Düzce 10° Hafif yağmurlu
Son dakika
Mehmet AKAY Köşe Yazısı Mehmet AKAY

POSTMODERN ZAMANLARIN POSTMODERN İMPARATORLUĞU: ABD

Dünya jeopolitik, iktisadi, güvenlik ve kültürel temelde yeniden şekilleniyor. ABD, 2. Dünya savaşının ardından küresel örgütlenmelerin, bloklaşmaların öncüsü oldu. İngiltere’den devraldığı süper gücü daha militarist bir temelde, ama klasik ve yeni sömürgeciliğin dışında postmodern bir hegemonik çerçeveyi son 70 yılda oluşturmayı becerdi. Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, İspanya) gibi geniş kıtalararası klasik ve postkolonyal sömürge imparatorlukları kurmak yerine, stratejik limanlar, kanallar, boğazlar, ticari yollar, enerji hatları ve adalar üzerine yoğunlaşan bir ‘deniz aşırı sömürgecilik’ politikasının üzerinden milenyum yüzyılının gereği bir postemperyal güç oldu.

POSTMODERN SÖMÜRGECİLİĞİN POPÜLER SAĞI ÜRETMESİ

Bugün ABD’nin küresel stratejisi rakip güçlerin pazar alanındaki gücünü kırmak. Ticari rekabeti kıyasıya yapmak gerekirse bunu sıcak çatışma alanına dönüştürmek. Dünya enerji kaynaklarının pazarlanması, finans merkezlerinin kontrolü temel hareket noktası. Ayrıca dünya tedarik zinciri içinde yalnız kontrol değil, aynı zamanda bir üretim merkezi olma stratejisi de gütmekte. Bu yönelim ‘ulusalcı’ yönelimi, klasik üretimi teşvik etmesi dolaysıyla da iç kamuoyunda ‘milliyetçiliği’ körükleyen popüler, mostmodern bir söylence yaratan politik figürlerin devlet başkanı olarak ortaya çıkmasını sağladı. Trump, tastamam böyle bir sürecin devamı. Başkanların televizyon yıldızları veya popüler iş adamları, bürokratlar ve ünlü akademisyen olması bu durumun açık göstergesi. Bakmayın bu yıldız liderin narsist konuşmalarına, arkalarında sürecin bilincinde olan dev bir bürokrasi ordusu var.

Küreselleşme, liberalizm, serbest piyasa merkezli söylemin yanında Trump’ın körüklediği ‘milliyetçilik’/ MAGA Hareketi eklektik bir seronomi gibi dursa da postmodern ideolojiyle örtüşmekte. İran savaşında petrol fiyatlarının artmasını olağanüstü petrol üreticisi olan ABD kendi halkına sübvansiyona gitmeyip ‘serbest piyasa’ kuralı diyebilmekte ve artan petrol fiyatlarına karşı halkından ‘rızasını’ isteyebilmekte. Veya Molaların yönetiminde olan İran’a ‘özgürlük’ götürmenin kendi sorunuymuş gibi iç ve dış kamuoyuna dönük propaganda yürütebilmekte. Oysa göçmenlerin sokakta infaz edildiği bir ülke, evsiz milyonlar ve Harlem’in arka sokakları yoksul siyahlarla dolu ABD’de. Postmodern söylemi biraz daha deşifre edersek, bir yandan Avrupa modernleşmesinin temel dayanakları aydınlanmacı gelenek savunulurken diğer yanda Neo-con (Yeni Muhafazakârlık), Neo-con Evangelistler, dış politikasında saldırgan militarizmi savunan neokonservatiflerin teopolitik sahiplendiği semboller belirleyici olabiliyor. Postmodern yapı zaten bize bunu anlatır. Bütün tarihsel zamanın birikimini eklektik bir biçimde bir arada sunması, gerçekliği simüle(kopya) etmesi. Modern gerçekliğin karşısına aşırı ve çarpıtılmış rölativizmi temel alması olarak tanımlanan postmodern dönemin küresel yönetişimin aşırı ucunu temsil eden askeri, iktisadi ve politik gücü temsil eder durumda ABD.

POSTMODERN ASKERİ VE TİCARİ HEGEMONYA

Bütün bu ideolojik ve politik hegemonik yapılaşmaya paralel dünyanın pek çok yerinde 80'den fazla ülkede 750-800 civarında askeri üs veya garnizon ile en geniş küresel askeri ağa sahip ülke konumunda. Amerika kıtası dışında yaklaşık 320.000'den fazla askeri personel konuşlandırmış durumda. Yaklaşık 800 üs, 3'te 2'si ülke dışında faaliyet gösteren silahlı kuvvetler. Çin'i çevreleme politikası nedeniyle en fazla Amerikan askeri Pasifik bölgesinde (yaklaşık 175 bin) bulunmakta. Almanya, en fazla ABD askerine ev sahipliği yapan Avrupa ülkesidir.  Irak'ta 3000, Suriye ve Ürdün'de aktif askeri varlığı mevcut.

T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kaynaklarında, ABD şirketleri, Venezuela (ConocoPhillips, ExxonMobil), Orta Doğu, Afrika ve Hazar Denizi gibi stratejik bölgelerde petrol sahaları işletmekte veya ortaklıklarda bulunmaktadır. ABD merkezli petrol şirketleri, dünya genelinde arama, üretim, rafinaj ve dağıtım faaliyetlerinde bulunan çok uluslu devasa yapılardır. 2024-2026 itibarıyla ABD, dünyanın en büyük petrol üreticisi konumundadır ve küresel üretimin yaklaşık %17'sini karşılamaktadır. ABD Senatosu, 901 milyar dolarlık Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) başlıklı 2026 savunma bütçesini onaylamış ve İran savaşı bahane edilerek 1 trilyon dolara ek kaynağa ulaşılmış durumda.

POSTMODERN ÇAĞDA ÇOKLU KRİZ VE BÖLGESEL SAVAŞLAR

Küresel kapitalizm 2. Dünya savaşından sonra yaklaşık 30 yıl iktisadi bir genişleme yaşadı. 70’ler petrol krizi ve ardından her yıl yaşanan küresel krizler 90’lı yılların hemen ardından sürekli kriz üretmekte. 89 yılında Sovyetlerin dağılması da 80’li yılların küresel krizi sonucu gerçekleşmişti. Küresel krizler bölgesel düzeyde sert çatışmalı ortamları yarattı. Özellikle Ortadoğu ve Körfez en çok krizin savaş boyutuna dönüştüğü alan oldu. Sovyetlerin hegemonik gücünün dağılmasıyla Balkanlar ve Asya’daki çatışmalar yerel hâkim bürokrasiler arasındaki iktidar savaşı olarak belirdi. Rusya, kendi bölgesinde; Kafkasya, Asya ve Ukrayna üzerinde klasik sömürgeci mantıklar dağılan hegemonyasını yeniden tahkim etmekte.

Postmodern çağı en iyi okuyan ABD oldu. Çağı kendi ulusal çıkarı temelinde okuduğundan bölgesel, otonom çatışma alanlarını yaratabildi. Bir tek Afganistan’da 11 Eylül saldırısını bahane ederek NATO’yu harekete geçirebildi. 1. ve 2. Körfez Savaşalar, İran’a karşı saldırı, İsrail’e verilen destekte bu denli rahat hareket etmesi de içinde olduğumuz çağın destabilizasyonunda kaynaklanır. Sovyetlerin dağılması, iki kutuplu dünyadan çok kutupluluğa geçiş dünya düzensizliğine neden oldu. 2: Dünya Savaşıyla birlikte kurulan uluslararası tüm örgütlenmeler bu yeni döneme hazırlıksızdı. Dolaysıyla yeni dönemi kucaklayan ABD’nin militarist postmodern hamleleri oldu. Avrupa Birliği(AB) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) de süreç karşısında başarısız oldu. ABD’nin Avrupa ve NATO’ya karşı sorumsuz tutumları bundan kaynaklanır.

ABD, kendini küresel tek güç olarak ilan etmiş durumda. Bu ilanın karşında uluslararası örgütlenmelerin nitelikleri tartışılır duruma geldi. Avrupa, aydınlanma değerlerini bir kenara iterek ABD gibi militarist yönelime girmekte. İngiltere, Fransa, Almanya belirgin şekilde güvenlikçi politikaları öne çıkarmakta. Rusya ve ÇİN keza öteden beri imparatorluk geçmişleriyle motive olmaktalar. Merkez ülkelerin periferisinde gelişmekte olan ülkeler de otoriterlik ve güvenlik mimarilerini bu dünya düzensizliğine karşı pozisyon almaktalar. Küreselleşme çevre ülkelerin teknolojiye erişimlerini kolaylaştırması, sermaye birikimlerini artırmasını sağladı. Bu da onları konvansiyonel askeri güç konumuna taşıdı. Bir yandan merkez güçler güçlenirken, gelişmekte olan ülkeler de bölgesel güç haline geldiler. İran, Türkiye, Yunanistan, İsrail, Pakistan, Hindistan bulundukları bölgede merkezi hegemonik çatışmanın bir parçası olabilmekte. Emperyalizmi hegemonya kavramı temelinde açıklamak gerekir. Postmodern çağda emperyalizm klasik dayanaklarını aşarak postemperyal duruma ulaştığı söylenebilir. Emperyalizmin hiyerarşisi periferi ülkelerin uzun stratejik birliği ve işbirliğine dayanırken, postemperyal dönemde bu ilişkinin artık kaygan bir zemin oluşturduğunu söylemek olası. Örneğin Türkiye’nin NATO ülkesiyken Şangay gibi örgütlenmelere veya direk Rusya’ya yaklaşmasını buna bağlayabiliriz. Keza İran’ın ÇİN ve Rusya ile kurduğu stratejik tutumu, son ABD saldırısı karşısında daha kaygan bir zemine doğru kayacağını bekleyebiliriz. Bu örnekler çoğaltabilir. Ayrıca klasik emperyalizmin içeriğinde öncelik diplomasiydi, diplomasi tıkandığında savaşa başvurulurdu, bunun yerine önce tokat ardından masa taktiğine dönüştü. Diplomasi savaş ekseninden savaş diplomasiye dönüşen bir yeni strateji.*

PORTMODERN ÇAĞ BİR BARBARLIK ÇAĞIDIR

Postmodern çağ, çoklu krizlerin, bölgesel savaşların uzun süre daha yaşanacağına işaret. Küresel kapitalizmin krizi bölgesel savaşlarla kendini aşmaya çalışıyor. Ticari ve askeri rekabet gün geçtikçe artacaktır. Savaşların bu kadar cazipleşmesi ABD başta olmak üzere tüm ülkelerin askeri birikimi merkezlerine almasında yatıyor. Ne kadar sermaye o kadar silah ve ne kadar savaş o kadar silah üretimi. Dünya kapitalizmi sosyal devlet değil savaş devleti, küresel barış değil küresel ve bölgesel savaş ve yoksulluk sunmakta. Klasik emperyalizm paradigması çöktü. Yasa ve kurumları tanımayan haydutlar çağına dönüştü yeni emperyalizm.

Her kesim kendi karanlık ‘medeniyetini’ savunur oldu. Ortak değerlerden vazgeçilmiş herkes kendi Ortaçağın ‘görkemli’ söylemleri üzerinden kendilerini tanımlar oldu. Avrupa Birliği ülkeler de popülist sağın yükselmesinin göstergesi buna dayanmakta. Savaş, küresel göç, nüfus hareketi, kan ve gözyaşı. Yıkılan kentler, ölen milyonlar. Türkiye’de Turancılık, Rusya’nın Avrasyacılık sevdaları, Çin’in, Asya’da kendini ‘Zhongguo’ yani ‘Orta Krallık’ diye adlandırması. Bu çağın küresel paradoksları.

Postmodern çağı artık barbarlık çağı olarak tanımlamak mümkün. Alman devrimcisi Marksist Roza Lüksemburg 30’lı yıllarda Alman faşizmine bakarak ‘Ya Barbarlık Ya Sosyalizm’, diye haykırırken bugünleri öngörmüştü. Kapitalizmi bir dünya sistemi ve tarihsel bir kesit olarak görüyordu.  Dünya kapitalizmi artık 60’lı yıllara dönemeyecek kadar barbarlık çağına girmiş durumda ve bundan yakınan da yok ne yazık ki.

*: 19. ve 20. yüzyılın antiemperyalist ve antikapitalist mücadelesi sol tarafından sorgulanmalıdır. İşçi sınıfı merkezli mücadele yöntemleri artık yetersiz kalmakta. Yalnız demokrasi talebi de, ulusal kurtuluş teorileri de. Çünkü başka bir çağda yaşıyoruz. Sınıfsal çelişkilerin yanında başka toplumsal, ekolojik, cinsiyet, kültür, hayvan hakları, inanç, kimlik, göçmen, temel insan olma hakları gibi pek çok insan merkezli (Antroposantrizm) ve çevre merkezli (ekosentrik) sorunlar da eklendi. Hatta bu sorunların zaman zaman bir toplumsal kalkışma kadar da güçlü mücadele karşılıklarına tanık oluyoruz. Üretim, dağıtım, tüketim zincirinin hemen her ucunda kapitalizmin sınıfsal çelişkileri yaşanır. Bütün bunlar modern küresel kapitalizm çelişkilerinden kaynaklanır. Dolaysıyla hangi mücadele olursa olsun bunun küresel düzeyde antikapitalizme bağlanmak zorunda. Ulusal ölçekte toplumsal muhalefetin örgütlenmesi de yeterli değil bu çağda. Ulusal ölçekte örgütlenen her politik ve sivil toplum örgütlenmeler mutlaka küresel işbirliği, organik birlikteliklerle inşa edilmelidir. Solun tarihsel görevi kapitalizmin ortaya çıkardığı tüm sorunların kapitalist sisteme ait olduğunu göstermek ve toplumsal muhalefeti yerel ve küresel düzeyde örgütlemektir. Ulusal düzeyde kalan her örgütlenme milliyetçiliğe kapı aralar. Sol milliyetçiliğin taviz vermemelidir. Bunu defalarca acı bir deneyim olarak yaşanmıştır. Postmodern imparator ABD’yi ne bölgesel güçler, ne’de rakip güçler yıkabilir, geçici durdurabilirler ama yıkamazlar. ABD imparatorluğunu bütün dünya elle verip yarattı. ABD, dünya kapitalist sistemin bir sonucu. Dolaysıyla Amerika’yı Amerikan halkı ve dünya haklarının ortak mücadelesi yıkabilir. Küba, Vietnam işgalleri Amerikan halkının savaş karşıtı mücadelesi durdurdu. İran’a saldırısını Mollaların füzeleri değil sokağa çıkan 9 milyon ‘Krallara Hayır!’ diyenler oldu. ABD, İran’da yaratacağı tahribat ve trajediden çekinmedi savaş karşıtlarından çekindi ve çatışmasız askeri stratejiye mecbur kaldı. Hürmüz’de ABD yaratıcı ablukasına bu zemin hazırladı. Tastamam bu nedenle savaş karşıtlarıyla, göçmen haklarını savunanlarla, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkanlarla, çevre sorunları için sokağa çıkanlarla, Filistin ve Gazze’ye sahip çıkanlarla birlikte mücadele ve kampanyalar inşa edilmedir. Türkiye’de her hangi bir sektörde grev kararı alındığında Londra’da işçi kardeşleri destek verebilmelidir. ABD, Rusya, ÇİN veya başka bir emperyalist güce karşı silahlanarak, güvenlik yatırımlarını artırarak değil ezilen halkların, emekçilerin, sivil toplum örgütlerinin, kapitalizme karşı mücadele veren güçlerin küresel düzeyde dayanışmasına ve örgütlenmesine yatırım yapılmalı. Bu hayal değil, bugünün küçük ve mütevazı adımları yarının büyük yürüyüşlerini doğurur.

 

Kopyalandı

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü
  1. ‘MEKKE İTTİFAKI’ SAVAŞI ‘ÇERÇEVE YASA’ BARIŞI GETİRİR
  2. ON YIL ARANIN ARDINDAN İSTANBUL BARO’SUNDAN YÜKSELEN AŞİNA OLDUĞUMUZ PARAZİT SES: ÜMİT KOCASAKAL
  3. BİZİM DE Z KUŞAĞI VE PİKACHU KUŞAĞIMIZ VAR HEM DE BURNUNUZUN DİBİNDE BEYLER!
  4. HEY HAT!
  5. MÜESSES NİZAM: OTERİLERTERLİKTEN DİKTATÖRLÜĞÜ GEÇİŞ NİYETİNDE