Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

MUHAFAZAKÂRLAR VE KEMALİSTLERİN DEMOKRASİYE, KÜRTLERİN BARIŞA İHTİYACI VAR

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Türkiye’de politik mücadele üç ana gövde üzerinden şekilleniyor. Muhafazakârlar, Kemalistler ve Kürtler. Bu üç ana gövde Türkiye’nin siyasal, iktisadi yapısını belirliyor. Uzun süredir bu siyasal çekişme en çok demokrasiye zarar veriyor. Rövanşist mücadele demokrasinin temel ilkelerinin göz ardı edilmesine neden olmuştur. Nasıl Kürtlerle savaş kimseye yaramadı, muhafazakârlar ile Kemalistlerin kuralsız mücadelesi de demokrasiye yaramadı. Kürtlerde ‘barış’ nasıl temel dayanaksa, Kemalistler ile muhafazakârlarda da ‘demokrasi’ temel dayanaktır. Demokrasi zeminde buluşabilirler, barışabilirler. Sol ve demokrasi güçleri de eskiden olduğu gibi ‘demokrasi ve barış’ mücadelesi veren tarafta konumlanması beklenir. İktidara karşı CHP ile birlikte ittifak yapmaya şüpheyle yaklaşan sol ve sosyalist güçler, Yeni Parti ile ittifak yapmaları daha da kolaylaşmıştır. CHP’den ayrılan YENİ PARTİ, Kemalist olmasına karşın ittifak yapma koşullarına daha uygun gözükmektedir.

KEMALİSTLER İLE MUHAFAZAKÂRLARIN ÇEKİŞMESİNDE KAYBEDEN DEMOKRASİ OLDU

2018 yılından bu yana muhafazakârların ikame ettiği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (Başkanlık Sistemi) siyasi ve iktisadi açıdan tıkanmış durumda. Yaklaşık 8 yıldır süren ekonomik krizden çıkış ihtimali yok gibi. Ve gün geçtikçe Erdoğan rejimi yargı aracılığıyla otoriterliği pekişiyor. Ayrıca Erdoğan, hemen her yolu denedi ama sonuç aldığı söylenemez ve inandırıcılığını da yitirmiş gözüküyor. Buna karşın Kemalistler, CHP aracılığıyla ana muhalefet haline geldi ve AKP’nin önüne geçti. Erdoğan, bu tablodan hoşnut olmadı ve ‘tek otorite’ olma meramını kalıcı hale getirmek istiyor. Çünkü yaklaşık 30 yıldır Kemalistlerle muhafazakârlar arasında sert bir politik çekişme var. Bunun sonucunda yargı partizan hale geliyor, demokratik tüm işleyiş iğdiş edilip, keyfi ve tek kişinin otoritesine bağlı ucube bir sistem toplumu zapturapt altına alıyor. Olan demokrasiye ve demokratik tahammüllere oluyor. Demokrasinin en temel kuralı olan yasama, yargı ve yürütme işlevsizleşiyor. Yargı siyasetin istismar alanını olarak öne çıkıyor.

ERDOĞAN’IN HİÇ BİTMEYEN KİNİ VE KORKUSU: KEMALİSTLER

Erdoğan, iktidarı Kemalistlere kaptırdığında yeknesak olacağı endişesi içinde. Dolaysıyla uzun bir süredir CHP ve belediyelerin hedef alınması boşuna değildi. Bu sert ve yasaların çiğnendiği mücadelenin sonuncunda demokrasi askıya alındı ve Kemalistlerin kalesi CHP ikiye bölündü.
Erdoğan’ın karşısında artık iki CHP var. Bir yanda butlancı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP, diğer yanda CHP’den daha güçlü bir şekilde ortaya çıkan YENİ PARTİ. İki parti de Kemalist aidiyetlerini koruyor. Biri devlet ve statüko yanlısı diğeri ise halka, sokağa açılmış ve dolaysıyla ‘demokrasinin’ farkına varmış. Ne Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si, ne’de Özgür Özel YENİ PARTİ'si Kemalist ideolojiden kopmamıştır. İki partinin kök ideolojilerinden uzaklaşmadan günlük ihtiyaçlar üzerinden iktidar mücadelesini farklı stratejilerle yürüteceklerdir. Yani iki Kemalist yapı, muhafazakârların korkulu rüyası olmayı sürdüreceklerdir. Özgür Özel ne kadar Erdoğan’a diş biliyorsa Kemal Kılıçdaroğlu’da o kadar Erdoğan’a diş biliyordur.

Yani Erdoğan’ın da, Kemalistlerden ve demokrasi güçlerinden kini ve korkusu sönmeyecektir. Bu kin ve korkunun tarihsel, ideolojik kökleri olduğunu kimse inkâr etmiyor. Bilinen bir gerçek. Erdoğan’ın, Kemalistlere karşı duyduğu kin ve korku ‘demokrasiye’ karşı tutumunu da belirliyor. Bir bakıyorsunuz ‘demokrat’ bir Erdoğan, bir bakıyorsunuz ‘despotik’ bir Erdoğan veya ‘barışa’ destek veren, ‘barışa’ karşı olan Erdoğan ortaya çıkıyor.  

Artık Erdoğan’ın elinde yeni bir hikâye kalmadı. ‘Barış sürecinin’ başarısı bu hikâyenin parçası olmaktan da uzak. Çünkü süreçte Devlet Bahçeli çok daha öne çıkmış durumda. Yani süreç Devlet Bahçeli’nin hanesine çoktan yazılmış. Erdoğan, bu konuda geç kaldığı söylenebilir. Bundan sonra dört elle de sarılsa dahi politik getirisi tahmin edildiği kadar olmayacaktır.

ERDOĞAN’IN ELİNDE KALAN TEK AVANTAJI ABD VE AVRUPA’NIN DESTEĞİ

Birkaç ay önce ABD'li diplomat Tom Barrack, Ortadoğu'da tutunabilen tek yönetimlerin güçlü liderlikler ve monarşik yapılar olduğunu öne sürmüştü. Türkiye’de de, Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak gördüğünü basına açıklamıştı. Erdoğan, iktidarını sürdürme konusunda ısrar eder ve demokratikleşme konusunda adım atmazsa, kurduğu otoriter rejim daha da otoriter hale gelir. Eğer bu olasılık gerçekleşirse yeni bir Erdoğan büyük bir yıkıma yol açar.

Küresel jeopolitik dengeler ve merkez ülkelerin bölgesel hesapları göz önüne alınırsa, Erdoğan, Ortadoğu ve Körfez’de ABD önderliğinde oluşacak yeni jeopolitik yapılanmada yayılmacı politikaları kolaylıkla benimser. Osmanlıcılık hülyası Erdoğan’da çok güçlü. Erdoğan çekinmeden Ukrayna ve İran savaşında aktif tutum alır. Türkiye, Ankara’da yapılan NATO toplantısına ev sahipliyi yaparak bu güvenceyi vermişti zaten. Emperyalizm için demokratik rejimler değil otoriter rejimler ve otoriter liderler çok daha kullanışlıdır.

ABD’nin 2003’de istediği Irak tezkeresi diğer adıyla 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi savaşı durduracak güçlü bir meclis de yok. Çünkü meclisten çok daha güçlü Erdoğan var, başkanlık sistemi var. Tüm yetkiler elinde toplanmış. Dolaysıyla Trump’ın, Erdoğan seviciliği yalnız insani durumdan kaynaklanmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Böyle bir dönem yaşanırsa Türkiye büyük yıkım yaşadığı gibi asla bir daha ayağa kalkamayacak acizliğe düşer.

ERDOĞAN’IN YOLU BELLİ BİZİM DE YOLUMUZ BELLİ

Erdoğan, 2028’de yeniden seçilip otoritesini perçinlemek ve Kemalistleri iktidardan uzak tutmak tek amacı. Bu oyun bozulabilir, bozacak güçte Kemalistler, Kürtler ve demokrasi güçleri. Bunun için ortak bir payda oluşturulmalı. ‘Demokrasi ve barış’ bulaşma zemini olabilir. Kürtlerin kararlı mücadelesi bütün merkez partilerin milliyetçilik algısını bozdu. Eski milliyetçiliği artık kimse savunmuyor. ‘Barış süreciyle’ de yalnız Kürtlerle barış yapılmayacak, aynı zaman da muhafazakârlar ile Kemalistlerin de rövanşist savaşına son verip barışmasına da olanak sağlayacaktır. Bunun için ‘demokrasi’ mutlaka ama mutlaka temel koşul olarak belirlenmelidir. Hepimiz birbirimizin rakibi de olsa birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Kimse kimsenin düşmanı değil. Gerçekten de ‘demokrasi’ en öğretici rejim. Kimsenin ‘demokrasiyi’ iktidar çıkarı için askıya alma hakkı yoktur ve buna izin verilmeyecek şekilde anayasal güvence sağlanmalıdır.

Erdoğan, bu şekilde iktidarını 2028’e taşıması çok zor. Bir yanda Kürtlere vaat edilen ‘çerçeve yasa’ ve demokratikleşme, diğer yandan demokratikleşmenin yaratacağı iktidarı kaybetme korkusu. Yukarı tükürsem bıyık aşağı tükürsem sakal misali

Erdoğan, seçim öncesi YENİ PARTİ ’nin baskısıyla parlamenter rejime geçmeye razı gelebilir. Hazır ‘mutlak butlan’ aracığıyla kontrol edilebilen bir CHP olduğuna göre parlamenter sisteme dönmekten çekinmeyebilir. Veya anayasa değişikliğine ikna edilebilir. Her halükarda seçim demek, başkanlık sisteminden vazgeçmek anlamına gelecek. Bu Erdoğan için bir taviz olacak. Bunu yapar mı, göze alır mı, bilemem. Gelişen dengelere bağlı.

‘ÇERÇEVE YASA HEM BARIŞIN HEM DE DEMOKRASİNİN KAPISINI ARALAYACAKTIR

Kürtlerle ‘barış’, muhafazakârlar ile Kemalistlerin keskin savaşına da son verecektir. ‘Çerçeve yasayla’ atılacak birkaç küçük demokratik adım Erdoğan üzerinde büyük bir baskı oluşturulabilir. YENİ PARTİ ’yi de bu sürece dâhil edersek Erdoğan iyice köşeye sıkışacaktır. Bir yandan Kürtler, diğer yandan YENİ PARTİ baskıyı artırırsa Erdoğan geri adım atabilir. Bunun için ‘çerçeve yasayı’ Yeni Parti mutlaka desteklemesi gerekirdi. O zaman Erdoğan demokratik tahammüllere yüzünü dönebilir. Ve Türkiye yeni bir baharı karşılayabilir. Bunun için ortak payda ‘barış ve demokrasi’ olmalı. Demokrasiye; Erdoğan, Kemalistler, Kürtler ve 84 milyonun elzemi olduğu umarım kavranır. ‘Barış’ olacak, diye kimse ‘demokrasiden’ vazgeçmez. Demokrasi güçleri ve sol, sosyalist muhalefet de bu zeminde taraf olup, mücadelenin parçası olmalı. ‘Barışın’ demokrasiye ihtiyacı var, demokrasinin de ‘barışa’.

‘Çerçeve Yasa’ meclise geldi ve yasa  teklifine AKP, MHP, DEM, CHP, Yeni Yol ve HÜDAPAR imza attı. Toplam 360 milletvekili imza atmış oldu. Yeni Parti Başkanı  Özgür Özel imza atmayacağını açıkladı. Önünüzdeki pazartesi Yasa meclise açık oylamaya sunulacak. Eğer Özgür Özel, yasaya karşı durursa Yeni Parti siyaseten ölü doğmuş olacaktır. Sisteme karşı öfkeyi örgütleyen YENİ PARTİ kendi ayağına kurşun sıkmış olacaktır. Yani Kemalistler, Kürtlerle arasına mesafe koymuş, mufazakârlarla hasımlıklarını sürdürecekler anlamına gelecek. Bunun siyasete hiçbir hayrı olmayacaktır.

Küçük adımlar büyük değişimlerin başlangıcı olabilir. ‘Çerçeve Yasa’ hem barışın, hem de demokrasinin kapısını aralayacaktır. Bundan sonra Türkiye’nin geri adım atması mümkün değil. YENİ PARTİ bu sürecin dışında kalması istenmeyen bir durum olsa da, Yeni Parti’siz de süreç ilerliyecektir. Kazanan ‘barış süreci’ olurken kaybeden yasaya imza vermeyen YENİ PARTİ, ırkçı İYİ PARTİ, yasaya karşı referandum talep eden YENİDEN REFAH PARTİSİ, meclis dışı ırkçı ZAFER PARTİSİ, ANAHTAR PARTİSİ olacaktır.

Herkese şimdiden hayırlı olsun, derim.
Herkese kalben selam ve minnetle…

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE