Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

MİDYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK

Atasözlerine pek kulak kabartan biri değilimdir. Çünkü arkaik fikirleri taşıması açısından çağımızla zor bağdaştırırım. Ama ‘Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.’ beğendiğim istisna atasözlerin başında gelir. Daha büyük veya iyi bir kazanç elde etme umuduyla girişilen riskli işler sonucunda, mevcut olanı da kaybetmeyi ifade eder.

Tarih önümüze bir fırsat koydu: Öcalan ile yeni bir ‘barış masası.’

Kürt sorunu çözümü için büyük adımlar atıldı. Kanlı çatışma durduruldu ve bunu nasıl hayata geçireceğimiz üzerine tartışabiliyoruz. Partileri aşan ve toplumun her kesimini doğrudan ilgilendiren bir konu. Demokratikleşmemizin elzemi olarak gördüğümüz bir sürecin içindeyiz. Bunu başarıyla sonuçlandırmak varken, neden tökezliyoruz.

Bu bir partinin veya bir liderin iktidar meselesi değil. Yaklaşık yüzyıldır geciken ve ‘nasıl bir cumhuriyet istiyoruz’ sorusuna yanıt bulacağımız bir mesele bu.

Yüzyılın başında Osmanlı asker ve bürokratları zamanın ruhuna uygun bir yönelim benimsediler. Osmanlı İslam medeniyetinin bizi taşıyıp bıraktığı yerde Cumhuriyet kadroları mensubiyet ilişkisi temelinde Batı medeniyetiyle bir bağ kurdular. Ama bunun bir bedeli oldu ve halen bunun sancısını yaşamaktayız. Bu süreci hem aydınlar, hem de toplum iliklerine kadar yaşadı ve yaşıyoruz.

Şerif Mardin, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi kültür aydınlarımızın yaşadığı ‘Doğu-Batı’ gerilimine bir yanıt olarak kıymetli Hilmi Yavuz Hocamızın ‘birlikte yaşama veya edinme) açılımı en itibar ettiğim medeniyetler teorisidir. Batı kültürüne ve Doğu kültürüne birlikte edinme, çoklu/çoğul bir kültür anlayışını içerir. Bizler açısından iki medeniyetli olma hali dünya bakışımızı esnek hale getirdiği gibi tekçi kültürel ve siyasal yaklaşıma da kuşkuyla yaklaşmamızı sağlar.

Yaklaşık 25 yıldır Erdoğan ve AKP, Türkiye’yi yönetiyor.

Ve ‘Tek millet! Tek devlet ’Tek bayrak!’, daha da ileri giderek neredeyse ‘Tek parti!’, diyeceğiz neredeyse.

Bu bakış bizim geleneğimizle bir alakası yok. Sürekli geçmişi, geleneği dillerine pelesenk edenler, Osmanlının çok kültürlü, çok dilli, çok milletli ve çok bayraklı(sancak) olduğunu hemencecik unutuveriyoruz.Ve dünyada henüz örneği olmayan, ne idüğü belli olmayan Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Sistemi ki, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, denetlenemeyen ve yargının sopa yerine kullanma olanağı sağlayan absürt bir durumla toplum yönetmeye çalışıyoruz.

Toplumsal öfke kabardığında en kolay yol olarak toplumsal muhalefeti bertaraf etmeye fütursuzca başvurabiliyoruz. Gezi Olayları ve yüzlerce aydın, gazeteci, akademisyen tutuklandı. KHK ile binlerce kamu görevlisi işsiz kaldı. Ekrem İmamoğlu, İstanbul belediye başkanlığından alınıp tutuklu yargılanıyor arından son yerel seçimlerde birinci parti haline gelen CHP, mutlak butlan kararıyla etkisiz hale getiriliyor.

Cumhuriyeti ‘demokrasiyle’ mi taçlandıracağız, yoksa 30’lı yılların ‘tek parti dönemini’ mi yaşatacağız! Aslında istediğimizi formel açıdan başardık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kamuoyunda ‘Tek adam rejimi’ olarak tanımlanmasında sanırım oldukça haklılık payı var.

Bu şekilde ülkeyi yönetmekte ısrar edersek ekonomik kriz daha da derinleşecek, toplumsal öfke İmamoğlu ve CHP’yi nasıl yaratıysa başka seçenekler de yaratacaktır. Başka İmamoğlu’lar, başka CHP’ler çıkar. Bundan kaçış yok. Şundan eminin, bu öfke doğru bir kanala akarsa Türkiye barışı da, demokratikleşmeyi de yaşar. Kime kısmet olur bilemem, CHP’ye mi, CHP’den ayrılanlara mı, bunu önümüzdeki kısa dönem içinde göreceğiz.

Ancak beni en çok tedirgin eden, çok küçük ihtimal olsa dâhi başka bir duruma dikkat çekmek istiyorum.

Öcalan’a diş bileyen, ‘barışa karşı’ ırkçı, göçmen düşmanı, faşist partiler, İYİ Parti ve Zafer Partisi süreci göğüsleyebilirler. Eğer, ‘barış süreci’ askıya alınırsa, demokratik muhalefet dışlanırsa, toplumsal öfke bu kanala oluk oluk akabilir. Böylesine bir süreç yaşanırsa, FETO darbesinin bastırılması sonrası oluşan ‘iktidar bloku’ içinde kırılma olabilir. Bunun sonucunda olacakları siz düşünün artık.

Kendini bir yere koymakta zorlandığım Doğu Perinçek, ‘Türkiye savaşa hazırlanıyor.’ nidalarını boşuna atmıyordur, fırsatını bulsa Kürtlere karşı topyekûn savaş açabilir. Onun gibi düşünen iktidar bileşenleri bölgesel savaşa dünden hazır olduklarını biliyoruz. Kürtler, zaten düne kadar savaşıyordu, savaşmaya devam ederler, ama bizler açık bir faşizm veya diktatörlükle yaşamak zorunda bırakılabiliriz.

Zamanı geldi beyler! Şapkayı önümüze koyup düşünelim, yarın geç olmadan.

Türkiye garip bir ülke, bir bakarsınız yalnız kalabiliriz. Yanımızda gördüklerimiz bir anda buhar gibi yok olabilirler. Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var. İktidarı sürdüreceğim inadıyla bir daha toparlama fırsatı bulamayacağımız mevcudiyet ve itibar kaybını yaşayabiliriz.

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE