Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
CHP, KAYIKÇI KAVGASINA FEDA EDİLMEMELİ
CHP’de sular durmuyor, durmayacak gibi. ‘Mutlak butlan’ kararının ardından parti içindeki hizipler iyice gün yüzüne çıktı ve kıyasıya mücadele başladı. Öncelikle ‘mutlak butlan’ kararını Kemal Kılıdaroğlu başta olmak üzere hiç kimse benimsemiyor. Kemal Kılıçdaoğlu, CHP’yi tamamen kayyımın inisiyatifine bırakmamak için görevi kabul edip partiyi kongreye götüreceğini söyledi. Şaibeli delegeler ayıklanarak kongre için doğrudan üyelere gidileceğini belirti. Demokratik ve makul bir tutumdu.
Özgür Özel kanadı, yargı kararına yine karşı çıkabilirdi, ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘hainlikle’ itam etmeyebilirdi. Dolaysıyla süreç uzlaşarak yönetilebilirindi. Böylelikle yargı kararı boşa çıkarılırdı.
Bu ‘kayıkçı kavgası’ da yaşanmazdı.
YARGININ ‘MUTLAK BUTLAN’ KARARINA KARŞI ÇIKMAK MEŞRUYDU
Özgür Özel ve ekibi, var olan, aynı delegelerle en kısa sürede kongreye götürülmesinde ısrarda bulunuyor. Kemal Kılıçdaoğlu’nun görevlendirilmesine karşı çıkıyor ve meşru bulmuyor. ‘Mutlak butlan’ kararı yargı garabeti, ancak beğenilsin veya beğenilmesin bir hukuk işliyor. Kemal Kılıdaroğlu da, kayyımın atadığı biri gibi değil eski genel başkan gibi parti ve yoldaşlık hukuku tavrıyla çalışıyor. Uzlaşmaya, birliğe davet eden Kemal Kılıçdaroğlu.
Yargının bu kararına karşı Özgür Özel’in protesto hareketi şüphesiz meşruydu. Yargı atamaları iktidara bağlı olduğundan ‘mutlak butlan’ kararı siyasi bir kararı olarak yorumlandı. Dolaysıyla Özgür Özel’in tepkisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun aşan, iktidarı hedefleyen bir tutumdu. Kemal Kılıçdaroğlu’nun düşmanlaştırılmasıysa başka bir şeydi.
KAYYIM ‘BAĞIMZSIZ HEYET’ ATASA DAHA MI İYİ OLURDU
Daha önce yazdık, Kemal Kılıçdaroğlu, yargı kararının hukuksuzluğunu dile getirdi, ama şaibelerin giderilmesi ve partiye ‘bağımsız heyet’ atanmaması için görevi kabul ettiğini de açıkladı. Yani parti aidiyetinden dolayı CHP başkanlığını kabul etti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun iddia edildiği gibi iktidarla yakın bir markaj içinde olmadığı bilinen bir gerçek. Bu kararı kabul ederken yeni bir kongrenin kaçınılmazlığını da vurguladı.
Kayyımın gösterdiği ‘bağımsız heyet’ partinin başına atansaydı yine aynı süreç bu defa anti demokratik şekilde devam edecekti. Yeni delegeleri ‘kayyım heyeti’ belirleyecekti. Böyle bir süreç çok daha kötü bir manzaraya neden olacaktı. Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlığı kabul ederek olumsuz durumun önünü almaya çalıştı. Özgür Özel, iktidardan ‘demokrasi’ talep ederken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı da Özgür Özel’den demokrasi talep etmek oldu. Bunda ne var Allah aşkına.
DEMOKRATSAK ÖNCELİĞİMİZ ‘DEMOKRASİ’ OLMALI
Aslında Kılıçdaroğlu, doğrudan üyelere gidilmesi gerektiğini işaret ederken parti içinde ‘doğrudan demokrasiyi’ uygulamak istedi. Özgür Özel, yargı kararına karşı çıkarken ‘demokrasi’ savunuyor izlemini verirken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun üyelere gidilerek yeni delegeler seçilsin isteği karşısında ne kadar ‘demokrasinin’ yanında durduğu tartışılır. Eğer ‘demokrasinin’ yanında tutum alınacaksa Kemal Kılıçdorğlu’nun yeni delegeler önerisine de açık olması gerekirdi. Kemal Kılıçdaroğlu, ortak komisyonla yeni delegeleri belirleyelim, diyor. Var olan delegeler üzerinden ısrar edip kongre talep etmek ‘demokrasi’ anlayışıyla ne kadar örtüşür.
MİLYONLARIN ÖFKESİ PARTİ İÇİNE DEĞİL İKTİDARA YÖNELMELİ
Özgür Özel’e kimse yargı kararını protesto etme, diyen yok. Parti hukuku içinde kalıp, uzlaşmacı bir dille süreci yönetebilecekken, ‘gemileri yakmanın’ anlamı ne, bilen de yok. Parti içi ‘demokratik mücadele’ tıkanmış değil ve kimse de tıkamıyor. Partinin ideolojik ve politikalarına karşı bir tutum varsa bir ayrılık meşru zemine taşınabilir. Ama ‘demokrasi’ talebi öne çıkarılıyorsa üyelere gitmekten neden çekinilir, bunlar soru işareti değil de nedir.
Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel, ‘demokrasinin’ gerçekten de yanında olsalar meclisteki gurup toplantısını da uzlaşarak düzenleyebilirlerdi. Oysa şimdi ‘demokrasi mücadelesi’ kayıkçı kavgasına döndü. Yargı kararını boşa düşürmek varken kürek kapma kavgasına girişildi. Neyse ki, Kemal Kılıçdaoğlu sağduyulu davranarak meclis grup toplantısında ısrar etmedi ve parti merkezinde yaptı. Özgür Özel’de istediğini gerçekleştirmiş oldu. Bu ‘kayıkçı kavgasında’ kazanan ‘Cumhur ittifakı’ olmasını istemiyorsak birlikte hareket etmenin yolları aranması daha hayırlı iş olacaktır. Çünkü CHP’ye milyonlar bakıyor ve herkes iktidara öfkeli. Bu öfkeyi parti içine değil de ayrışmadan iktidara yönelmesi en doğrusu.
Ayrılık kaçınılmaz hale dönüşürse de demokrasi mücadelesinde yan yana durmaktan başka seçeneğin olmadığı bilinciyle adım atılmalı. Çünkü muhalefete geniş bir ‘demokrasi cephesi’ şart oldu.