Köşe Yazısı
Mehmet AKAY
SİYASETTE TEMSİLİYET KRİZİ ANCAK MECLİSİN MÜDAHALESİYLE AŞILABİLİNİR
İster ‘devlet aklı’, ister ‘Erdoğan aklı’, ister ‘yargı aklı’, ister ‘müesses nizam aklı’ olsun ‘mutlak butlan’ kararıyla CHP ile birlikte, toplumsal muhalefet dolaysıyla ‘demokrasi’ hasar almıştır. Uzun bir süredir iktidar muhalefet üzerinde ‘yargıyı’ kullanarak baskı oluşturmaya çalıştığı pek çok uygulamalara tanık olundu.
Erdoğan’a rakip en güçlü politikacı Ekrem İmamoğlu Mart 2005’den beri içeride. Bir diğer güçlü rakip Ankara belediye başkanı Mahsur Yavaş için dosyalar oluşturulmuş ve bekletilmekte. Özgür Özal için de dokunulmazlığının kaldırılması gündemde. Erdoğan’a rakip kim varsa sistem dışına itildiği izlenimi bırakılıyor.
CHP’nin kazandığı belediyeler ya el değiştirdi, ya da kayyım atandı.
Kürtlerin başına gelen ne varsa, CHP’nin de başına geldi. Toplumun gözünde sistematik bir baskının bilinçli bir şekilde yürütüldüğü izlenimi oluşmuş durumda. Olayların gelişim seyrine bakıldığında en güçlü muhalefet partisi merkezi bir müdahalenin kıskacında.
‘Mutlak butlan’ kararı bu sürecin son halkası olarak yaşandı.
Artık kamuoyu olup bitenleri bilinçli bir saldırı olarak değerlendiriyor. Bir milyonun üzerinde örgütlü yapısı, milyonları içine alan toplumsal desteği olan bir parti politik açıdan felç haline dönüştürülmüş durumda. Belki de bölünecek veya bölünmese de ‘istikrarsız’ bir görünüm sürdürecektir.
En vahimi de, yargı aracılığıyla görevine geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu, halkın gözünde ‘sarayla ittifak’ halinde olduğu kanısının hâkim oluşudur. CHP, bu haliyle derin bir temsil krizi yaşıyor. CHP’nin ‘iç sorunu’, diyerek var olan krizi mahallî düzeyde sınırlı tutulamaz. Temsiliyet krizi CHP’yi çoktan aştı.
Özgür Özel ve arkadaşları parti içinde kalarak ve yeni bir kongre toplanıp CHP’nin başına geçseler de dâhi bu temsiliyet krizi sürecektir. Bu dakikadan sonra şaibeli her konu ve politikacı mutlaka yargı karşısında itibar mücadelesi vermek zorundadır. Bir biçimde Kemal Kılıçdaoğlu’nun ‘aklanma’ talebi karşılık bulmalıdır. Ayrı bir parti ortaya çıksa da aynı kriz, aynı itibarsızlık her iki parti açısından da giderilmemiş olacaktır.
Erdoğan ve AKP için, en güçlü muhalif yapının toplum gözünde yaşadığı itibarı kaybı bulunmaz bir nimet. Kesin hüküm taşıyan YSK kararına uymamak anayasaya aykırı bir durumdu. Buna rağmen ‘mutlak butlan’ kararı çıktı. Bundan sonra parti gözetmeksizin yapılacak her kongre, CHP’nin karşılaştığı muameleyi yaşayabilir. Dolaysıyla bugün olduğu gibi gelecekte de telafisi kapanmayacak sorunlara karşılaşılabiliriz. Demokrasi açısından bunun mutlaka düzeltilmesi gerekir.
Temsil krizi yalnız CHP ile sınırlı kalmadı, aynı şekilde Erdoğan ve AKP’ye de sirayet etti. Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı sürecinden bugüne ardı ardında gelişen baskılar, maksatlı veya maksatsız spontane gelişse bile durum değişmeyecektir. Temsiliyet krizi Ankara’yı kuşatmış durumda.
2018 tarihinden itibaren uygulanmaya konan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ bir temsil krizinin aşılması için getirilmişti. Bugün geldiğimiz nokta da CHP’nin yaşadığı temsil krizi bir rejim krizine evirilmiş olduğu yadsınamaz bir gerçeklik haline dönüştü. ‘Barış sürecine’ de zarar veren bu görüntü bir şekilde aşılmak zorundadır.
Türkiye’nin geldiği kritik durum iki olasılığı öne çıkarıyor.
Birincisi; süreç mecliste bulunan bütün partilerin bir araya gelip ‘demokratikleşme’ yönünde kolektif karar alarak acil ihtiyaç duyulan yasların çıkarılması. ‘Barış yaslarıyla’, ‘demokratikleşme yasalarının’ birlikte ele alınması temsil krizini aşmakta önemli bir kaldıraç olabilir.
Diğer olasılık, var olan süreci inatla sürdürmek. Bu Türkiye için bir felaket olur. Sivil diktatörlüğe doğru sürüklenmek anlamına gelir.
Çıkış meclisin sürece bizzat müdahil olmasıyla aşılabilir.