluşturanlara iktidar helâldir.  Şimdiden helâli hoş olsun onlara…

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE