Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

‘100 YILLIK CUMHURİYETİ DEMOKRASİ İLE TAÇLANDIRACAĞIZ.’ İDİASI ÜZERİNE BİRKAÇ KELAM

Hangi parti lideri, hangi siyasi analist olursa olsun söze başlarken ‘100 yıllık cumhuriyeti demokratikleştirmek’ gerekliliğine vurgu yapar. Bu cümle hepimizin diline pelesenk oldu.

‘Demokrasinin’ eksik olduğunu sağır sultan biliyor, ‘demokrasinin’ de gerekli olduğuna inanılıyor. Ama neden 100 yıldır cumhuriyetimizde ‘demokrasi’ olmadığını sorgulayanımız birkaç araştırmacı aydınımızla sınırlı kalır.

Unutmadan sınıf perspektifi ile yaklaşan ama bir türlü Kemalimizle bağını koparamayan vülger Marksist aydın ve sosyalist marjinal örgütleri bir kenara koyarsak, ‘demokrasiyi’ doğrudan sınıf sorununa bağlamadan bir ‘kimlik ve yurttaştık’ temelinde gören Kürt aydınları ve siyaseti var.

Bu Kürtler olmasaydı, vallahi tallahi de işimiz gerçekten de yaştı.

İyi ki varlar ve bize ‘demokrasinin’ nasıl bir şey olduğunu ve neden 100 yıldır ikame edemediğimizi tüm yönleriyle anlatıyorlar. Tabii ki anlamak isteyenlere…

CHP ve CHP’den ayrılan Yeni Parti vekilleri de ‘demokrasi’ teranesini okumaktan kendilerini alıkoyamazlar. Cumhuriyet kadar eski bir parti olan CHP’ye sormak lazım, siz, 100 yıl boyunca ‘cumhuriyetten’ ve Atatürk inkılaplarından başka ne savundunuz.

Şimdi mi aklınıza geldi 100 yıllık cumhuriyeti ‘demokrasiyle’ taçlandırmak.

Ya sağ partiler.

‘Milli irade’ düsturunu hiç ama hiç ağızlarından düşürmediler.

Cumhuriyet, ‘milli iradeyle’ taşlandığında ne sağlanacaktı.

‘Milli irade’ her yerel ve genel seçimde gerçekleşen bir husus ama cumhuriyeti ‘demokrasiyle’ taçlandırmakta yetersiz kaldığı yadsınabilir mi?

AKP, 25 yıllık iktidar sürecinde referandum ve pek çok seçimle ‘milli irade’ meclise ve iktidara yansımadı mı, ‘demokrasi’ için hala yeterli olmadığı hâlâ algılanamıyor mu?

Yeterli olmadığı için, o istenen ‘demokrasi’ bir türlü sağlanamadığı için bugün herkes ‘demokrasi’ çığırtkanlığı yapıyor ve hiç ama hiç inandırıcı gelmiyor bana.

İktidara gelinceye dek ‘demokrasi’, ‘milli irade’ parlatılır, iktidarla birlikte ‘demokrasi’, ‘milli irade’ unutulur. Pesimist yorumlanmak istemem, ancak siyaset dünyasına bakınca ne yazık ki böyle bir duyguya ister istemez meylediyor insan.

Sonra biraz düşününce Kürt siyasetine bakıyorum ve inanın az da olsa nefes alabiliyorum.

90’lı yıllardan beri Kürt siyaseti demokratik alanda bağımsızlığını kazanıp bir parti olarak siyasi hayatımızda yer almalarından beri başlarına gelmeyen kalmadı. Bütün baskılara rağmen İnsan Hakları Derneğinin, onlarca sendikanın, bağımsız gazetelerin, yayınevlerinin, sanat ve edebiyat dergilerin kuruluşunda emek verdiler. Gazete binaları bombalandı. Muhabirleri ve gazetecileri sokakta infaz edildi, partileri defalarca kapatıldı, yine de geri adım atmadılar. Bugün Türkiye’nin 3. Partisi olacak kadar güçlendiler.

Kürt siyaseti 90’lı yıllardan beri silahlı mücadeleye paralel bir demokrasi ve kültür mücadelesi verdi. Silahlı mücadelenin gölgesinde Kürt siyaseti demokrasi mücadelesini vermeye çalışsa da, yalnızca Kürt sorunuyla hemhal anlaşılmasına neden oldu. Bazı kesimler tarafından Kürt siyaseti, Kürt milliyetçiliğiyle suçlandı.

Bugünlerde silahlara veda ediliyor. DEM Partisi,  Kürt sorununu ‘demokrasi’ talebini bir parçası olarak öne çıkarıyor. Bu haklı talep teorik bir niyetin dışında pratik ihtiyaçlara yanıt veren bir mesele. Çünkü saha böyle bir ihtiyacı doğurdu. Silahlı mücadele veren siyasi bir örgüt legal alanda var olmak istiyor.

Böyle bir ihtiyaç ancak sahada zuhur ederdi ve ona göre bir çözüm şekillenecekti, şekilleniyor.

Mecliste veya meclis dışında artık hiçbir partinin tek başına önemi kalmadı.

Neden bunu söylüyorum.

Çok belli değil mi, pratik teorinin önüne geçtiği için. Goethe'nin Faust'undan devraldığı deyişle, Lenin'in Nisan Tezleri'nde söylediği gibi: ‘Teori gridir, hayat ağacı ise yeşil.’ sözü sanırım tastamam bugünün Türkiye’sini yansıtıyor.

Sağından soluna hangi parti varsa, hemen hepsi ‘silahlı mücadelenin’ son bulmasıyla yeni dönemi tartışmaya başladı. Yeni sürece göre kendileriyle yüzleşiyorlar. Zorlansalar da kendilerini bu sürece adapte etmek zorundalar. Hayat böyle bir şey. Hayatın akışına karşı durmak imkânsızdır. Çünkü hayat gerçekliği çıplak şekilde yüzümüze çarpar. Gerçek gündemin ne olduğunu bize anımsatır.

Bütün partileri bir salona doldurun ve aylarca ‘demokrasi’ tarihini, felsefesini anlatın kimseyi ‘demokrat’ yapamadığınız gibi ‘demokrasinin’ anlamını da kavratamazsınız. Kavratsanız da ‘soyut’ bir ‘demokrasi’ fikriyatından öte gidemezsiniz. Acı ama böyle durumdayız.

Hayat iyi bir öğreticidir. Dolaysıyla Türkiye’de ‘demokrasi’ pratik yani somut adımlarla inşa edilecektir. Protestolarla, kitle gösterileriyle, kanunlarla, yasalarla, seçimlerle, referandumlarla ‘demokrasimiz’ yeşerecektir. Hiçbir parti programı veya propagandasının yapamayacağı şeyi hayat bize nasıl yapılacağını öğretecektir.

Hayat ‘Kürt sorununu’ dayattı. Bizim hayatımızın gerçekliği bu olduğunu sonunda herkes kavrayacak. Türkler ile Kürtler yalnız cumhuriyetin asli kurucuları olmayacak ‘demokrasinin ve kültürümüzün’ de asli kurucu unsuru olacaktır. Hayat bunu tüm gerçekliğiyle dayattı. Kaçacak hiçbir bahaneniz yok artık.

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE