Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

TÜRK SİYASETİNDE DEĞİŞEN MİLLİYETÇİLİK:

Bildim bileli bu memlekette milliyetçilik her daim prim yapmıştır. Yüzyıllık cumhuriyet pratiğinde çok farklı milliyetçiliğe tanık olduk. Bütün siyasal, ideolojik referanslar; gerek liberalizm, gerek cumhuriyetçilik, gerek milli görüş, gerek Kemalizm, gerek sosyalizm milliyetçiliğin çeşitli biçimleriyle iç içe olmuştur. Ulusçuluk, yurtseverlik, milletçilik, sağın ve solun, sekülerlerin, muhafazakârların ve laiklerin vazgeçemediği siyasal dayanak halinde kabul görmüştür. Şüphesiz ki bunun tarihsel, küresel ve yerel toplumsal gerekçeleri söz konusu.

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı asker ve entelenjensiyası üzerinden kurulmasının yanında emperyalist işgale karşı yeni bir ulus-devletin inşasının ortak payda olarak kabul edilmesiyle doğrudan lakası var. Dolaysıyla ‘anti-emperyalist’ söylem dünün ve bugünün siyasi saikler tarafında dile pelesenk olmuştur. Cumhuriyetin kuruluşunu emperyalizm ile çatışarak mı, yoksa uzlaşarak mı kurulduğu tarihçilerin dışında tartışılmasının artık bir önemi kalmadı. Ortada öyle de böyle de uluslararası yasal siyasal meşruluk kazanmış bir ulus devlet vücut bulmuştur.

Son on yıl içinde cumhuriyet ve Atatürkçülük milliyetçiliği ulusal ethos’a haline gelmiştir. Bu aynı zaman da depolitizasyon olarak da kabul edilmelidir. Çünkü toplumsal kimlik, sınıfsal aidiyet meselelerinin üzerini örten bir şey. Bugünün Türkiye’sinde ‘milliyetçilik’ aydınlanma ideolojisine yakın bir duyarlılıkta. Ama farklı dinamiklere sahip. Her ne kadar ulusal kimlik anayasal düzeyde bir ırka atıf yapılarak tanımlansa da pratik anlamda aşılmış durumda.

Bu sürece gelinmesinde en önemli paydaş Kürt siyasetinin görünürlüğüyle doğrudan alakalı. Hemen her düzeyde örgütlü oluşu ve mücadele azmi bunu sağlamıştır. Klasik Kemalist ırkçı anlayış ilk kırılmayı Kürt siyaseti karşısında yaşadı. İkinci kırılma İslamcı muhafazakâr siyasetin toplumsal görünürlüğü ve meşruluğuyla gerçekleşti. Bunda da en büyük pay Necmettin Erbakan ve AKP olmuştur. İslamcı muhafazakârların sistemle bütünleşmesi, AKP’nin çeyrek asır iktidarı esnemiş milliyetçilikle kontağını perçinlemiştir. Üçüncü kırılma da MHP’nin milliyetçi algısının değişimi. Bunda da en büyük rol alan Devlet Bahçeli olmuştur. Devlet Bahçeli’nin bugün yaşanan ‘barış masasının’ kurulmasında ki nüfuzu ideolojik referansların aşınmasına neden olmuştur. Türkiye’de milliyetçilik referans aldığı ideolojik kodları aşındırmış durumda.

Son olarak CHP’ye değinmek isterim. CHP’den ayrılan Yeni Parti de tastamam bu sürecin tezahürü olarak karşımıza çıkmakta.  Hacı Bayram Veli Camii’nde cuma namazı kılınması, daha sonra Birinci Meclis’e yürünmesi ve son olarak da Lozan Barış Antlaşması’nın 103. Yıldönümünde kurulması, 1930’lar ortalarında Kemalist doktrin ile şekillenen CHP’sinden farklı bir görünüm sunma çabası olarak görülmeli. Her ne kadar yargı müdahalesiyle CHP’nin bölünmesi ilişkilendirilmeye çalışılsa da son on yılda merkezde değişen milliyetçilik atmoseferin de etkisi olduğu söylenebilir.

Siyasi hayata dâhil olan Yeni Parti sosyolojik olarak sahillerde yaşayan seküler kesim ve kentli orta sınıf sosyolojisine yaslanmakta. Politik bir süreç içinde şekillenmesi ideolojik bir perspektife sahip olmadığı tezi eksik kalıyor. Yayımlanan parti programına bakınca demokrasiye, yargının bağımsızlığına, temsili demokrasiye ve Avrupa Yerel Yönetimler müktesebatına bağlılık merkeze yakın ama bugün Türkiye’sinin de politik tıkanıklığına yanıt verir niteliktedir. Avrupa Birliği perspektifi parti programında önemli bir köşe taşı olarak kabul edilmiş. Geleneksel CHP’nin ideolojik kodlarının aşıldığını söylemem mümkün. Daha liberal, özgürlükçü ve sivil bir eşiği bize imlemekte. Bugün Türkiye’sinin ihtiyaçlarına yanıt verir şekilde olduğunu kabul edilmeli. Yeni Parti, ortaya koyduğu programla farklı sosyal kesimlerle de kontak kurabilecek potansiyele sahip.

İktidar ve muhalefetiyle ortaklaşan milliyetçi dalga her ne kadar geleneksel milliyetçilikten faklı olsa da kendi içinde de homojen olmadığı açık. AKP ve MHP yeni milliyetçiliğin içinde daha güvenlikçi anlayış hassasiyetle ayrışır. Ulusal güvenlik, militarist söylem ve politikalar bu algıyı destekler. Yeni Parti ise, daha yumuşak bir kanat üzerinden politik alanda yer kaplamaya çalışacak gibi. Türkiye’deki politik mücadelenin bu eksende yürütüleceğini söylemek istemiyorum, yine de önemli ve kullanılabilecek politik argümanlar içerir. Kürt siyasetini ve ‘barış sürecini’ işin içine katarsak ‘demokrasi, demokratikleşme’ politik mücadelenin ana unsuru olarak önümüzdeki dönemde belirleyici olacaktır. Kim daha ‘demokrasi’, ‘demokratikleşme’ ve ‘barışı’ gündemine alırsa toplumsal mücadelenin belirleyici unsuru olacaktır. Yeni Parti, ilk sınavını Kürt soruna dönük meclise gelecek olan ve gün geçtikçe zenginleşecek yasalar karşısındaki tutumu olacaktır. Sözü bir dilekle bitireyim, Yeni Parti eğer farklı sosyal yapılarla bağ kurmak istiyorsa tez elden ‘Sosyalist Enternasyonal’ başvursun.

 

 

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE