Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
TÜRKİYE’DE 'AKIŞKAN MODERNİTENİN' SEMTOMLARI
Bugün size günlük siyasal analizlerin 'tek düzeyliğinin' dışına çıkıp, çok sevdiğim Zygmunt Bauman'ın teorik referanslarıyla Türkiye toplumunun nabzını tutmaya çalışacağım. Gerçi her yazımızın görünmeyen arka planında büyülü ya siyaset bilimci, ya düşünür, ya da bir sosyolog her daim vardır. Sabrınıza sığınarak, bu yazıyı teorik arka planı deşifre ederek yazmak istedim.
Zygmunt Bauman, çağına arkeolojik gözle baktığında 'postmodernite', 'geç modernite', 'yüksek modernite' ve 'ileri modernite' gibi olguların iç içe nasılsın geçtiğini ve silikleştiğini 'postmodern' durumun kanıtı olarak sunar. 'Akışkan moderniteyle' her şeyin sürekli değiştiği, belirsizliğin norm haline geldiği ve kalıcı yapıların ortadan kalktığı günümüz toplumsal düzene göndermede bulunur. Geleneğin, kurumların ve insan ilişkilerinin 'katı' formlarını kaybederek akışkan ve geçici bir hal aldığı tespitinde bulunur. Onun yaptığı, yaşadığı çağının bir tür eleştirel okumasıdır.
Türkiye toplumu Zygmunt Bauman üzerinden okumaya çalışırsak 'akışkan moderniteyle' nedenli örtüştüğünü görürüz. Olumlu, olumsuz toplumsal, siyasal semptomların ardı ardına yaşandığına, sosyal yapıların ‘akışkanlığına’ ve geçirgenliğine tanık oluruz. 90'lı yıllardan bu yana hızlı kentleşme sosyolojik, siyasi ve kurumsal kırılmalara tanık olduk. Darbeler, siyasi kutuplaşmalar, Gezi Olayları, Kürt silahlı mücadelesi, 'başörtüsü' gibi pek çok kültürel ve siyasal gerilimler. Bugün Türkiye siyasetinin belirsizliği de 'akışkan' toplumun bir semptomu. CHP'nin, yargının ve diğer kurumsal yapıların temsiliyet ve meşruluk krizi yeni Türkiye'nin siyaset sancıları olarak görülmeli.
Zygmunt Bauman'ın 'akışkanlık' teorisini olumsuz getirilerinden söze devam edersek; belirsizlik, yüzeysellik, kültürel dejenerasyon gibi semptomlar en küçük toplum yapısı 'aile' başta olmak üzere toplumun geneline sirayet ettiği de bir gerçek. Ancak kültürel hayatta artık arkaik referanslardan ziyade insanların bireysel ‘deneyimi’ öne çıkmış ve her kültürel ve siyasal karşılaşmada bu bireysel tutumla tavır almakta. Son 5 yılda siyasal tercihini de bu temelde yapmaktadır. Kimlik, özgürlükler ve iktisadi gerekçeler bu tercihlerin temel kriterleri haline geldi.
Dolaysıyla bugünün Türkiye’sine formel açıdan bakıldığında yapısal-iktisadi ve siyasi sorunlarla debelenip yerinde saydığı söylenebilir. Oysa ‘biçime’ değil ‘içeriğe’ odaklanıldığında, bu olumsuz tabloyu olumlu okumak mümkün. Bardağın dolu tarafına bakmayı önereceğim. Hızlı kentleşme olumsuz bedeller yaratığını inkâr etmiyorum, ama Zygmunt Bauman'ın olumsuz olarak gördüğü 'akışkan' durumu olumlu yorumlandığında (Hermeneutik), umutlu bir tabloyu ortaya çıkardığını söylemek mümkün.
Öncelikle kentleşmeyle birlikte kültürel habituslar önce kentlerin çeperlerine yerleşseler de, bu 'katı' yapılar esnemek zorunda kaldılar. Sosyal akışkanlık 'ayrık topluluklar' arasında geçişi uç noktaya taşıdı. Bu sürecin siyasal yansımaları iki şekilde oldu. İlki 2000’li yılların ortasında 'başörtüsü' sorunu aşıldı. İkincisi 'Kürt silahlı kalkışması' legal alanla entegrasyonu sağlandı. Bugün bu nedenle silahlar bırakıldı ve 'barışı' konuşmaya başladık. CHP’nin ‘katı’ ideolojik kalıplarına karşılık ‘6’lı masa’ ittifakı ve 2024 Yerel Seçimlerinde birinci parti olması bu ‘akışkanlığın’ getirdiği bir durumdu. Bu siyasi ve kültürel geçirgenlik önümüzdeki dönem de süreceği gözükmekte.
Türkiye toplumu olumlu yönde köklü bir değişime hazır olduğunu söyleyebiliriz. 'Başörtüsü' sorunu çözülmüş, Kürt sorunu konusunda da çözüme çok yakınız. Kimlik sorunu başlığı altında biriken tüm sorunlar sosyolojik açıdan aşılmış durumda. Bunun farkına varan 'Türkiye yeni yüzyılını' demokrasiyle taçlandıracaktır. Bakalım böyle bir özne ve irade hangi taraftan gelecek. Sivil Toplum Kurumlarından mı, yoksa mevcut siyasi partilerden mi gelecek. Şahsen ben ‘sivil itaatsizlikle’ sürecin yaşanmasını isterim. DEM Partisi böyle bir sürecin öncüsü olabilir. CHP’den büyük bir ihtimalle ayrılacak olan ‘Özgür Özel’in önünde de böyle bir seçenek var, ancak bunu yapabilecek ideolojik formasyona ve siyaset deneyime sahip değil. Özgür Özel ve çevresi, DEM Partisi ile organik bir bağ kurabilirse siyasi hayatımıza yeni bir soluk getirilebilir. DEM Partisi görmezden gelinirse CHP’den ayrılacak kanadın başarı şansı çok ama çok azalır.