Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

BATI DÜNYASININ TESLİM ALDIĞI İNSANINIMIZ

Aydınlanma, modernleşme, derken endüstriyel batı kapitalizm bütün dünyayı yalnız teknolojik, askeri ve iktisadi üstünlükle kendine tabi kılmadı. Bu süreci kültür endüstrisiyle ürettiği rıza dayanan bir postmedeniyetle sağladı. Artık batı, aydınlanma geleneğinin hümanizm başta olmak üzere hemen hemen bütün değerlerini bir kenara koydu. Modernleşmenin kanonik toplumsal değerlerini inkâr etti. İnsan merkezcilikten meta ve pazar fetişizmini tahkim etmiş durumda. Bugünün batı dünyasını en açık yansımasını ABD Başkanı Trump’un Beyaz Saray’ın bahçesinde düzenlediği kafes döğüşünden farksız bir barbarlık sahnesine döndü. Batı artık ilerici bütün iddialarını yitirmiş barbar bir medeniyet dönüştü. Arzuların, bireyselliğin ve rekabetin en önemli değer olarak kabul edildiği bir ahlak anlayışla insan yeniden icat edildi. Bizden istenen de böyle bir insan tipolojisi. 

ENDÜSTRİYEL TOPLUMUN ‘İCAT’ ETTİĞİ YENİ ‘İNSAN’

Endüstriyel toplum sanayi üretimini aşan, üretim ve tüketim sürecinde yer alan her sekmenin profesyonel bir alana dönüştüğü toplumdur. Bilim, teknoloji, silah sanayi, sağlık, spor ve sanat kendi başına bir endüstri haline gelmiştir. Kentler yeniden bu iş bölümü üzerine inşa edilmekte. Uluslararası kara, deniz, havacılık, haberleşme gibi altyapılar inşa edilmekte. Modern savaş tekniklerinden neredeyse vazgeçilmiş durumda. Cephe ve kara savaşları yerine uzay teknolojisi ikame ediliyor. Hammadde içerikleri ve tedarik zincirleri de buna göre şekilleniyor.

Bu barbarlık çağının yeni insanı tüketim kültür alışkanlıklarıyla şekillenir. Ekonomiler sürekli tüketimi teşvik ederek sermaye birikimini hızlandırır. Bu pazar kültürü, çeşitli piyar yöntemleriyle yalnız bireysel tüketim alışkanlıklarımız belirlemez, aynı zamanda insan iliklilerini de belirler. Medya, moda ve sanat bu tüketim ideolojisiyle kendini sürekli üretir. Çağın ‘bireyci’ ideolojisi kisvesi altında ‘bencillik’ zihinlere kazınır. Dostluklar kalıcı kurulamaz, yüzeysel ilişkilerle, bencil çıkarlarla yetinilir. Özel diye bildiğimiz değerler sıradanlaşır, bayağılaştırılır. İnsan yeniden icat edilmiş olur. Batı’nın Aydınlanma döneminde hümanizmi temel alarak ‘icat’ ettiği ‘insan’ artık yok, tüketim kültürüyle inşa edilmiş arzu kölesi ‘insan’ ‘icat’ edildi. Çevre ülke insanı da bu sürecin parçası haline geldi. Farklı kimlik ve inançlar bu çağın kültür vebasına karşı herhangi bir savunu geliştirememekte.

BİREYSEL ÖZGÜRLÜKTEN ‘ARZU KÖLELİĞİNE’ 

Örneğin cinsellik gibi özel bir duygu eylemi çarpıtılmış ‘cinsel özgürlük’ retoriğiyle yalnız haz’a indirgenerek ‘el sıkışmak’ gibi normalleştirilir. Akıl-duygu bedenden ayrılır. İnsanlar bir yandan aşk yaşarken diğer yandan bedenleriyle başka insanlarla rahat ve kaygı duymadan ilişki kurarlar. Aldatma duygu hukukundan çıkar ‘kaçıngan bağımlılığa’ dönüştürülür. Bunu da psikoloji bilimi kullanılarak ‘hasatlık’ hali dışına itilir. Bazıları da, özelikle az çok okuryazar veya belli bir statü kazanmış kesimde ‘üst ahlak’ gibi normlarla kendilerine meşru bir eylem olarak gösterilir.  

Bozulma pazardan toplumun bütün toplumsal yapılara sirayet eder. Sonunda insanın ‘değer’ olarak taşıdığı hafıza iğdiş edilir. Aşk, dostluk gibi en temel değerler sanat alanında kalır. Gündelik hayatta yer bulamaz. Modern birey ‘özgürlüğünü’ gönüllü arzu köleliğine bırakır. Kapitalizmin yarattığı bu ‘insan’ tipi yalnız kendini bozmaz bulunduğu her yapıyı da kendine göre biçimlendirir. Kurumlar tarihsel hafızasını yitirir ve asli işlevlerinden uzaklaşır.

EMEĞİN SÖMÜRMESİNDEN İNSANIN İĞDİŞ EDİLMESİ

 Kapitalizm yalnız emeğin sömürülmesiyle açıklamak artık yeterli değil. Biriktirilmiş olan kültürü ve insani değeri de yok eder. Bireysellik adı altında bencillik her yerde hâkim kılınır. Bireysellik bencilliğin kamuflesi, personası olarak kullanılır. İnsan bu çağda olduğu gibi hiç bu denli heder olmamıştı. Modern zamanlar arzu merkezli çağları yarattı, insanlar arzu merkezli aptalca ve içi boş yaşamlara ikna edildi. Değerler hiçe sayıldı. Sosyal medyayla aydınlanma çağının düsturu olarak bilinen ‘yaratıcılık’ taklide ve gösteriye dönüştü. Yeni insan dışarda sürekli onay arayan ve bununla yetinmek zorunda kaldı. ‘Öz değer’ yerine metaların değeri belirleyici oldu. İnsan veya birey desteklenen değil denetlenen varlık olarak görüldü. Aydınlanma ideolojisi insanı ‘özne’ olarak görürken çağımızda denetlenen ve şekillenen, icat edilebilen bir ‘nesneye’ dönüştürüldü.

Asıl soru şu, insan yeniden mi icat edildi, yoksa Nietzsche’ye atıfla sonsuza dek öldürdük mü?

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE