Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

ÖCALAN, DEVLETE SAVAŞI BİTİRDİ BARIŞ İÇİN DEVLETE DEĞİL TÜRK VE KÜRT HALKINA GÜVENDİ

‘Terörsüz Türkiye’ süreci Devlet Bahçeli’nin Ekim 2024 mecliste gündeme getirmesiyle başladı. O günden bugüne epeyce yol kat edildi. Devlet, bu süreci güvenlik politikası temelinde ‘Terörsüz Türkiye’, diye adlandırdı ve kamuoyuna bu şekliyle sundu. Sanırım uzun bir süre de bu şekliyle gündemde tutulacağına benziyor. Buna önümüzdeki seçimleri de dâhil edebilirsiniz. Kürt tarafı, Öcalan ise, süreci politik çerçevede ‘Demokratik Cumhuriyet’ olarak tanımlıyor ve bu konuda da ısrarlı.

Devlet ile Öcalan, PKK’nin silah bırakması ve kendini feshetmesi konusunda anlaşmaya vardı. Daha sonra bu güvence meclise taşındı. ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ bu içerikte meclis çoğunluğunun desteğiyle çıktı. Açık söylemek gerekirse devlet ve Öcalan, ‘demokrasi’, ‘demokratikleşme’ konusunda uzlaşmadı. Aporetik gibi görülse de savaşın bitirilmesi temelinde bir ‘barış’ anlaşması sağlandı.

Öcalan açısından geri dönüşsüz bir kırılma yaşandığı söylenebilir. Nedeni, silahlı mücadeleyi teorik olarak mahkûm etmesi oldu. Böylelikle 40 yılı aşkın savaşan iki taraf savaştan vazgeçmiş oldu. PKK’nin feshi ve silah bırakmaya karşılık hem PKK dağ kadroların, hem cezaevinde tutulu siyasi mahkûmların ve sürgünde bulunanların siyaset yapmalarının önünün açılması talebi karşılanmış oldu. ‘Çerçeve yasa’ bunu sağlıyor.

Öcalan, devlette silahları bırakıyoruz ama siyaseti bırakmıyoruz, dedi. Polikromatik bir bakış açısına sahip olduğunu teslim etmek gerekir. Öcalan, süreci devrimci ataklardansa, fabiancı kaygılarla derinleştirmek ve kazanımlar elde etmeye öncelik verdiği söylenebilir. Marksist literatürde de reformlar için mücadelenin yeri oldukça güçlü. Sanırım bu dönemin koşullarının buna uygun olduğunu gözlemlemiş.

Sorunun güvenlikçi boyutunun dışında kalan ‘Demokratik Cumhuriyet’ kavramlaştırması siyasi mücadelenin bir güzergâhı olarak ilan edilmiş oldu. Dolaysıyla, ‘Kürt sorunu’ tanımı ve buna yönelik yasal hakları da öne çıkardı. Yaşanan süreci teorik düzlemde ‘Demokratik Cumhuriyetin’ yeniden inşası olarak tanımlamanın yanında Kürt halkını da bu sürecin kurucusu olarak ilan etti. Bu teorik çerçevenin, ‘barış süreci’ ile doğrudan ilişkisi kurulmadı. Mecliste çıkan ‘çerçeve yasa’ da buna yönelik değil. Bazıları, Öcalan’ın süreç kaşsındaki tavrı ‘teslimiyet’ olarak eleştirmesi, tastamam yalnız ‘çerçeve yasa’ içindeki maddelere bakarak çıkardıkları haksız bir yargıdan başka bir şey değil.

Oysa Öcalan, ne devlete güvendi, ne’de ‘teslim’ oldu.

Devletle savaşa son verme noktasında geri dönüşsüz bir mutabakat sağlandı. ‘Barış sürecinin’ demokratikleşmeye doğru yönelmesi konusundaysa devlete değil Kürt halkına güvenildi. Öcalan, ‘Kürt sorununun’ demokratik temelde dile getirilmesi ve çözülmesi için gerekli koşulların olgunlaştığını düşünerek bu kararı aldı. İçerde ve dışarda Kürt halkının yarattığı dinamiğe bakarak sürece ikna oldu. Devrimci yöntemler yerine tedrici ve reformist yollardan ‘barış sürecinin’ demokratikleşmenin önünü açmaya çalıştığı söylenebilir.

‘Çerçeve yasayla’ yaklaşık 5 bin dağ kadrosu, cezaevinden 4 bin tutuklu ve Avrupa’dan da 10 bini aşkın siyasi mültecinin Türkiye’ye gelerek siyasete aktif katılacağı bekleniyor. DEM Parti’sinin de toplumsal desteği ve meşruluğu hesaba katılırsa, süreç muazzam bir siyasi iklim yaratacağı açık. Böylesine güçlü ve dinamik bir siyasi iklim, ‘barış sürecinin’ motoru olacaktır.

Çünkü gerçek, kalıcı ve köklü ‘barış’ devletle değil halklar arasında gerçekleşir. Devlet ile yapılacak şey savaşın durulması hatta son verilmesiydi. Bugün yaşanan da bu. Asıl iş, halkların barışması ve Öcalan da Türk ve Kürt halklına, Kürt devrimcilerine, Türk demokratlarına ve sosyalistlerine güvenerek bu kararı aldı. Barışın, demokratikleşmenin yaslarla değil mücadeleyle sağlanacağının bilincinde olarak.

‘Barış ve yasalar’ mücadelenin sonucunda, halkların desteğiyle kazanılır. Türk ve Kürt devrimcilerin, siyasetçilerin görevi de ‘barışı’ demokratik alanda ısrarla savunmak olmalı.

En kıymetlisi ve kalıcı olanı da bu.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE