Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
‘DEMOKRASİ OLMADAN BARIŞ OLMAZ’ DİYENLER SAVAŞ VE DEMOKRASİ KARŞITLARIDIR
Sonunda ‘çerçeve yasa’ cumhurbaşkanlığı tarafından onandı ve yürürlüğe girdi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürt sorununun yasal tanınma sürecinin ilk adımını böylelikle atılmış oldu. Tarihi ve geri dönüşsüz bir adım.
Beklenildiği gibi kıyamet de koptu.
Neymiş, Erdoğan yeniden seçilmek için Öcalan ile anlaştı. Yakında yeni anayasa gündeme gelecek ve ardından ‘ulus’ yani ‘Türklük’ kimliği rafa kaldırılacak, cumhuriyet elden gidecek, belki de Türkiye bölünecek. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın istediği yerine getirilecek.
Bu tip histerik nöbetlere Kemalist, ulusalcı ve milliyetçi kaygılar neden oluyor. Tarihsel olarak bu kaygılar gericidirler, gereksizdirler ve bizi ileri değil geriye çeker.
Fazla uzatmadan işin özüne gelelim.
‘Terörsüz Türkiye’, Türk egemen sınıfının yani devleti elinde bulunduran sınıfın ortaya attığı bir proje. Devletin terörden vazgeçip, sorunu hukuksal ve kültürel düzeyde görme hamlesidir. Önce PKK ile silahsızlanma, ardından siyasallaşma, entegrasyon ve demokratikleşme adımları peyderpey gelecektir. Bu konuda Suriye örnek görülebilir. Sürecin aksamaması, ileriyle doğru taşınması da muhalefetin sorumluluğunda. Seküler, demokrat, sol ve sosyalistler bu sürecin demokrasi tarafının güçlendirilmesi için en sıkı takipçileri olmalıdır.
‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ KAVRAMI KÜRTLERE DEĞİL İKTİDARA AİT
Kürtler bu ‘Terörsüz Türkiye’ kavramını en başından beri kabul etmedi.
AKP ve MHP, ‘Terörsüz Türkiye’, demekte ısrar ederken Kürt tarafı süreci ‘Kürt sorunu’ olarak ortaya koydu. Kürt tarafı, iki yıldır yürütülen ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini ‘barış süreci’ olarak kabul etti ve öyle yürüttü. Yani ortada bir ‘terör’ varsa onu ‘devlet terörü’ olarak gördü. Kürtler, süreci; devletin ‘teröre’ son verip Kürtlerle anlaşmak için harekete geçtiğini iddia etti. Dolaysıyla sürecin sürekli adı değişti.
Başka türlü nasıl mesafe alınırdı ki…
Önce ‘Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ adını aldı, ardından ve alt komisyonlar barış ve kardeşliği vurgulayacak komisyonlar kuruldu, kurulması da sürecek. Öcalan ‘Silahsızlanma ve Siyasallaşma Komisyonu’ başkanı olarak resmen sürecin yasal koordinasyonunu yürütecek. Dolaysıyla ‘Terörsüz Türkiye’ kavramı ortadan kalkmış oldu. Artık ne ‘terörden’, ne’de ‘teröristten’ söz edilecek ve söz edilmesine de izin verilmeyecek ortama hızla ilerliyoruz.
Bütün bunlar kimin sayesinden gerçekleşti?
Silivri’de Ekrem İmamoğlu mu, sokakta afili takılan Özgür Özel sayesinde mi, medyada sabahtan akşama kadar süreci sabote etmeye çalışan Deniz Zeybek gibi ulusalcılar sayesinde mi oldu, HAYIR! Bizzat Öcalan’ın sıkı pazarlığı ve Kürt siyasetinin, DEM Partinin 50 yıllık mücadelesi, iradesi ve ısrarıyla oldu.
Bunu göremeyecek kadar kör olmak art niyetlilikten başka bir amaç taşımaz.
NE PENTAGON NE MOSSAD, NE’DE LONDRA, BARIŞ KÜRTLERİN TIRNAKLARIYLA VERDİĞİ MÜCADELENİN KAZANIMIDIR
Erdoğan ve Bahçeli, Pentagon’un, Londra’nın dediğini yaptığı için mi, MOSSAD’dan çekindiği için mi Kürtlerle barış süreci başladı.
Beyler, beyzadeler, Kemalistler, ulusalcılar bu memleketin son 50 yılında yaşamadınız mı, bu memlekette olup bitenleri görmediniz mi? Aynı musluktan su içmedik mi, aynı toprağa ayak basmadık mı, aynı havayı solumadık mı, yoksa siz başka bir gezen de mi yaşıyordunuz, soruyorum size!
