Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

KORKMA TAHA AKYOL, SOSYALİST EKONOMİ VE STALİNCİ DEVRİM PEŞİNDE KİMSENİN KOŞTUĞU YOK

Önceki yazımızda* Öcalan’ın, demokrasinin yolu, ‘Silivri’den değil, İmralı’dan geçer’, derken Türkiye’nin demokrasi sorununda Kürtlerin nedenli belirleyici olduğunu vurgulamaya çalıştığını belirtmiştik. Özgür Özel’de ‘Ben demokrasinin yolunu cezaevlerinden değil; TBMM’den geçiririm.’ yanıtını vermişti. Bu söz düellosu 17 Ağustos’ta başladı bugüne sürdü. Karar Gazetesi yazarı müdavin gazeteci Taha Akyol da 26 Ağustos’ta köşe yazısına taşıdı.

Taha Akyol, yazısına bir uyarıyla başlar; DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan ile yapılan görüşmelerin değiştirildiğini ve itibar edilmemesi gerektiğini belirtir. Ardından da ‘Ne olursa olsun, ortada önemli bir soru var: İmralı süreci ülkede genel demokratikleşmeye katkı sağlar mı?’, diye yazısını sürdürür. Sonra yazısının alt başlığında büyük harflerle ‘ÖCALAN DEMOKRAT MI? yazar.

Taha Akyol, muhafazakâr ve milliyetçi kesimin bir gazetecisi. Uzun yıllardır kendisini yakından takip ederim. Sol ve sosyalizme sürekli düşmanca diş bileyen katıksız sağcı bir entelektüel.

ERKEN BİR TARTIŞMA: ÖCALAN’IN DEMOKRAT OLUP OLMADIĞI

Böyle bir dönemde Öcalan’ın demokrat olup olmadığını gündeme getirmek, benim açımdan ‘Öküzün altında buzağı aramak’ anlamına geldiğini söylemek isterim.

Öcalan, bir ‘demokrasi projesi’ önerdiği doğru, ‘demokratik toplum’ tamlamasıyla bunu kurumsal düzeyde de tanımlar. Taha Akyol, Öcalan’ın daha önce yazdığı yazılardan örnek vererek, ‘Kürdistan Demokratik Toplum Çağrısı/KCK’ metinleri, ‘Barış ve Toplum Çağrısı’ metnini ‘demokratik bulmadığı gibi ‘totaliter’ olarak mahkûm etmeye çalışır.

Taha Akyol, bununla da yetinmez, ‘demokrasinin’ temel kriterleri olarak kabul görünen ‘kuvvetler ayrılığının’ Öcalan’da; ‘halk adına ‘kuvvetler birliğine’ dönüştüğünü, bunu da ‘halk adına totaliter bir diktatörlük olacağını belirtir. Taha Akyol, düşüncesine referans verdiği ‘J.L. Talman’ın 1979 yayımlanan ‘The Origns of Talitarian Democracy’ kitap. Taha Akyol, bir yandan kendi düşüncelerini belli bir kalıp içine oturturken, diğer yandan Öcalan’ın ‘demokrasi’ referansını ‘Demokratik bilimsel sosyalizm’ dayandırdığını, bu anlayışının ‘reel sosyalizmle çöktüğünü’, dolaysıyla bugünün ‘demokrasi’ sorununa yanıt veremeyeceğini iddia etmekte.

Taha Akyol, eleştirilerini temellendirirken Marks’a başvurur. Marks’ın ekonomisinin ‘Metalaşma ve kâra dayalı ekonomiden, kullanım değerine ve paylaşıma dayalı komünal ekonomi..’ yi bugünün dünyasının piyasa ekonomisine ve demokrasiye karşı olduğunu söyleyerek, Öcalan bunları kabul edecek mi, diye yazısını sorar. Taha Akyol, belli ki, sosyalizm tarihinden uzak. Çünkü sosyalizm tarihi Marks, Engels’ten R. Lüksemburg’a, Lenin’den, Troçki, Stalin’den Mao’ya, Latin Amerika geleneğinden ve Avrupa Komünizme kadar geniş bir havzayı içerir. Nihayetinde temel olarak siyasi rejim meselesidir. ‘Nasıl bir demokrasi, kimin için demokrasi’ tartışmasıyla özetlenebilir.

Batı demokrasilerinde iki temel demokrasi anlayışı vardır, birincisi Başkanlık Sistemi, diğeri de parlamenter temsil demokrasiler, diye gruplaştırılabilir. Devasa bir bürokratik devlet aygıtın işleyişine ve ihtiyaçlarına karşılık Batı demokrasileri ‘dolaylı demokrasilerdir.’ Sınıf farkını ve çelişkisini ideolojik her türlü aygıtla örtmeye çalışan bir sistem. Kültürel ve dini endikasyonlarla sürdürülür. Halkın yönetime dolaylı katıldığı rejimler. İşçilerin, kent yoksullarının,  emekçilerin ve yoksul köylülerin nesne halinde önlerine konan egemen sınıfların partilerine oy verdiği ve 5 yılda yapılan seçimlere dayanır. Sosyalistlerin iddia ettiği ‘doğrudan demokrasiler’, seçilenlerin doğrudan halkın seçtiği ve istedikleri an görevden aldıkları bir halk denetimine açık demokrasilerdir. Sosyalistlerin, 1871 Paris Komünün ’den günümüze kadar tartışılan bir kavramıdır. Toplumsal değişimin öznesi kabul edilen çalışan sınıfların doğrudan katıldığı, yönettiği demokrasi anlayışını temel alır.

Örnek verecek olursak, Diyarbakır’da bir halk meclisi seçimi olsa, işyerlerinden, sendikalardan, meslek odalarından, sivil toplumun yapılarına, kooperatiflerden, mahalle örgütlenmelerine kadar halkın katıldığı meclisler oluşturulacak. Görevini eksik yapanlar görevlerinden alınacak, yerine yeni gönüllüler seçilecek. Bu şehir meclisi, valisini, kaymakamını belirleyecek. Halk meclis aracılığıyla şehrin kültürel, siyasi ve iktisadi yapısında doğrudan söz sahibi olacak. Bir tür âdemi merkeziyetçilik. Verdiğim yerel ‘demokrasi’ işleyişinin merkezi olarak, ülke çapında genişletilmesi de mümkün. Öcalan’ın ‘radikal demokrasi’ anlayışı bu. Genel olarak sosyalizm pratiğine de uzak değil.

Reel Sosyalizmde böyle bir demokrasinin başarısızlığının faturası ne Marks’, ne Lenin’e, ne Troçki’ye, ne’de Öcalan’a çıkarılması sosyalizm tarihi konusunda zır cahil olduğumuzu gösterir. Reel sosyalizm çöküşü, kapitalist dünya sistemi altında ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ ideolojisidir. ‘Sosyalizm’ iddiasıyla örgütlenmiş uluslar batı kapitalist sistemden farklılığı ‘sınıf’ çelişkisinin gizlenmesidir. Batı mülkiyet ilişkisi yerine bürokratik kastla yer değiştirilerek kapitalizmin bir başka biçimini yaratmıştır. Bu yeni bürokratik sınıf çalışan sınıfların üzerinde Batı kapitalist sistemlerde olduğu gibi yeni bir sınıf çelişkisi yaratmıştır. Kendi içinde analiz edildiğinde Marks’ın ‘emek-değer’ teorisi karşılık bulmadığı illüzyonunu yaratır. Oysa dünya emperyal-kapitalist sistem ile birlikte girdiği silahlanma ve iktisadi rekabetle Marks’ın söz ettiği ‘emek-değer’ teorisi ulusal ekonomiye sızar. Bu da batı kapitalist sistemlerde oluşan ekonomik krizi aynı şekilde yaşamasına neden olur. 1989’da reel sosyalist ülkelerin iktisadi çöküşü tipik bir kapitalist ekonomilerin çöküşünden farksız olmuştur. Marksizm’in temel aldığı tarihin özenesi olan işçi ve yoksul halk, devrimci tavrını göstererek sözde bu ‘sosyalist’ rejimleri yıkmıştır.

Taha Akyol’un söz ettiği totaliter ideoloji Stalin’e aittir. Sosyalizm tarihi Stalin’i, Marks ve Lenin’den bir sapma hatta karşı devrimci olarak ilan etmiştir. Taha Akyol, bu konuları tartışacağına ‘barış sürecinin’ pratik ihtiyaçları üzerine kafa yorsaydı daha hayırlı iş yapmış olacaktı. Tartışmayı aştığı için kendisine yanıt vermek zorunda kaldık.

Taha Akyol, Öcalan’ın ‘demokrat’ olup olmadığını sorun edeceğine, Öcalan neden DEVRİMCİ olduğuna beynini yorsun.

ÖCALAN’IN ‘DEMOKRATİK TOPLUM ÖNERİSİ' DEVRİMCİ DEMOKRASİ ÖNERİSİDİR

Taha Akyol, şunu bilmeli, Öcalan, sosyalizmden vazgeçmedi. Yalnız reel sosyalizmi tartışmıyor, kapitalist demokrasiyi de tartışıyor. Sorun ‘demokrasi mi sosyalizm mi’ tartışması değil. Öcalan, yalnız örgüt lideri değil, aynı zaman da çağın siyaset bilimine katkı sunmaya çalışan bir teorisyen. Dolaysıyla, ‘demokrasi’ söz konusu olduğunda bu kavramın adı değil, işlevi önem kazanıyor. Adı ne olursa olsun, belki de ilerde ‘demokrasi’ ve sosyalizm’ kavramları da kullanılmayacak, ama halkın çıkarını öne çıkaran başka bir yönetim biçimini tartışacağız ve yeni kavramlar üreteceğiz.

Öcalan, bugünün kapitalist sistem içinde halkın çıkarına devrimci veya radikal ‘demokrasiyi’ tartışıyor. Öcalan’ın da kafasında ‘Tek Ülkede Sosyalim’ veya ‘Tek Ülkede Demokrasi’ nin başarısının mümkün olmadığının bilincinde. Çünkü emperyalist-kapitalist sistemin örgütlenme biçimi, bir ülkede gerçek bir demokrasi ve sosyalizme olanak vermiyor. Reel sosyalizm deneyimi de bize bu sonucu verdi. Ancak ‘kötüye ve yanlışa dur!’, dememize de engel değil.

Öcalan, ‘demokratik toplum’ önerisinde, yerellerin, halkın doğrudan demokrasi sürecine katılmasının yöntemleri üzerine düşünüyor ve öneri sunuyor. Yani, Öcalan, dünyadan kopuk bir Kürdistan veya Türkiye düşünmüyor. Ortada da bir dünya devrimi yok. İşçi sınıfı ve köylüler kendi komitelerini yaratıp iktidar adayı da olmamışlar. Bolşeviklerin karşılaştığı gibi bir yandan burjuva meclis/Duma, diğer yandan işçi meclisleri/Sovyetler de yok. Ama bu, devrimin yolunu açmak, halkın bilinçlenmesini istemek, siyasete ve yönetime katılmasını sağlamamızın önünde de engel değil. Nasıl savaşı durdurabildiysek, kapitalizmin sınıf sömürüsünü de durdurabiliriz.

Öcalan, Taha Akyol gibi masa başında analiz eden bir gazeteci değil, 50 yıllık sahanın içinde mücadele veren bir beyin. Örgütlü bir entelektüel. Partisi ve kendisini destekleyen milyonlar var. Öcalan, bugün barış süreci için kollarını sıvadı, diye kafanızdaki gibi bir lider de olmayacak, Kürt siyaseti de sağ milliyetçi-liberal eğilime dönüşmeyecek. Öcalan, sosyalizm kaygısı taşıyan sosyalist bir devrimci. Dolaysıyla Öcalan, ulusal mücadelenin sınıf mücadelesine ve oradan dünya devrimine açılan bir ufku var. Bunu bir anda yapmak mümkün değil. Bugünün araçlarıyla emekçi halkın çıkarına ‘demokrasi’ mücadelesinin yükseltmenin peşinde. PKK, silah bıraktı, kendini de fes etti, ama başka bir isim altında legal siyasi mücadelesini sürdürecektir. ‘Barış süreci’, PKK’nin legal alanda devrimci mücadelesine engel değil. Öcalan, ‘barış sürecini’ yürütürken bunları da hesaba katıyordur. Çünkü o devrimci. Tarihsel koşulların ortaya çıkardığı halk önderi. Durum bu kadar basit. Tarihin akışına karşı kimse duramaz. Hele Taha Akyol asla durmaz! Dün meydanlara ip atanlar bugün barışalım, diyor, demek zorunda. Çünkü tarih böyle güçlü akar üzerinize. Set koyamazsınız.

İMRALI, SİLİVRİ İKİLEMİNDE SIKIŞAN TAHA AKYOL

Taha Akyol, eğer Kürdistan’a veya Türkiye’ye sosyalizm gelecekse bunu Öcalan değil, Kürt ve Türk işçi sınıfı yapacak. Marks, gerçek devrimci güç işçi sınıfıdır ve sosyalizm ancak işçisi sınıfının eseri olacaktır, der. Öcalan’da bunun farkında. Son söz olarak Öcalan’ı ne Taha Akyol gibi milliyetçi entelektüellere, ‘ne’de başkalarına yedirtiriz. Gerçi Öcalan’ın bize de ihtiyacı yok. Tek başına ordu. 30 yıldır İmralı’da tutsak tutuldu, ama savunduğu fikirleri ve mücadelesini tartışıyoruz. Ortadoğu’nun en büyük devletinin meclisinde yasalar çıkarıyoruz. Tarih böyle bir şey Taha Akyol Efendi.  

Dünya devrimi gerçekleşinceye dek, hem Kürdistan’da, hem de Türkiye’de sosyalist veya komün ekonomisi olmaz. Koca Rusya’da Stalin, sosyalizmi değil Bürokratik Devlet Kapitalizmi inşa etmişti.

Şu bilinmeli, dünya devrimi gelinceye dek de yerimizde oturmayacağız, Öcalan’ın yaptığı gibi mücadele edeceğiz. Küçük, büyük kazanımlarla halkı politikleştirecek, siyasetin özenesi yapmaya çalışacağız.

Taha Akyol’un kavraması gereken bu. Sosyalist ekonomi geliyor, diye tedirgin olmasına gerek yok. Taha Akyol’un savunduğu patronlar da şimdilik rahat nefes alabilirler.

Korkma Taha Akyol, sosyalist ekonomi ve Stalinci bir devrim peşinde değiliz. Akan kanın durmasından, barıştan yanayız.

Halkın özgürlüğü ve insanca yaşamasının peşindeyiz. En azından savaşı nasıl durdurduysak, kötülüğe dur, demenin peşindeyiz.

 

*: https://www.marmarayerelhaber.com/mehmet-akay/109540-‘demokrasi-olmadan-baris-olmaz’-diyenler-savas-ve-demokrasi-karsitlaridir

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE