Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

İKTİDAR VE MUHALEFET EL ELE ‘BARIŞA’

Müthiş olanaklar politikacıları bekliyor. Neredeyse yarım yüzyıldır çatışma ortamı durdurulmuş ve ‘barış sürecinin’ çerçevesi çizilmiş. Mecliste ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ oluşturulup iktidarı ve muhalefetiyle ortak rapor hazırlanarak ‘sürecin’ sürdürülmesine yönelik tavsiyede bulunulmuş. Bütün bunlar iktidarın adım atması için. Ayrıca iktidarın elini rahatlatan bir ittifak partisi var ve hemen her hafta ‘barış süreci’ için önemli güzergâh niteliğinde kıymetli açıklamalarda bulunuyor.

 Öyle sıradan parti değil, milliyetçi duyarlılığa en üst perdeden sahiplenen ve Kürt hareketini yıllardır ‘düşman’ bellemiş, sahada bulunmuş bir yapı. Ayrıca her hangi bir parti ve kişisel çıkar gözetmiyor. Bahçeli’nin sözlü ve yazılı beyanlarından ‘milliyetçiliğin ve devletçiliğin’ gereği olarak yaptığı iddia ediliyor. Ana muhalefet partisi de sürecin yanında olduğunu söylüyor. Aslında mecliste bir ‘barış konsorsiyum’ oluştu. Meclisin çekineceği bir durum da yok. Sorun yasal adımlar. Meclis kanunu ve yasa yapar, iktidar kararname çıkarır. Bunun için iktidardan somut adım bekleniyor.

 İktidar ve muhalefet arasında politik rekabet ‘barış sürecinin’ önünde engel olmamalı. Aralarında dişe diş mücadele edebilirler, etmeliler. ‘Mutlak butlan’ ile Kılıçdaoroğlu CHP’nin başına gelecek mi, gelmeyecek mi, Özgür Özel ayrı bir parti kuracak mı kurmayacak mı bunlar parti içi meseleler. Ama ‘barış’ Türkiye’nin ortak meselesi. Kendi aranızda ne yaparsanız yapın, ancak ‘barış ve çözüm süreci’ karşında bir parti gibi davranmak zorundasınız. Eğer samimi olarak ‘barış sürecinin’ yanındaysanız.

 ‘BARIŞ SÜRECİNE’ BAHÇELİ NEDEN SAHİP ÇIKIYOR

 Milliyetçiliğiyle politik kariyerini inşa etmiş Bahçeli’nin başına taş düşmediğine göre ve ideolojik iddialarını kararlılıkla sürdürürken, bugün ‘Öcalan ve barış’ sürecine bu kadar sarılması neden. Üstelik ilk 2013-1015 yılındaki barış müzakerelerine de en güçlü muhalefet onun tarafından yapılmıştı. Bahçeli, milliyetçiği bir kenara koymuyor, iflas etmiş bir milliyetçiliği yeniden inşa etmeye çalışıyor. Ziya Gökalp’ın ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’ formülüyle tanımlanan ulus kimliğini referans alıyor. Bahçeli, bunda ne kadar başarılı olur bilinmez.

 Bahçeli’nin tanımlamaya çalıştığı ulus kimliğinde Kürtler neresinde yer alacak, nasıl bir politik denklemle çözüm üreteceği de muğlak. Çünkü Kürtler, mevcut ulusal kimlik içinde kendilerini ne vatandaşlık tanımı olarak, ne’de kültürel(Müslüman) olarak görüyorlar.

 Aslına bakarsanız bugün Bahçeli bu kaygılarla da hareket etmiyor.

 Bahçeli’nin fark ettiği şey, Kürtlerle baş edilmezliği geçte olsa anlamış. Kürtlerin boyun eğmez bir halk olduğunu kavramasıdır. Savaşta ısrar etmek Türkiye’nin hem politik, hem de iktisadi açıdan ‘iflası’ anlamına geldiğini görmesidir. Yaşanan gerçek buydu. Bunun üstüne Kürtlerin, bölgesel sivil bir güç ve konjonktürün onların lehine geliştiği olgusu. Devlet savaşta ısrar ederse Ortadoğu’da jeopolitik dengelerin nereye evirileceği belirsizdi. Nihayetinde uzun süren bir savaş karşılıklı alınan kararlarla durduruldu ve şimdi de ‘barış sürecini’ konuşuyoruz. Elbette bunun kanuni, politik ve kültürel sonuçları olacak. Sembolik bazı adımların dışında henüz somut kararlar, uygulamalar ortada yok. Daha çok karşılıklı sözler var. ‘Barış sürecinin’ yalnız yasal, kanuni ayakları mutlaka olacak, ama en önemlisi de ‘sürecin’ toplumsallaştırılması. Kandil’den on binlerce genç gelecek, politik alana katılacaklar ve batısıyla-doğusuyla halka dönük açık toplantılar, televizyon programları, paneller, sempozyumlar düzenleyecekler. Öcalan’a statü, demek Kandil, Rojava, Mahmur gençlerine de hukuksal güvence verilmesi anlamına gelecek. ‘Süreç’ böyle ilerleyecek.

 Erdoğan ve Bahçeli, Cumhur İttifakı’nı 2018 yılında oluşturdu. FETO darbesinden iki yıl sonra. O günden beri bu ittifak Türkiye’yi yönetiyor. Bu süreç içinde referandumla ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ kuruldu. Bütün bürokrasi bunun üzerinden yeniden şekillendi. Daha önce hiçbir iktidara nasip olmayan fırsatları önlerinde buldular. Kamunun her yerinde muktedir olma gücü. Bugün bu güç ve sorumluluk, Kürt sorununun çözümüyle sınanır durumda.

 Öcalan’ın yıllardır gündemde tuttuğu barış çağrısına önce Bahçeli yanıt verdi ve bugüne gelindi. Erdoğan ise, bu ikinci barış deneyiminde oldukça temkinli. Politik sonuçlarını net olarak göremediğinden yavaş adım atıyor. Bu konuda kamuoyunda AKP’ye karşı eleştiriler her geçen gün daha yüksek sesle dillendiriliyor. Erdoğan’dan erken seçim kararı alınması dahi isteniyor.

 ERDOĞAN ADIM ATMAZSA BAHÇELİ ERKEN SEÇİM DER Mİ

 Erken seçim çağrısı yankılandığı ilk günlerde Bahçeli kapıları kapatmıştı. Yaklaşık 7 yıldır Cumhur İttifakı’nın partneri olan Erdoğan ve AKP’yi biran da silmek istemiyor. Daha çok partnerini ikna ederek ‘barış sürecine’ yön vermeye çabalıyor. Bahçeli’nin huyudur, yol yürünmüyorsa erken seçime gitme kararı almak. Oysa bugün bu yöneteme başvurmaktan ısrarla kaçınıyor.

 Gözüken o ki, Bahçeli, bir süre daha partnerini zorlayacak. Büyük ihtimalle Temmuz ayında yapılacak NATO zirvesinden sonra Türkiye’de politik taşlar yerine oturur. Türkiye’de herkes ABD karşıtı gibi görünse de sıkı bir NATO’cudurlar. Tabi ki Bahçeli, NATO toplantısına değil Erdoğan ve AKP’ye bakıyor.

Bize de Bahçeli’yi zorlamak düşüyor.

Bahçeli, bu iş Erdoğan ile olmaz, deyip CHP’ye yüzünü dönerse erken seçim kaçınılmaz olur. Bunun için CHP’de ‘barış sürecinde’ çok daha istekli olmalı ve güven vermeli.  

 

.

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE