Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
NATO’cular DEFOLUP GİTTİLER YİNE BİZ BİZE KALDIK O ZAMAN BARIŞ MASASINA DÖNELİM
İki günlük NATO toplantısı nihayet bitti. Bir kâbus gibi gelip geçti. NATO’ya karşı olan biri olarak böyle bir toplantıya memleketimin ev sahipliği yapmasından ayrıca hicap duydum. Neyse herkes sonunda inine defolup gitti. Elimde sopa kovalayamadan gittiler ya ona yanarım. İş böyle olunca yeni bir NATO konsepti ve perspektifini oluşturdular. ABD öncülüğünde yeni bir silahlanma, enerji koridorlarının güvenliği ve jeopolitik yeni bölgeler üzerinde anlaşmış oldukları görülüyor. Özellikle İran ve Ortadoğu yalnız ABD, İsrail öncülüğünde şekillenmeyecek NATO ülkeleri de bundan sonra aktif rol alacağı neredeyse belli oldu. Trump, NATO’yu İran savaşı karşısında Ankara’da örgütlemeyi ısrarla sürdürdü. NATO’ya katılan ülke başkanlarının ‘kulağını çekti’, diyebiliriz. O kadar ileri gitti ki zirve yapılırken İran’a saldırı emrini verdi. Trump, Ortadoğu ve Hürmüz Boğazında daha uzun bir süre kalacağını böylelikle duyurmuş oldu. NATO’nun ‘dünya barışı’ makyajı Trump’ın salvolarıyla döküldü. Trump, kendi ağzıyla NATO’nun Atlantik İttifakı’nın bir savaş örgütü olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Trump, mitolojide ‘en zalim savaş prensi’ denildiğinde akla gelen ilk figür, Yunan mitolojisindeki kan dökücü savaş tanrısı Ares’ten farklı değildi. Diğerleri de Trump’ın havarileri…
NATO ZİRVESİNDE SAVAŞ VE SİLAH KONUŞULDU
Savaş örgütü savaşı ve silahı konuşur. Trump da buna paralel uyarılarda bulundu. Avrupa başta olmak üzere Türkiye’ye silah sanayinin uluslararası entegrasyonu önerdi. Silah sanayisinin en karlı iş olduğuna milleti ikna etmeye çalıştı. Kendi silah şirketlerine ortak olunmasını, sermayemizi sağlığa, eğitime, hakla değil de silah sanayisine yatırmamızı istedi. Sanırım açıktan denemse de herkesin kulağına kamu kaynaklarını silah sanayisine aktarılması, bunu yaparken de fazla demokrasi tavizi verilmeden işin sıkı tutulması önerisinde bulundu. Zaten dünyada ve bizde demokrasi hayranı olmayan hükümetler iş başında. Anlayacağınız dünyada esen hava tastamam Trump’ın Amerika’sı gibi. Diğer yandan NATO güney kanadın güçlendirilmesinde Türkiye’nin önemini vurguladı veya Türkiye ne denli NATO için önemli bir devlet olduğunu uzun uzun anlattı.
Dikkatimi çeken en önemli şey; NATO’yu protesto eden bir avuç sol ve sosyalistin dışında, medyasından meclisine, hükümetinden cumhurbaşkanına bu kadar NATO seviciliği beni gerçekten şaşırttı. Bizim sarı Amerikalı, zır deli Trump’ın bu kadar sevildiğini inanın aklımdan geçirmedim. Erdoğan ile Trump’ın birbirine bu denli hayranlıkları acaba birbirlerine çok benzemelerinden mi bilemedim doğrusu. Bizim NATO ve Trump hayranlarına koca bir YUH! dedikten sonra ‘NATO’cular bir kenara biz bir kenara’ diyerek asıl meseleye geçelim.
NATO’ya SIRTINI DAYAYIP OSMANCILIK VE ENVERCİLİK HAYALİNİ KURANLAR TÜRKİYE BÜYÜK BEDEL ÖDETİRLER
Süreci 40 yıldır gözlemleyen biri olarak, Türkiye’nin ABD ve NATO ile anlaşıp Kürtlere savaş açacağı fikrini ileri sürenlerin bu kadar konuyu basit algılanmasına gerçekten üzüldüm. Çünkü Kürt hareketinin gücünün farkında olan, savaşın iki tarafı nedenli yorduğunun anlaşılmadığını gösteriyordu. Savaşın bir çözüm olmadığı çoktan kavranmış olması gerekir. Evet, Türkiye NATO ve ABD’den belli sözler almış olabilir. NATO’nun güney kanadının gücü olarak kuşkusuz çeşitli vaatlerde de bulunmuştur. Nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti kendi jeopolitiğinde hegemonya kurmaya çalışan emperyal eğilimli bir devlet. Karadeniz, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu’da söz hakkı almaya çalıştığını bilmeyen bir şey değil. NATO’ya sırtını dayayıp Osmanlıcılık veya Envercilik hayalini kurgulayan devletin içinde darbeci kanat her daim olmuştur. Bugün de kendilerine doğacak fırsatı beklediklerinden kuşkum yok. Devletin içinde bir kanat bu tip hayaller kurabilir, ama böyle bir hamle Türkiye’nin felaketi olur.
NATO ZIRVALIĞINDAN DAHA ÖNEMLİ VE ACİL BEKLEYEN İŞİMİZ VAR
Unutulmaması gereken şey, NATO’cular defolup inlerine giderler ve yine biz bize kalırız. Kalacağız da, kaldık da. Bu bizim kaderimiz, bahtımız. İster beğenin, ister beğenmeyin. Türkiye’de 40 milyon, Suriye’de 5 milyon, Irak’ta 10 milyon, İran’da 30 milyon Kürt yaşadığını anımsayalım lütfen. Hatay’dan Hakkâri’ye, Van’dan Şam’a ve Bağdat’ta, Hakkâri’den bir çizgi çizin Hürmüz Boğazına kadar inin. Hürmüz Boğazının yarısı Kürtlerin. Bu bölgelerde Kürtler sürekli mücadele eden ve savaşan bir halk. Yaklaşık 1 milyon tam teçhizatlı Kürt gerillası ve peşmerge bulunmakta. Tankı, tüfeği, füzesi, dronu, helikopteri olan koca bir ordu kurmuş bir halk var. Devleti yok ama Kürdistan’ı ve ordusu var. Nasıl Türkiye çağ atlıyor Kürtler ’de çağ atlıyor. Sözün kısası Osmanlıcı ve Enverci hayaller kurmamak gerekir. İçinden çıkamayacağınız işlere bulaşmayın. Keyfiniz kaçar, benden söylemesi.
İnanın biz bizi çok iyi tanırız. İslam medeniyetini birlikte inşa ettik. Selçuk, Osmanlıyı birlikte kurduk. Kelek yesek de mili mücadelede Kürt Teali Cemiyetiyle Modern Türkiye’nin kuruluşunda yer aldık. Bin yıllı aşan dostluğumuz ve kardeşliğimiz var. Dağı, taşı ve toprağı birlikte öptük. Bu acı ve hüzünlü hatıraları unutmamalıyız, unutturmamalıyız.
O zaman saçma sapan hayallere değil gerçeğe dönelim. Bir an önce ‘barış masasının’ gereği için ilk adımı atalım. ‘Kök veya çerçeve yasa’ yavaş yavaş meclis gündemine gelsin. ‘Umut Hakkı’ hayata geçirilsin, Öcalan’a statü ve itibarı teslim edilsin. PKK’lilere de ovaya inip silahsız siyaset yapma güvencesi verilsin. Demirtaş serbest bırakılsın. Çok iş bizi bekliyor. Bundan sonra anadilde eğitin ve eşit yurttaşlık hakkı var. Kürtlerin kurucu unsur olduğunu bağıtlayan yeni anayasa var, var da var…
NATO ZIRVALIĞINDAN DAHA MÜHİM MESELE VAR MEMLEKETTE!
Önümüzdeki baharda Kürtlerle ‘barışıp’ çözüm mü üreteceğiz, yoksa Erdoğan, muhalefeti felç eden ve ‘Tek Otorite’ sanısına kaptıran Mehmet Uçum, Hakan Fidan, Akın Gürlek ve Doğu Perinçek gibilerine uymayı sürdürüp Osmanlıcı ve Enverci hayallerle memleketin kanlı bir askeri darbeye sürüklenmesine mi tanık olacağız.
Böyle bir askeri darbe önce Erdoğan’ı ezer ve Erdoğan’a öfke besleyen milyonlardan alkış toplar ardından da ‘demokrasi’ lafazanlığıyla yeni bir baskı oluşturur. Dışarda kalan muhalefette susturulur. Bu yetmez memleketi Ortadoğu’da yüzyıl sürecek savaşa sürükler. Bedeli çok ama çok ağır olur.
Herkes aklını başına alsın!