Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

BARIŞA KÜRTLER HAZIR YA TÜRKLER

Bugün muhalefete bakıldığında iç açıcı bir politik ortam olduğunu söylemek büyük bir yanılgı. Muhalefetin en solundan, en sağına milliyetçiliğe koşulsuz revan oldukları görülür. Bu durum yalnız muhalefetin ideolojik kodlarından kaynaklanmıyor, 40 yıllık savaşın ortaya koyduğu milliyetçi hamasetin de payı oldukça fazla.

Kendini sol ve sosyalist cephede gören Erkan Baş'ın, DEM Partisine dönük ‘Ana dili Kürtçe olan bir adayda ortaklaşmayabiliriz’ sözlerin her ne kadar daha sonra maksadını aşan bir açıklama olduğunu söylese de ‘milliyetçiliğin’ bilinçaltı dünyamıza ne denli sirayet ettiği gösterir. Şimdilik bunu bir kenara koyalım.

GÜVENLİK GERKÇELERİ NEDEN ÖNCELİKLİ

‘Terörsüz Türkiye’ ilk Devlet Bahçeli gündeme getirmişti. Demokrasiye duyulan ihtiyaçtan dolayı değil ‘güvenlik’ gerekçesiyle kamuoyuna sunulmuştu. Radikal bir çıkış olmasına rağmen ‘güvenlik’ gerekçesinin ilerisine geçmeyen bir ‘barış’ çağrısıydı. Bu durum Erdoğan ve AKP için de geçerliydi.

CHP’nin de, ‘barış masasına’ yaklaşımı zımnen, zorunlu bir bakışı içerir. Meclis Komisyonuna üye vermesi, hazırlanan rapora katkı sunması sürecin yanında açık bir tutum içinde olmamıştır. Bu Kemal Kılıçdaorğlu ve Özgür Özel ekibi içinde geçerli. Çoğunluk muhalefet de sürece ‘güvenlikçi’ kaygılarla yaklaşıyor. Diğer küçük partileri anmaya gerek yok, DEVA, Saadet ve Gelecek Partisi dışında topyekûn ‘barış sürecine’ karşılar.

BÖLGESEL VE YERELLEŞEN ‘BARIŞ SÜRECİ’

Erdoğan ve Bahçeli’nin, ‘barış sürecine’ yaklaşımı ‘güvenlikçi’ sınırlarla yürütüldüğü sürece; ‘barış’ birleştirici olmaktan uzaklaşıp ‘ayrıştırıcı’ bir algıyı öne çıkaracaktır. Süreci ‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü’ içeriğinden uzak bir bölgesel çözüm iradesinden başka bir amaç taşımayacaktır. Ayrı bir ulusun, ayrı topraklardaki problemin aşılmasıyla sınırlı kalacaktır.

Öcalan’ın ‘umut hakkı’ askı da, meclisin oluşturduğu ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ raporu da askıda, henüz meclise sunulmadı. PKK’lilere dönük yasa hazırlıkları ve Öcalan’ın ‘kök yasa’ önerisi de uygulamaya konması eli kulağında. Hadi bu sınırlı yasalar çıktığını bir an düşünelim, bölgesel düzeyde kalacağı çok açık. Belki yasama yılının açılmasıyla yani sonbaharda ‘Âdemi merkeziyetçi’ yapının gerekleri olarak kabul edilen yerel yönetimler ve bölgesel birimlerin kamusal haklarının iadesi sağlanabilecek. Türkiye’nin 1988 yılında imzaladığı ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı Kürt illerinde hayata geçirilmesiyle sınırlı kalacak. Eğer iktidar ‘barış sürecini’ bölgesel düzeyde tutmakta ısrar ederse Türkiye’nin ‘demokratikleşmesi’ batısında ileri bir tarihe ve farklı öznelerin ortaya çıkmasıyla mümkün olacaktır. Yine de ‘barış süreci’ bölgesel düzeyde kalacaktır. 

BUGÜNÜN ACİL GÖREVİ: ‘BARIŞI’ TÜRKİYE’NİN TÜMÜNE YAYMAKTIR 

Bugünkü ‘barış sürecini’ ‘demokrasiyle taçlandırmaya çalışan, ‘barışın’ aynı zamanda ‘demokrasi’ sorunu olduğunu izah eden yalnızca Öcalan. ‘Barış ve Demokratik Toplum’ başlığıyla ‘barış sürecinin’ istikametini çizmeye çalışsa da henüz bir karşılık bulmuş değil. ‘Barış çağrısının’ lütuf olmadığını Öcalan çok iyi biliyor. Devlet artık savaşı yürütecek gücü kalmadığını, siyasi ve iktisadi krizi artık taşıyamadığının ilanı olduğunu savaşan iki tarafta farkında. İki tarafta savaşmak istemiyor, ama ‘Cumhur İttifakı’ da iktidarı terk etmek istemiyor. Sürecin ‘demokratikleşememesi’ de bu nedenle.

Oysa ‘barış süreci’ konusunda batı illerini tek başına Öcalan ve DEM Partisi ikna edemez. İktidar bunu ‘güvenlikçi’ temelde mi yapmayı sürdürür, yoksa ‘demokratik dönüşüm’ gerekçesiyle mi, bu tastamam iktidarın sorumluluğunda. İktidarın, muhalefete ve sivil toplum örgütlerine dönük yaklaşımı pek iç açıcı değil. Dolaysıyla ‘barış ve demokratikleşmenin’ Türkiye’nin geneline yayılması demokrasi güçlerinin mücadelesine bağlı olacak. DEM Partisi ister adını değiştirsin ister aynı isimle kalsın, sol ve sosyalist muhalefet ile birlikte birleşik mücadeleyi örgütlemek zorundadır. En azından iktidarı ‘güvenlikçi’ algıdan ‘demokratik’ alana zorlayabilirler. ‘Barışın’ toplumsallaştırılması sağlanabilir. Bugünün acil görevi ne seçim, ne iktidar mücadelesi. ‘Barış’ sürecinin ‘demokratikleşme’ zemininde ve tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde inşasıdır.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE