Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
SİLAH BIRAKMAYA ÇALIŞAN LATİN AMERİKA MAFYA ÖRGÜTÜ DEĞİL SİLAHLI MÜCADELE VEREN SİYASİ BİR PARTİ
PKK’den söz ediyorum, Partiya Karkerên Kurdistan Türkçesi Kürdistan İşçi Partisi. İki kutuplu dünyanın politik gerilimi içinde doğmuş bir parti. İdeolojik olarak sosyalizmi benimsemiş, partinin adı da bu nedenden dolayı ‘işçi’ vurgusu yapılmış. Türkiye’nin temel sorunlarından biri olan Kürt soruna öncelik vererek politik mücadelesini bugüne değin taşımış.
PKK, pek çok Kürt partisinden biri. 1978 yılında kuruldu, ilk silahlı eylemini 1984 ve 41 yıl sonra 20025 Mayıs ayında sembolik düzeyde bir kongre toplayarak silah bıraktığını açıkladı. Kürt partilerin arasından sıyrılıp kitleselleşmesi, demokratik mücadele alanlarının kapalı olmasından dolayı silahlı mücadeleyi temel almasında yatar. Partinin bu stratejisi, Kürt halkının ve bölgenin desteğini kazanmasına ve Türk devleti tarafından muhatap alınmasını sağladı.
Bugün devlet, PKK ve önderi Öcalan ile ‘barış müzakeresi’ yapmakta.
Daha önceki yıllarda da ‘barış masası’ kurulmuştu. Ancak belli nedenlerden dolayı çatışmalı ortama dönülmüştü. Nihayet son bir buçuk yıldır geri dönülemez bir yörüngeye oturmuş bir ‘barış ve müzakere’ süreci yaşıyoruz. İki tarafta sıkı bir müzakere yürütmekte. Türkiye iç dinamiklerinin durumu ve bölgesel konjonktür sürecin yavaş ilerlemesine neden olsa da, iki taraf çok kararlı gözüküyor.
Epeyce yol alınmışa benziyor. Son iki haftadır ‘çerçeve veya kök yasa’ için İmralı Ankara arasında yoğun bir trafik yaşandı. Süreci mecliste Meclis Başkanı Numan Kurtuluş ve DEM Partisi yürütüyor. Hazırlanan ‘çerçeve yasa’ iktidar partileri tarafından tartışıldı. Önümüzdeki haftalarda meclise gelecek. En uzak tarih Eylül ayı, en yakın meclis tatile gireceği son haftayı işaret ediliyor.
Konuşulan ‘çerçeve yasa’ PKK’li kadroların Türkiye’ye sorunsuz dönerek siyaset yapmalarının önü açılacağı söyleniyor. Eğer süreç sorunsuz sonuçlanırsa PKK fiilen feshedilecek. Üzerinde tartışılan ve mutabakat sağlanan ‘çerçeve yasa’ Kürt sorunuyla alakası olmadığı açık. Yüksek ihtimalle PKK kadrolarına ve diasporada bulunan yasaklı siyasetçilere dönük.
Süreç kriminal bir görünüm sunmakta. Sanki karşımızda Latin Amerika mafya örgütü var. Silah bırakıp herkes evine dönünce mesele bitecekmiş gibi hava estiriliyor. Bir de siyaset yapmak istiyorlarsa buna da olanak sağlanacakmış. Sanki sorun yalnızca silahlı PKK’liler imiş.
Anlaşılmayan veya anlatamadığımız şey, PKK bir neden değil, bir sonuç. Osmanlı ve cumhuriyetin uzun yıllardır görmezden geldiği bir Kürt sorunu var. Kürt halkının dili, kültürü ve siyaseti yok sayılmış. İsyanlar olmuş ve devlet kanla bastırmış.
PKK, devlet şiddetine karşı son isyan hareketi olarak kendini tanımlamış ve bugün buralara gelmiş. Yani PKK, Kürt sorununu yaratmamış, Kürt sorunu PKK’yi yarattı. Bugün yaslar çıkar, Öcalan’a özgürlük ve statü verilir, PKK’liler evlerine dönerler, ama Kürt sorunu çözülmezse başka PKK çıkar ve çatışmalı ortam geri gelir. Dolaysıyla sözü eğip bükmeye gerek yok. PKK için yasalar çıksın çıkmasına da Kürt sorunun çözülmesi için de anayasa değişiklikleri üzerinde de tartışma başlasın artık.
Aklıma ilk gelen Anayasanın 42. Maddesi ‘Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz.’, bir diğeri de Anayasa'nın 66. maddesi Türk vatandaşlığını düzenler. ‘Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.’ ibaresi. Bu maddeler Kürt varlığını yadsıyan içerikte. Daha pek çok böyle ayıklanması gereken Anayasa maddeleri var.
Lütfen süreci artık kriminal yani güvenlik düzeyinden çıkarıp adam gibi tartışalım.
Sorunun adı Kürt sorunu, PKK değil. Artık yaramazlık ve sağırlık dönemi bitti, herkes birbirini dinlemeli. Öcalan ve PKK, sorunun muhatabı ama sorunun kendisi değil. Sorunu öğrenmenin ve birlikte düşünüp çözüm üretecek tek adresi onlar. Kürt sorunu aynı zamanda Türklerin sorunudur. Kürtlere demokrasi ve özgürlükler verilirse Türkler de özgürleşir, demokratik ve özgürlükçü bir ortamda yaşamamız sağlanır. Meclise gelecek olan ‘çerçeve yasa’ veya ‘kök yasa’ kısa sürede genişletilmelidir. Kriminal düzeyden demokrasi problemi olarak görülmeli ve Türkiye’nin demokratikleşme perspektifi merkeze alınmalıdır. Sürecin toplumsallaşması, kamuoyu desteği ancak demokratikleşmeyle sağlanır. Bunun güvencesi sınırlı yas değişikliğiyle değil genişletilmiş anayasal güvenceyle sağlanır.
Türkiye’de demokrasinin kapısı ancak koşulsuz ‘BARIŞ’ ve ‘demokratikleşme’ anahtarıyla açılır.