Kaç iktidar devrildi, kaç faili meçhul gerçekleşti, kaç darbe ve darbe girişimi oldu, yüzbinlerce insan ölmedi mi, demokrasinin ‘d’sine hasret kalmadınız mı, 12 Eylül anayasasıyla hâlâ yaşamıyor muyuz, son elli yılda Türk lirasının değersizliğine, enflasyon maliyetine hiç mi bakmayı düşünmedik. Millet yoksullukla başa çıkmaya çalışıyor, sınıfsal uçurum hızla açılmakta, kentlerin varoşlarında işsiz ve yoksul insanlar canhıraş hayata tutunmaya çalışıyor. ‘5’li çete’ doyurulduğu için mi, bütün bu garip durum yaşanıyor… Türkiye’nin bütçesine bakın; rüşvete, yolsuzluğa, ‘5’li çeteye’ aktarılan para Kürt isyanın bastırmak için bütçeden güvenliğe, silahlanmaya ayrılan payın yanında devede kulak YAHU!
Sizin bu aymazlığınız ne demeli! Sizler Urla, Yalıkavak, Türkbükü, Marmaris, Kemer, Asos, Bodrum’da villalarınızda keyif çatarken, mavi sularda dünyayı umursamadan kulaç atarken, şezlongda kokteyllerinizi içerek serinlemeye çalışırken insanlar açlıkla, geçim derdiyle boğuşmakta. Böyle bir yıkım, böylesine sınıfsal ayrışım savaşla yaşanır ve biz onu yaşadık, yaşıyoruz. Şimdiye değin savaşta ısrar eden taraflar bu meseleyi çözelim, diyor.
Pentagon, bu anlamsız savaşın anlamsızlığını kulağınıza fısıldamıştır belki, ama bizzat onun emri ile harekete geçilmedi. Devletin artık savaşı yürütecek takati kalmadığı için süreç başladı. Bunu görün artık! Bölgesel savaşlar ve yeni jeopolitik kaygılar da süreci hızlanmasında etkisi kuşkusuz olmuştur, ama küçük bir etki. ABD ve İsrail, İran’a saldırmasaydı, Hürmüz savaşı olmasaydı bugün yaşadığımız ‘barış süreci’ belki birkaç yıla sarkabilirdi, o kadar. Bu sorun iki yüzyıllık, gecikmiş bir sorundu zaten. Kürtler çok iyi örgütlendiği için, tırnaklarıyla mücadele ettikleri için bu süreci yaşıyoruz.
DÜN KÜRTLERİ YALNIZ BIRAKANLAR BUGÜN DE YALNIZ BIRAKMA ÇABASINDALAR
Kürtler, 50 yıllık siyasi ve silahlı mücadelede yalnız bırakılmıştır. Türk solu, sosyalistleri, demokratları yalnız bırakmışlardır. Halen de yalnız bırakıyorlar. Çünkü kuramsal açıdan Kürt hareketinin meşruluğunu göremiyorlar. Kürt halkının kültürel, kimliksel gerçekliğini görmekle yetiniyorlar. Oysa Kürtler yalnız kimlik olarak tanınmanın ötesinde bu memleketin, cumhuriyetin ilk yıllarından beri kurucu unsuru ve bunu kavranmıyor veya görmezden geliniyor. Siz Kuvâ-yi Milliye ile övünürken, onlar da Kuvâ-yi Milliye Kürt Milisleri ve Kürdistan Tali Cemiyeti(Kürt Teali Cemiyeti) ile övünürler. Kürtler, 1921 Anayasasını (Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu) içindeki hakları ve referansıyla yeni bir Anayasa istiyor. Kemalizm, ulusalcılık, egemen sınıfın solcusu olma durumu, solcusunu sosyalistini böyle gerçekleri görememe hastalığının içine savurmuştur. Bu nedenle Türk solu ve sosyalistleri nerede açık tutum alacaklarına emin olamıyorlar.
Biraz zaman alacak ama yeni anayasa da Kürtlerin kurucu unsuru olarak kabul edilmesi muhtemeldir. Anadilde eğitim hakkı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Kayyımların kaldırılması ilk elden yapılacaklalar. Gerçek demokratlar, sosyalistler bunun mücadelesini diğer sınıfsal sorunlarla birleştirerek sürdüreceklerdir. Çünkü Kürt sorunu sınıf sorununun bir parçasıdır, demokrasi ve sosyalizm sorunudur. Kürt ve Türk işçi sınıfının ortak sorunudur. İşçi sınıfı yalnız fabrika bacasının tütüp tütmemesiyle ilgilenmez, aynı zaman da kimlikleriyle, ulusal, kültürel sorunlarıyla da ilgilenirler.
BEYLER! KENDİNİZE GELİN! SAVAŞI BİTİREN ‘BARIŞ SÜRECİNİ’ YAŞIYORUZ ‘DEMOKRASİ’ BAYRAMI YAPMIYORUZ
Beyler, beyzadeler, ‘barış süreci’ yaşıyoruz ‘demokrasi’ bayramı yapmıyoruz. Saçma sapan kurguların esiri olmayın. Silahlı iki güç, silahlı mücadeleye, ‘teröre ve şiddete’ son verdi ve iki tarafta bunun pazarlığını yani karşılıklı tavizler vererek barış yapmak istiyor. Silahın ve merminin dışında da mücadele etmek mümkün ve bugün kamuoyuna açık yapılan budur. Daha ne istiyoruz, İstanbul, Ankara, İzmir işçi sınıfını, halkını barış ve demokrasi için sokağa dökmek ne Öcalan’ın, ne Erdoğan’ın, ne’de Bahçeli’nin sorunu değil bizim sorunumuz.
Karşımızda sosyalist bir iktidar yok ki demokrasiyi barışa önceleyelim.
Süreç başladı, diye her şeyi bir anda çözülmüyor. Sosyalistler veya demokratlar iktidarda olsaydı ‘demokrasi ve Kürt sorunu’ konusundaki tüm beklentiler bir an da gerçekleşirdi. Muhafazakâr ve milliyetçi bir iktidar var karşımız da, doğal olarak süreç parça parça ilerleyecektir. Kontrolsüz bir barış Erdoğan ve Bahçeli’yi yerinden edecektir. Buna izin vermeden süreci yönetmek istiyorlar. ‘Barış sürecinin’ demokrasi ayağı eksik, diyenler, bu eksikliğin farkındaysak bunun için mücadele edelim de sürece bir katkımız olsun. Çorbada tuzumuz olsun. Ama sürecin karşında tutum alarak olmaz. Süreci ileri çekerek olur. Öcalan’ın işret ettiği gibi, ‘demokrasi Silivri’den değil İmralı’dan geçeceği’ söylemine kulak vermeli. Öcalan, İmralı’yı işaret ederken Kürt halkının temel haklarından söz ediyor. Tabi ırkçılıktan, Kemalizm’den, ulusalcılıktan birazcık hakikat hissiyatı kalmışsa konuyu anlamakta zorlanmayız.
ONLARIN BARIŞI İKTİDARLARINI SÜRDÜRMEK İÇİN BİZİM BARIŞIMIZ DEMOKRASİ VE KARDEŞLİK İÇİN
Erdoğan ve Bahçeli, süreci temsil ettikleri egemen sınıfın ihtiyacına göre hareket edeceklerdir. Zaten yapmak istedikleri bu. Çabaları bu. Çünkü her şey de nasıl sınıfsal bir farklılık var ‘barış sürecinde’ de sınıfsal farklılık vardır. Bunu en iyi gören sosyalistlerdir. Ama sosyalistler nerede, kimin arkasına diziliyorlar. Dün CHP’nin arakasındaydılar, bugün ne dediği belli olmayan Özgür Özel’in Yeni Partisi’nde. Neyse bu konuya önümüzdeki dönem de daha çok konuşacağız.
‘Barış sürecine’ dönersek;
Bahçeli’nin, Ortadoğu’da güçlü bir Türkiye bize lazım ısrarı boşuna değil. Başkanlık sisteminin iyice kurumsallaşması ve otoriter bir rejim haline gelmesi ‘Cumhur İttifakı’ için elzem. Türk egemen sınıfı bölgesinde güç olmak, pastadan pay almanın peşinde. Barış olduğunda ilk işleri, Kürtlerle savaşmak için bütçeden ayrılan payın halka değil de kendi egemen sınıflara aktarmanın peşinde olduklarını bilmiyor muyuz? Onlar, kendi iktidarlarının sürdürmek, muhafaza etmek için ‘barış yoluna’ girdiler. Bu onların gerçekliği. Ortadoğu’da, Kürtleri kazanmadan bölgede belirleyici aktör olmalarının şansları olmadığını da kavramışlar.
Ama bir başka gerçeklik daha var.
Kürt ve Türk halkının gerçekliği.
‘Barış süreci’ Türkiye’yi demokrasiye zorlayacaktır, zorluyor da, ayrıca bölgesinde halkların barış ve kardeşliğini pekiştirecektir. Demokratik bir rejimi inşa etmek ve demokratik, özgürlükçü anayasayla süreci taçlandırmak, bizim gerçekliğimiz bu. Bunun için sürecin yanındayız ve ileri çekmeye çalışıyoruz. Dolaysıyla süreci desteklemek, Öcalan’ın, Kürt halkının yanında olmak ve ileri çekmek tek gerçekliktir. Böyle bir süreç demokrasinin ve sınıf mücadelesinin önünü açar. Kürt tarafı, Erdoğan ve Bahçeli’nin inşa ettiği otoriter rejime karşı daha çok demokrasi talebiyle mücadele ediyor. Demokratikleşmeden söz eden taraf İmralı.
Ya siz beyler, beyzadeler, Kemalist ve ulusalcı kalemşorlar kimin önünü açmak istiyorsunuz, ‘Cumhur İttifakının’ mı demokrasinin mi, bir kez daha düşünün, derim. ‘Demokrasi olmadan barış olmaz’ zırvasını dillendirenler, barışa, demokratikleşmeye karşı olduklarını açık etmek istemeyenlerdir ve tarihte de öyle anılacaklardır.